Para politikasındaki eksen değişimi geçici mi, yoksa sürekli mi?
Merkez Bankası kısa bir süre içinde enflasyon hedeflemesine dayalı para politikasından “düşük faize, yüksek zorunlu karşılıklara” odaklanmış bir başka eksene geçti.
Şimdi sorular bu değişimin sürekli mi yoksa geçici mi olduğu üzerinde yoğunlaşıyor.
Bu konuda kesin işaretler yok.
Yetkililer “bir bakalım, sonuçlarını görelim” yaklaşımı içinde. Piyasa oyuncularının kafası karışık. İhracatçı memnun olup olamayacağına karar veremiyor. Hükümet ise düşen ve bu eğilimini sürdürecek faizlerden mutlu olduğunu her vesile ile belli ediyor.
Kanımca “düşük faiz ve yüksek zorunlu karşılık” üzerine yapılandırılmış bir para politikası stratejisi olamaz. Bu tür bir politikayı dünyaya, kamuoyuna ve piyasalara anlatıp Merkez Bankası’nın temel görevi olan fiyat istikrarını nasıl sağlayacağına inandırmak yıllar alır. Tabii bu politikanın sonuçları olumlu çıkarsa.
Yok eğer deneyimsel bir yaklaşımla bu işe girişildiği ve uygulama sürecinin fazla uzamayacağı konusunda görüşler ortaya konursa o zaman davranışlar da değişir.
Bu süre içinde dünyada artması beklenen enflasyonist eğilimleri, uluslararası sistemde mevcut fazla likiditenin çekilmesini ve bunların yansıması sonucu yükselecek faizlerin durumunu da yakından izlemek gerekir.
Para politikasında eksen değiştirmek riskli bir iştir. Umarım fazla hasar vermez.
Tekstilciler sevinçli
Bu günlerde tekstil ve hazır giyim sektörü sevinçli. Hükümet dışarıdan gelen ve haksız rekabet yaratan ithalat için bazı önlemler almaya başladı.
Dış Ticaret Müsteşarlığı’nın 13 Ocak 2011 tarihli bir tebliği ile Avrupa Birliği ve Serbest Ticaret Anlaşması yaptığımız ülkeler hariç diğerlerinden ithal edilecek kumaş ve konfeksiyon ürünlerine vergiler koydu.
Kumaşta yüzde 40, konfeksiyonda ise yüzde 30 oranında ve fakat ülke gruplarına göre azalacak bu vergi uygulamasına Bakanlar Kurulu Kararı çıktıktan sonra başlanacak.
Kişisel olarak korumacılığa karşıyım. Ne var ki korumacılık yapmamak uğruna haksız rekabet yaratan ve Türkiye ile anlaşması bulunmayan ülkelere gereksiz olanaklar tanınmasına da taraftar değilim.
Kumaş ve konfeksiyonda böyle bir durum söz konusu. Çin ve Hindistan gibi tekstil sektöründe güçlü ve rekabeti değişik biçimlerde uygulayan ülkelerin, bu mallarını vergisiz ve sınırsız bir biçimde Türkiye’ye ihraç etmeleri rekabet kurallarını zorluyor.
Bunun üzerine harekete geçen Dış Ticaret Müsteşarlığı haksız rekabet yapıldığı belirlenen tekstil ve hazır giyim ürünlerinde zarar tespitleri için 24 aya yaklaşan detaylı inceleme yapmış. Bu incelemelere dayanarak da karar verilmiş.
Alınan bu kararın Serbest Ticaret Anlaşması bulunmayan ve fakat görüşmeleri süren Çin gibi bir tekstil devini anlaşma yapmaya zorlaması açısından da olumlu buluyorum.
Ucuz malların gümrüksüz gelmesi ile fiyat artışlarının sınırlanacağı görüşlerine ise katılamıyorum. O takdirde döviz kuru rejimine ya da Merkez Bankası’nın fiyat istikrarını sağlama görevine ne gereksinim var diye sormak gerekir.