Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

İlk iki yazıda* borsanın kolay lokma olmadığını ve burada var olabilmek için yatırımcıların yapması gereken doğruları tartışmıştık. Borsadaki yeni süreci masaya yatırmıştık.

Bu yazıda yatırım yapmaya karar vermiş tasarruf sahipleri için aracı kurumların, borsanın ve düzenleyicinin neler yapmaları gerektiğini tartışmaya çalışacağım.

Borsadan hisse senedi almak için tek başınıza karar vermeniz yetmiyor. Bu paylara sahip olabilmek için arada bir kuruma ihtiyacınız var. O kurumlarda hesap açıyorsunuz. Ardından yatırdığını varlıklarınız ile tasarruflarınızı hisse senedine dönüştürebiliyorsunuz.

Merkezi Kayıt Kuruluşu ve Takasbank nezdinde böylece tanınmış oluyorsunuz. Yarın öbür gün paranız batan bir kurumda yanmasın ya da hakkınızı ispat edebilin diye böyle bir sistem var.

Buraya kadar her şey aracılık ile ilgili.

Siz işlem emrinizi bir kanal vasıtası ile iletiyorsunuz. Aracı kurum da sizin için karşı kurumla gereken bilgileri örtüştürerek işlemi yapıyor.

Gel gelelim iş burada bitmiyor.

Bunun dışında aracı kurumların yapması gerekenler var. Her şeyden önce doğru bir bilgilendirme yapmalılar. 70 civarında aracı kurum ve portföy yönetimi şirketinin belli ki bu talebi karşılaması mümkün değil. 80 milyon nüfus, 1,5 milyon yatırımcı...

En azından bir robo advisery / makineleşmiş tavsiye sistemleri inşa etmeleri gerekiyor. Tahta derinliğine, ‘şurası gidiyor yapışalım’ işlemlerine ya da hacmin arttığı sığ tahta kovalatmak yerine böylesi çok daha sağlıklı olacak. Yatırımcının bol olması değil uzun vadeli yaşaması esas olmalı.

Aracı kurumların bir bölümünün geride kaldığı bir konu da BIST Tüm şirketlerine servis vermemeleri. Sadece BIST30 şirketlerinin bazılarına araştırma raporu yazılıyor. Yok denecek kadar az sayıda 30 endeks dışı şirketin profesyonelce araştırıldığını görüyoruz. Devamlı olarak sermayeyi tabana yaymak istiyorsak ve yatırımcıların da bu şirketlere yatırım yapmasından yanaysak bu işin akışını değiştirmeliyiz.

Özel sektör tahvil ihraçları için de bu böyle. İhraca çıkılırken -aynen şirketlerin halka arz edildikleri gibi- bir izahname ile tasarruf sahiplerinden para isteniyor ve iş orada bitiyor. Yatırımcı orada değeri ve olanı biteni görebiliyor. Sonra bir daha şirketten haber alamıyor. Evet bilançolar açıklanıyor ama bilanço okumak zaten zor. Kaldı ki dünyanın en büyük fonları bile konferans görüşmeleri, özel toplantılar ve düzenli bilgilendirmeler istiyorlar.

Şirketin ruhunu anlamak için.

Araştırma kapsamı genişlemeli. Daha fazla şirket daha doğru yönlendirme yapmalı. Yoksa piyasada orman kanunları geçerli olacak...

*

Bu süreçte Borsa’nın da rolü oldukça önemli.

Çok net ve az sayıda öneriler yapmak isterim.

Özellikle küçük şirketlerin önemini vurgulamak ve öne çıkarmak için bir küçük şirketler endeksi kuralım. Aynı Amerika’daki Russell endeksleri ya da Çin’deki Chinext gibi. Ardından buraya yönelik yatırım araçlarını türetelim. Endeks kontratları vs.

Böylece yatırım fonları ya da endeks vadelileri kanalı ile yatırımcılar kendileri adına ‘küçük şirketleri’ seçen profesyoneller kanalı ile daha makul yatırım yapabilirler.

Borsa’da yatırım kültürünü geliştirecek ve ekonomik beklentileri anlatacak, şirketleri anlamayı kolaylaştıracak eğitimler yapılabilir. Bunlar fiziken ve canlı / online yayınlar ile geniş kitlelere yayılabilir. Bu, kültürün gelişmesi ve yatırım işini anlamak için elzem.

Keza ben geriye dönük taradığımda Borsa’daki konuşmaları pek yatırımcı kültürü ile bağdaştıramadım. Asimetrik savaştan mecelleye, tanklara karşı duran adamın motivasyon konuşmasına kadar oldukça renkli bir konuşma geçmişi var ancak bunlar yatırımcı için geliştirici nitelikte değil.

Borsadan sıfırlar hızlıca atılırsa sadeleşme yönünde bir adım atmış oluruz. Yüz binde bir endeksin belli ki mazisi var, binler daha makul diye düşünebilir yatırımcılar.

Bir konu da tabela şirketleri. Borsa’nın belki de SPK ile el ele verip böyle şirketler var mı, varsa yapılması gerekenler diyerek süreci ilerletebilirler.

*

Son olarak, Sermaye Piyasası Kurulu ve onların yapabileceklerini konuşmamız gerekiyor. Yatırımcı camiası içinde her aksiliğin SPK tarafından düzeltilmesi gerektiği yönünde kısmen haklı ancak kısmen de haksız bir inanış var.

SPK son düğme. Öyle de olmalı. Ancak kurumun izleme yöntemleri tam olarak günün ihtiyaçlarına cevap verebilecek düzeyde mi öncelikle bunu kontrol etmeliyiz. Çünkü görünen o ki yeni dönemde yasal olmayan işler popüler sosyal medya karakterleri ve bol bol hesap açılarak yapılıyor. SPK buralarda çok daha çevik olabilmeli.

Bir diğer konu SPK’nin yetkileri. Aynen kapkaçta ya da tacizde olduğu gibi yakalandı / bırakıldı hikayeleri ile geçiyor ömrümüz. Oysa Amerika’da SPK’nin dengi olan SEC çok daha geniş yetkilere sahip. SPK bir araştırmaya, haklı sebeplere dayanarak girdiğinde MASAK ve diğer ilgili tüm kurumlar ile hızlıca sonuca gidebilmeli. Bunun için Sermaye Piyasası Kanunu ve diğer Kanunların da uyumlu olması gerekiyor.

Gerçekten yetkisi olan bir SPK karşısında piyasa dolandırıcılığı ve tasarruf sahiplerinin haklarının yenmesi neredeyse imkânsız hale gelecektir.

Bir diğer öneri de aynen ABD’de olduğu gibi ‘fair fund / adil fon’ uygulamasını konuşmalıyız. Basitçe, yasa dışı borsa hareketleri sonucunda yatırımcılar eğer para kaybetmişlerse bu fon, illegal şekilde kazanılan miktarı yakalıyor ve bunu fona geri yatırıyor. Yatırımcılar da kayıplarının en azından bir bölümünü buradan tazmin ediyorlar.

Bu seriyi bitirirken;

Yatırımcının bilmesi gereken altın kural bilinçli olmak. Borsa oyun ya da kumar değil. Yüksek kaldıraçlarla ve kulaktan dolma bilgiler ile ve bir hobi gibi icra edilemez borsa yatırımcılığı. Sizi kimse kendinizden koruyamaz. Ardından da endüstrinin yapması gerekenler geliyor.

Önce siz, kendiniz. Sonra düzenleme ve denetleme gelecek.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00