Ha Fazıl Say, ha Melih Gökçek
FAZIL Say’ın “arabesk dinleyenleri” “yavşak” ilan etmesinin ardından başlayan kavga sürüyor.
Köşelerde hakaret, Twitter’da küfür boyutunda hem de.
Ben de izleyip eğleniyorum.
Say, önce Ahmet Hakan’la kapıştı bu konuyla ilgili olarak. Birbirlerine türlü hakaret ettiler.
Şaşırdım. Çünkü bir ara pek bir samimiydiler. Ahmet Hakan Nişantaşı’na yeni taşındığı günlerde, Fazıl Say’ın davetlerini kaçırmazdı. Belli ki, şimdi eski muhabbet kalmamış.
Cüneyt Özdemir’le de birbirlerine girdiler.
Niye anlamadım.
Ben kendi adıma arabesk de dinlerim. Murat Bardakçı da alay eder benimle, “Bunların hepsi alıntı” diye.
Abdülvahab’dan orijinallerini dinletir. Hakikaten çoğu çalıntıdır. Orhan Gencebay da, Selami Şahin de hep fazlasıyla esinlenmiştir. Ama keyif alırım.
Zaten bana göre arabesk, Türk tipi “heavy metal”dir. Aynı ezik, itilmiş, isyankâr ruh halini yansıtır.
Gerçi biri kadercidir, biri ise protest ama olsun. Yakındır birbirine.
İkisi de arada bir iyi gider.
Yavşaklık olduğunu hiç düşünmem.
Sık sık opera dinlerim. Hele Callas’a bayılırım. Bazı arkadaşlarım da bunun yavşaklık olduğunu düşünür, hatta söyler. Ben buna da katılmam.
Türk Sanat Müziği’ne de bayılırım. Onu da yavşaklık olarak görmem.
Rock ve caz da dinlerim. Hiç yavşak bulmam.
Türkü pek sevmem, birkaçı hariç. Dinleyenleri yavşak diye nitelediğim de hiç olmamıştır.
Hip hop falan hiç anlamam, hiç dinlemem. Hoşuma da gitmez zaten. Ama sevenleri yavşaklıkla suçlayamam.
Müzik zevki, kimseyi yavşak yapmaz bana göre.
Yavşak olan ne dinlerse dinlesin yavşaktır zaten.
Ve bana göre Fazıl Say’ın, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’ten hiçbir farkı yoktur.
Biri “Tükürürüm böyle sanatın içine” diyerek kendi anlayışı ve zevki dışındaki her şeyi dışlamıştır.
Diğeri ise kendi zevki dışındaki müzikleri dinleyenlere yavşak demiştir.
Alırsın birini vurursun öbürüne.
Hiç fark etmezler.
İkisi de iki farklı yönden gelerek aynı noktada buluşmuştur.
Ama en kötüsü, aynı yerde buluştuklarını bile fark edemeyecek durumdadırlar.
Ve bunlardan memleketimizde mebzul miktarda mevcuttur.
Dinledikleri müziğin hiç önemi yoktur.
Galatasaray’dan bir halt olmaz
BİRAZ tatil yapalım dedik, Galatasaray sayesinde burnumuzdan geldi.
UEFA ön eleme maçında kendi kendime sinirlenmenin dışında, gittiğim her yerde tanıyanlar soruyor, “Ne olacak bu Galatasaray’ın hali” diye.
Bir kere daha yazayım da, artık bu sıkıcı soruya yanıt vermek zorunda kalmayayım.
Hemen söyleyeyim.
Galatasaray’ın hali hiç iyi değil. Hatta rezalet ve yakın dönemde iyi olacağı falan da yok. Çünkü bir kulübün hali, yönetiminin haliyle müsemmadır.
Bugün Galatasaray’da, değil Galatasaray çapında bir kulübü, Yeşildirekspor’u bile yönetemeyecek bir yönetim var.
Daha doğrusu yönetim bile yok. Başkan Polat bütün otoritesini kaybetmiş durumda. Ne yönetimde, ne takım içinde hiçbir saygınlığı yok.
Yönetim içinde tam bir hizipleşme yaşanıyor.
Bir yanda Yiğit Şardan iplerin büyük bölümünü elinde tutuyor.
Diğer yanda Cemal Özgörkey, Şardan’a ve Polat’a isyan bayrağını açmış, alternatif bir yönetim oluşturmuş durumda.
Rahmetli Canaydın’ın miras bıraktığı Mehmet Helvacı, başka bir klik oluşturmuş.
Takımda tam bir başıbozukluk hâkim.
Futbolcular otobüsten inip taraftarla kavga ediyor, otobüste lafı geçecek bir yönetici yok. 20 yaşındaki delikanlılar Allah’a emanet.
Başkan futbolcuları aleyhine konuşuyor, futbolcular sağda solda Başkan hakkında dedikodu yapıyor.
Kimsenin kimseye saygısı kalmamış.
Yeni stadın gelirlerinin büyük bölümü kasaya inmiş ama harcanmış bile.
Ciddi kaynaklar yaratılmış ama aynı kaynaklar ciddiyetsiz bir biçimde har vurup harman savrulmuş.
Bu havayla bu Galatasaray’dan hiçbir halt olmaz.
Geçen sezonu bile ararız.
Haberiniz olsun.
Ne zaman adam oluruz?
Sevgi içermeyen saygının bir anlamı olmadığını anladığımız zaman.