Ekonomi politikaları dönemsel ya da uzun vadeli olabilir.

Kimi zaman tercihler öncelenebilir. Bazı hallerde canlandırmayı tercih edip külfetine katlanırsınız.

15 Temmuz sonrasındaki canlandırma adımları böyledir örneğin. Ülkeye karşı saldırı artık fiili hal almışsa siz de ekonominizi ayakta tutmak için adımlar atarsınız. O zaman makro, mikro, model pek düşünmezsiniz. Bağımsızlığın fiyatı olmaz.

Diğer yandan, her seçimin bir bedeli ve sonucu olur. Bedeli bütçede açılma, sonucu enflasyon ya da cari açık olabilir.

Ekonomik modelimizin tıkanma emareleri gösterdiği son yıllarda seçimler hep %5 ortalama büyümeyi tutturmak lehine yapıldı. Oysa 5 büyümeyi mevcut koşullarda sürdürmemiz oldukça güçleşmişti.

Milli paramızın devamlı olarak aşındığı, enflasyonun kolaylıkla yükseldiği, arsa & arazi spekülasyonunun sonuna gelindiği, dış politikada çatışmacı ortamın doğduğu ve finansal istikrarın bozulmaya başladığı bir evreye geçtik.

Böyle bir ortamda ne yaptık?

Kısa vadeci ve iç talebi canlandıracak önlemler aldık. Çünkü reel sektörün finansmanında sağlıksız bir yapı oluştu ve sık sık sandığa gittik.

Ne yapmalıydık?

Enflasyonu düşürmeliydik.

 

*

İç talebin öleceği zaten belliyken tüm melaneti öne çekip temiz bir sayfa ile 2019-20 dönemine girmeliydik. Böylece şimdilerde uğraştığımız birçok sorun da kolaylıkla hallolurdu.

Hangileri mi?

Örneğin enerji sektörü.

Malum, 47 milyar doların 13 milyar dolarında batık ya da batığa çalan bir renk var. Çeşitli kurtarma modelleri tartışılıyor ancak meselenin özü elektrik fiyatı değil mi? Gazın fiyatı değil mi? Sağlıklı ve tam liberal bir enerji piyasası olsa bu şirketlere çoktan talipler çıkardı.

Her şeyden önce TL’miz aşırı değer kaybetmese, yurt içi elektrik fiyatları değer yitirse de yük taşınabilir bir halde olmaz mıydı?

Enerji kadar sorun yaratan başkaca alan deyince akla konut geliyor. Neydi konutun sorunu? Ulaşılamaz fiyatlara yükselmesi ve halkın alım gücünün git gide gerilemiş olması. Fiyatlar neden inemiyor? Çünkü inşaat maliyetleri %30’larda artıyor.

Oysa ki düşün enflasyon ortamında maliyetleri kontrol etmek, finansman bulmak kolaydı. Üstüne üstlük düşük faizlerle mortgage bulmak da kolaydı. Şimdi sektörde %40-50’li saç tıraşlı kurtarmalara gündeme gelmek zorunda kalacak ne yazık ki.

 

*

Bütçede ilk 5 ayda 67 milyar TL açık verdik. Sadece yüksek faizin hepimize yükü 15 milyar TL’yi aşmış durumda. Tek haneli enflasyon ile bu süreci atlatsak bir parça merhem olurdu.

Mevduat faizlerini ve ardından kredi faizlerini bunca yüksek seviyelerde görmek durumunda kalmazdık örneğin. Yüksek enflasyon ortamı aynı zamanda yüksek reel faiz talebi de doğurdu. Anımsayalım, 2 yıl öncesine kadar ülkemizde negatif faiz ortamı vardı. Şimdi beklenen enflasyonun neredeyse 10 puan üstünde faiz talep edilir oldu!

Enflasyon yükselmeye başlayıp da ekonomik aktivitede yavaşlamanın ucu göründüğünde önümüzde iki patika vardı.

Enflasyonu düşürüp, iç talebi kısacak ve işsizliğin arttığına şahit olacaktık. Ardından piyasa kendini düzeltecek ve düşen enflasyon ortamı ile yeniden canlanma başlayacaktı.

Diğer seçenek ise talebi canlı tutmaya çalışmaktı. Bu kez hem enflasyon hem işsizlik yükselecekti. Ancak ekonomik aktivite devamında yine zarar görecekti.

Kolay görünen, enflasyonu düşürmenin külfetine katlanmaktansa talebi canlı tutmaktı. Buna kapıldık. Şimdi toparlanmanın gecikmesi bundan.

3. çeyrekte enflasyon düşecek. Çok şükür. Ancak son çeyrekte yine çıkacak. İkisinde de baz etkisi etkili olacak. Memlekette enflasyon rejimi değişmesin diye bu kez fırsatı kaçırmamak gerekiyor. Enflasyon rejimi tek haneden çift haneye döndü mü başka bir manzara ile karşı karşıya kalırız.

Bu yüzden enflasyon düşmeliydi. Hala da düşmeli.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!