Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Küresel krizin odak noktasındaki bankacılık sektörüne sonunda sıkı düzenlemeler geliyor.

        Krizin ortaya çıkışından bu yana üç yıla yakın bir süre geçti. Somut bir şey yapılmadan konu sadece tartışıldı, fikirler üretildi. Ne var ki, bu tartışmalar hep kağıt üzerinde kaldı.

        Geçtiğimiz Cuma günü Goldman Sachs olayı patlak verince artık yasal çerçeve süratle oluşur diye düşündüm. Nitekim Başkan Obama’nın Goldman olayını öğrenince “türev piyasalarının kontrolünü içermeyen yasayı boykot edeceğini” söylemesi tartışmalara son noktayı koyacak gibi görünüyor.

        Bu iş bizi neden ilgilendiriyor diye sormayın. ABD bankacılık mevzuatındaki boşluklardan çıkan kriz hepimizi perişan etti. Onun için yapılacak düzenlemelerin bizim geleceğimize de etkileyeceği noktasından hareketle takip edilmesi gerektiğine inanıyorum.

        GÖRÜŞLERDEKİ TEMEL FARKLIKLAR

        ABD’deki yapılması düşünülen bankacılık düzenlemelerinde iki ana konuda farklı görüşler var.

        Birincisi, banka büyüklüğüne ilişkin.

        Batırılmayacak kadar büyük ya da küresel düzeyde sıkı bir entegrasyon içinde bulunan bankalar problemini çözmek için bir grup bu tür bankaların küçültülmesi tezini savunuyor, başka bir grup büyük bankaların siteme sağladıkları yararlara dikkati çekiyor.

        Özellikle, büyük ya da küresel entegrasyonu güçlü banka sorununun abartıldığını ileri sürenler yönetim ve denetimi oldukça zor olan bu bankaların parçalanmasını istiyorlar. “Bunlara gereksinimiz yok” diyorlar.

        Dünyada sayıları 20 ile 25’i geçmeyen “büyük” bankaları parçalayarak küçültmenin bir yarar sağlanacağı fikrinde değilim. Bu bankaların ölçek büyüterek sistemin etkinliği artırdıkları bir gerçek. Denetimleri sıkılaştırılarak kontrol altına alınabilirler.

        Ayrıca geçmişteki finansal krizlere şöyle bir baktığımızda krize neden olan bankaların çoğunun küçük ve orta ölçekli bir nitelik taşıdıklarını görüyoruz.

        ABD’de de 1929 büyük buhranı yaratan küçük ve orta ölçekli bankalardı. Son kriz ise bankaların büyüklüğünden çok denetimsizlikten ya da denetleyenlerin konuları bilmemelerinden kaynaklandı.

        Cuma gücü patlayan Goldman olayı ise açık ve seçik yolsuzluk kokuyor.

        Beklentim, büyük bankalarda küçültme operasyonuna gitmeden denetimi sıkılaştırarak sistemin düzenleneceği yönünde.

        DENETİMİN KAPSAMI

        Denetimin hangi tür bankacılığı kapsayacağı ve hangi işlemlere kadar uzanacağı ise görüş ayrılıklarının ikinci boyutunu oluşturuyor.

        Yılın başlarında ABD eski Merkez Bankası Başkanı Paul Volcker, Obama’yı denetimin sadece bankacılığı kapsaması konusunda ikna etmişti.

        Buna karşı Senatör Dodd hazırladığı yasa tasarısı banka olsun ya da olmasın tüm finansal kurumların denetlenmesini, sermaye yeterliliği, likidite rasyoları, risk yönetimi ve türev ürünlerinde sıkı düzenlemeler yapılmasını içeriyor. Deneticilere gerekirse bu kurumlara el koyma yetkinin verilmesi bile isteniyor.

        Bu iki ayrı yaklaşım Obama’nın direktifleri ile şekillenecek. Goldman olayından sonra görünen o ki, sıkı ve kapsamlı düzenlemelerden artık kaçınmak güç.

        İngilizler ise bu konularda daha liberal. Bankaların daha fazla sıkıştırılmasına karşılar.

        Avrupa Birliği ise halen seyirci durumunda. Ortak bir görüş oluşamadı. Her kafadan ayrı ses çıkıyor.

        Goldman olayının bankacılık düzenlemelerinin yapılmasına hem hızlandırıcı, hem de yön gösterici katkıda bulunacağı kesin.

        Diğer Yazılar