Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

TÜİK Mart dönemi iş gücü verilerini açıkladı. Bu dönem Şubat - Mart – Nisan aylarını kapsıyor. Buna göre Mart döneminde memleketimizde işsizlik oranı %14,1’den %13,2’ye indi.

Malumunuz üzere, pandeminin etkilerini martın ikinci yarısından itibaren müşahede etmeye başladık. Bu sebeple gelen verilerden olanı biteni kerhen anlamak mümkün.

İstihdam konusu, rakamların arasında kaybolmak için en uygun alanlardan biri. Nereden baktığınıza göre de kolaylıkla değişebiliyor. Örneğin, Amerika’da 9 haftada 30 milyondan fazla insan işsizlik maaşına baş vurmasına rağmen istihdam verisinde 2,5 milyon kişilik yeni iş yaratılması Başkan Trump için propaganda malzemesi oldu.

Nasıl?

Bunca sıkıntı arasında Amerikan ekonomisi rekor iş yarattı diyerek. Elbette durum biraz daha farklı. İşsizlik resmi, içindeki aylık bir istihdam kazanımından daha büyük. Bu arada BLS / Amerikan TÜİK’i verileri manipüle etmekle sonuçlandı.

İnsanlar evlerinde ve işsizlik sayıları çok yüksek olduğu için veriler şaşırtabiliyor. 2 aya yakın içine kapanan İtalya’da işsizliğin %10’dan %7’lere düşmesi gibi. Ne oldu? İşsiz ordusu yok mu oldu?

Hayır.

Ancak evde oturanlar işsiz sayılamadı, anketlere yanıtlar verilemedi vs...

*

Türkiye’deki durum da farklı açılardan anlatınca tam olarak anlaşılamıyor. Bunun için temel kavramları bilmeliyiz.

En basit ve doğru hali ile bir ülkede çalışma çağında olup da çalışmaya istekli insanlar bizim iş gücümüz oluyor. Bunlar arasında çalışma niyeti beyan edip çalışamayanlara işsiz diyoruz. Çalışan ve çalışmayan insanlarımızın hepsi bizim iş gücümüz oluyor. Bu insanlarımız içinde çalışmayanların toplama oranı da işsizlik verimiz oluyor.

Ancak işsiz tanımı işin doğası gereği bizim anladığımız kadar basit yapılmıyor. Bakın TÜİK kabaca şöyle tarif ediyor:

‘’Referans dönemi içinde istihdam halinde olmayan (kâr karşılığı, yevmiyeli, ücretli ya da ücretsiz olarak hiç bir işte çalışmamış ve böyle bir iş ile bağlantısı da olmayan) kişilerden iş aramak için son üç ay içinde iş arama kanallarından en az birini kullanmış ve 2 hafta içinde işbaşı yapabilecek durumda olan tüm kişiler işsiz nüfusa dahildirler’’

Bu sebeple;

* Kısa çalışma ödeneğinde olan

* İzne çıkarılmış olan

* Bu dönemde ankete yanıt veremeyen

* İş aramaktan bıkmış kimseler

- iş gücüne dahil olmuyorlar. Bu sebeple de işsizlik düşük görünüyor.

Bu sebeple işsizlik oranı üzerinden emek piyasasında ne olup bittiğini okumak mümkün değil. Hele işten çıkarmanın neredeyse yasaklandığı şu ortamda. Buna bir de iş aramaktan vazgeçenleri ekleyelim. Ortada işsiz kalmıyor.

Elbette ve ne yazık ki durum tam bu değil.

Tarım dışı olarak ölçtüğümüz istihdam 2012-17 arasında aylık ortalama 70 bin civarında artıyordu. 2018’in gelişi ile beraber resim değişti. Mart ayında ise burada düşüş 981 bini buldu.

Aslında bakılırsa mesele son ayda ne olduğundan daha fazlasına işaret ediyor. Türkiye ekonomisinde iş gücü piyasasındaki kanama 2018 yılı sonunda başladı. Aşağıda yine TSKB’den aldığım grafik eşliğinde bakalım.

Ülkemizde iş gücüne katılım oranı çeşitli sebeplerle 4 puana yakın düşerken, bu katılım içinde istihdam edilenlerin oranı da hızla geriliyor. Yani hem çalışacak insan hem de bunlara açılan imkanlar geriliyor.

Sözün özü, oranlardan ve çokça rakamdan arındırınca resim netleşiyor. Ülkenin iş yaratma kapasitesi geriliyor. Nüfus artışı da daim olduğundan işsizlik ve aslında çalışıyor gibi görünme artıyor. Daha ironik şekilde söylersek, işsizlik artıyor ama işsizlik oranı düşüyor.

Üstelik bu problem sadece bugüne ait değil. Covid19 mevcut durumun daha trajik boyutlara ulaşmasını sağladı.

İşsizlik fonu üzerinden yapılan yardımlarla kısa vadede yapılan pansuman gerekli ve elzem. Diğer yandan, uzun vadede ne yapacağımız konusu dünün olduğu kadar bugünün de en yakıcı konusu.

Yıllarca 5 büyüyüp 10 işsizlik üreten ekonominin artık çok daha düşük büyüme oranlarına indiğini düşünecek olursak bu işi neden çözmek zorunda olduğumuzu görebiliriz. Evinde sessizce oturup işsizim demeyen insanlar olması onların evde oldukları gerçeğini değiştirmiyor. Üstelik bunu korumacılığın arttığı, sermaye akımlarının pozitif girdi üretmediği bir zamanda yapmak zorundayız.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00