Enflasyona endeksli tahviller
Hazine bu hafta önemli bir ihale yaptı. Tüketici Fiyat Endeksi'ne bağlı tahvil çıkardı. Vadesi 5 yıl gibi oldukça uzun bu tahvillere piyasanın ilgisi fazlaydı.
Gelen teklif 1.776 milyon TL olurken, Hazine bunun yaklaşık üçte birini kabul etti. Piyasa yapıcı bankalara da satılan 974 milyon lira ile birlikte toplam satış miktarı 1 milyar 580 milyon liraya ulaştı. Başarılı bir ihaleydi.
Hazine'nin daha önce de enflasyona endeksli tahvil satışları olmuştu. 90'lı yılların sonlarında biraz istemeyerek de olsa bu tahvilleri piyasaya sürdü.
O yıllar enflasyonlu yıllardı. Yüksek enflasyonda bu tür tahviller alıcısına ya da satıcısına ek maliyetler yüklüyordu. Yükün kime ve nasıl dağıtılacağının bilinmemesinin yarattığı belirsizlik, risk faktörünü ve dolayısıyla da maliyetini arttırıyordu.
Enflasyonun düşmeye başladığı yıllarda Hazine harekete geçti. Yanılmıyorsam 2006 yılında bu tür tahvilleri az da olsa piyasaya sürdü. Sonra da ara sıra ihale açtı.
Mart 2009 sonu itibariyle Hazine'nin toplam iç borç stoku içinde yüzde 3,8'i enflasyona bağlı tahvillerden oluşuyor. Oldukça düşük bir oran. Ancak maliyetinin sabit faizli tahvillerden daha yüksek bir düzeyde oluşması çekince yaratıyor.
BEKLENEN ENFLASYONU DA ÖLÇÜYOR
Enflasyona endeksli tahviller vadesinin uzunluğu ve piyasalara değişik seçenek sunma gibi avantajlara sahip. Özellikle belirsizliğin yoğun olduğu dönemlerde 5 yıl gibi uzun vadeli ve sabit faizli tahvil satmak zor.
Bu tahvillerin diğer bir özelliği de beklenen enflasyonu günlük ölçen yapısal niteliğe sahip olmaları.
Eğer bunlar ikincil piyasada işlem görüyorlarsa, piyasaların enflasyon beklentisine göre fiyatları değişiyor. Dolayısıyla da merkez bankaları günlük bazda ve piyasanın bekleyişleri doğrultusunda enflasyonist eğilimleri ölçme olanağını buluyorlar.
Bu kuşkusuz merkez bankaları için daha sağlıklı ve piyasa odaklı bir araç. Piyasa oyuncularından bazılarına tek tek enflasyon beklentilerini sormak yerine bu aracı kullanarak eğilimleri günlük ölçebiliyorsunuz.
Fikrin babası iktisatçı Milton Friedman. 80'li yıllarda İsrail Merkez Bankası'na bu öneriyi götürüyor. "Bu tür tahvilin piyasada fiyatı artıyorsa faizi düşüyor ve dolayısıyla beklenen enflasyon da azalıyor" yaklaşımını benimsetiyor.
İsrailli merkez bankacılar bu yöntemden yıllarca yararlandılar. Beklenen enflasyonu ölçtüler. Daha sonra gelişen pazarlara sahip ve enflasyonu düşük ülkelerde yoğun bir biçimde kullanılmaya başlandı. ABD yöneticilerinin de önemli enflasyon ölçerlerinden birisi de bu oldu.
İKİNCİL PİYASAYA GEREK VAR
Bizdeki kısıt enflasyona endeksli tahvillerin ikincil piyasasının olmamasından kaynaklanıyor. Bu tür tahvilleri alanlar vade sonuna kadar ellerinde tutmayı tercih ediyorlar. Enflasyon üzerinde getiri elde etmeleri nedeniyle satmak istemiyorlar. Bu da derin bir ikinci piyasanın oluşumunu engelliyor.