Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

 

Kriz nedir?

Bir olay mıdır? Bir süreç midir?

O ana bizi getiren olayların bütünü müdür?

Farklı görüşler var elbette.

Örneğin Japonya Fukushima’daki nükleer sızıntı bir krizdi ya da Sovyetler’deki Çernobil nükleer patlaması. ABD’de Lehman’ın batışı bir krizdir örneğin. Tek seferde. Bir gecede!

Krizlerin kristalize olup herkesin kani olduğu ortaya çıkma anları var. Bir de içinde yoğrulduğumuz kriz halleri var.

Lehman’ın içinde kavrulduğu finansal sallantı da bir krizdir. Süreçtir. Yugoslavya’nın zaman içinde farklı etkenlerle dağılması kriz sürecidir. İngiltere’nin ‘AB’den çıkmayalım ama bir ders verelim referandumunda’ seçmenlerin dümdüz çıkma yönünde oy vermeleri bir kriz midir? Sanırım evet.

Duvar’ın yıkılması komünizm için, Irak’ın işgali Körfez için, Suriye’nin iç savaşı coğrafya için ve 11 Eylül saldırıları önce Amerika, ardından etkileri bakımından dünya için krizdir. Kimileri o gün fark edildi. Kimileri ise zamanla etkilerini hissettirdiler.

Olayların peşi sıra gelen önlemler başka sonuçlar doğurdu. Sosyal ve ekonomik değişimlere gebeydi artık muhatapları…

*

Türkiye’de fert başına milli gelir milenyumun ilk yılı ile beraber devamlı olarak yükseldi. Türkiye’nin dünyada kapladığı alan da arttı. Bunu hem küresel milli hasıladan aldığımız paydan hem de global ticaretteki yerimizden ölçebiliyoruz. Ufak aksaklıklar ile birlikte bu eğilim 2013’e kadar sürdü.

2013 yılında görülen 12.500 doların ardından her yıl fert başına gelirimiz ya düştü ya yerinde saydı. Sonunda 9.300 dolara kadar indik.

Gezi Parkı protestoları ile ülkenin neredeyse tamamında geniş çaplı gösteriler yapıldı.

Ülkenin içinden tehlikeli bir örgüt söküp atıldı. Temizlik hala devam etmekle birlikte, sayısı yüzbinlere varan kişi hakkında tahkikat yürütüldü ya da davalar açıldı. Ardından bu örgütün girişimi ve başını çekmesi ile bir darbe girişimi yaşandı.

Türkiye, dış ilişkilerde konumunu yeniden belirlemeye çalıştı. Batı ile olan ittifak zayıflarken Rusya ile dalgalı ancak çoğunlukla anlayışa dayalı bir ilişki gelişti. Coğrafyamızda bulunan birçok ülke ile ilişkiler donma noktasına geldi. Ülke, durduğu yeri ve kimliğini yeniden tanımlama ya da kendini dışarıya anlatma ihtiyacı hissetti.

Özellikle son yıllarda seçimlerin sayısı arttı ve yönetim sistemi değişti. Halk, devamlı siyasetin baskın olduğu ortamda yoruldu.

Eğitim, hukuk gibi alanlarda çağı yakalayacak ve ekonomik faydayı artıracak düzenlemeler beklerken işler tam tersine gitti. Türkiye dünyada eğitim ve hukuk endekslerinde devamlı olarak sıra kaybetmeyi sürdürdü.

Ülkemiz bulunduğu coğrafyada sağlam kalmayı başardıysa da yakın iklimlerde yaşananların neticesinde 4 milyona yakın mülteciye ev sahipliği yaptı. Bunun sosyal dokuya ve bütçeye maliyeti içeride basıncı artırır hale geldi.

Bunlar olurken açılımlar denendi, süreçler sonlandı. Tarihe mal olacak büyüklükte davalar yaşandı. Çok sayıda mağdur yaratıldı. Medya yoluyla yaratılan rıza hakikat – ötesi çağda eşi az görülür örnekler sergiledi. Bilgiye güven zedelendi.

Zamana yayılan ve birçok ülkenin tarihi boyunca yaşamadığı olaylar silsilesini sıkıştırılmış şekilde yaşayan ülkemiz zamana yayılmış şekilde kendi krizini ve değişim sürecini geçirmektedir.

*

Krizler ortaya çıktıktan sonra karar vermek ve çözmek bir sanat. Her birey, her ülke bunu farklı uyguluyor. Tüfek, Mikrop ve Çelik’in yazarı Jared Diamond son kitabında ‘Upheaval* / Çalkantı ve değişim’ bunu anlatıyor.

Peki çözüm için kendisine göre reçete nedir?

Kısaltarak aktarıyorum. İlk öne sürdüğü şart ülkenin durumu kabullenmesi. Böylece değişime ve çözüme ihtiyaç olduğu konusunda konsensüs sağlanmış oluyor. Dürüst bir öz-değerlendirme ve peşi sıra bir plan oluşturmak gerekiyor. Öyle ki oluşturulacak plan o ülkenin kimliği ile uyumlu ve uygulanabilir olmalı. Dış yardım gerekip gerekmediği konusunda karar veriliyor, önceki krizler ve dış ülkelerin doğruları inceleniyor.

Sancılı bir periyodun ardından çözüm geliyor…

Türkiye içinden geçtiği buhranın farkında ve reform başlığı altında hem iktidardan hem muhalefetten önermeler duyuyoruz. Halkta zaten kökten çözüm beklentisi giderek artmakta. Anlıyorum ki ihtiyacın farkına varılmış. Ne var ki dürüst bir değerlendirme ve gerisini getirme konusunda henüz yolun başındayız Diamond’un yöntemine itibar etmek gerekirse.

* Diamond, Jared. 2019. Upheaval, How Nations Cope With Crisis and Change. Great Britain: Penguin Books

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!