ÇOCUKLARINIZI ANLATIRKEN UTANMAK?..
Ben, çocuklar arasındaki kader farkından çok rahatsız olurum. Onların eşit şartlarda büyümesini çok isterim.
Zeynep.
15 aylık.
Küçücük.
Anasının memesini emiyor daha.
23 yaşındaki küçük anası, 3 yaşındaki küçük ablası ile beraber, aş peşinde çalışmaya giden babalarına gidiyorlar. Kim bilir ne nedenle. Minibüse biniyorlar. Malum, yolda mayın döşemişler. Minibüs uçuyor, ana oracıkta ölüyor. Abla yaralı, başka bir hastahaneye gönderiliyor. Küçük Zeynep'in durumu ağır. Onu başka bir hastahaneye yatırıyorlar. Parmaklarının kesilme tehlikesi var. Televizyonda onu hastahane yatağında görüyorum. Küçücük, nasıl masum ,nasıl güzel. Süt annesi arıyorlar, emzirsin diye.
Diyorum ki nasıl bir yazgı bu? Hani, her yazgıdan, öğreneceğimiz bişey
olmalıymış ya.
Bu küçücük bütçeli, küçücük ailenin yazgısı?
Bu ne acaba diyorum. Nasıl bir ders almalıyız?
Hemen dersimi anlıyorum ve alıyorum. Ve aldığım dersi, bazı annelere
iletmem gerekiyor diye düşünüyorum.
O bazı anneler, hangi anneler?
Hani gazetelerde, köşelerinde, devamlı çocuklarını anlatan anneler var
ya. Tam da işte onlar. Sanki dünyadaki en akıllı ve en güzel çocuk onlarınmış gibi. Hatta teklermiş gibi. Anlatıkları her şey, çocuklar arasındaki eşitliği bozan şeyler. Hangi yuvaya vermişler, nereye tatile gitmişler, ne oyuncaklar almışlar. Çocuklar bilmiş, nasıl hesap sormuşlar
analarına, nasıl bu kadar şımarık olmuşlar...
Bir de fotoğraflar.
Hepsi varolmanın dayanılmaz hafifliği içinde.
Ben şahsen, sizin çocuklarınızı hiç merak etmiyorum. Ne yaptığınızı bilmek
istemiyorum.
Hatta anlattığınız çocuklarınızı, hiç sevmiyorum.
Anlatıklarınızdan utanmanın zamanı geldi.
Ülkenizin çocuklarını bir gözden geçirin.
Zeynep'i düşünün.
Tekrar utanın.
Lütfen.