Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Pandemi sonrasında hemen her ülke benzer bir tepki kümesi oluşturdu.

Merkez bankaları indirebildikleri kadar faiz indirdiler / alabildikleri kadar varlık aldılar / hükümetler destek programı açıklayıp mali genişlemeye gittiler.

Bu mali genişleme de genellikle 3 ayaktan oluştu. Çalışma ve iş kaybını telafi edecek harcamalar. İşletmelere verilecek krediler için karşılıklar ya da garantiler. Batma noktasına gelmiş işletmelerden hisse alımı.

Kamu ve kurumları tüm gücüyle krizi hafifletmeye girişti. Birkaç yıl önceki Avrupa krizinde ve 2009 küresel finansal krizde de böyle olmuştu. Oysa o yıllara kadar dünyada çok uluslu şirketlerin gücünden, küreselleşmenin dönüştürücü gücünden dem vuruyorduk.

Oysa şimdilerde tek ayakta kalan kamu. İşlerin akışını sağlayan da kamu.

Aslında bakılırsa ticaret savaşlarının hüküm sürdüğü şu çağda kendi endüstrilerini korumak, gümrüklerini berkitmek, istihdamı korumak gibi çoklu ve zorlu görevleri var kamunun. Kural bazlı ticaretin dayandığı omurga günden günde çatlıyor.

Dünyanın liderliği emanet ettiği Amerika, Dolar’ını ve finansal gücünü yeni savaş makinesi ve tehdit unsuru olarak devamlı yardıma çağırıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kendi elleriyle kurduğu kurumları ya kaldıraç olarak kullanıyor ya da altını oymaya çalışıyor. Kurduğu oyunu bozuyor.

Girişimcilik, serbest girişim ve piyasa ekonomisi devamlı olarak ‘error’ veriyor. Ülkeler, şirketler, kurumlar ve kişiler devamlı olarak kurtarılmak zorunda kalınıyor. Sanki sürekli olarak dünyanın sonunun geldiği o klişe filmlerin final sahnesini yaşıyoruz.

‘Öyleyse’ diyor, siyasetçiler ve çeşitli teorisyenler...

Girişimi özel sektörün elinden neden almayalım? Gücü neden paylaşalım?

Ayrıca artık ismi tartışılabilecek ancak özünde bir savaş halindeyiz. Uluslararası tehditler arttı. Güçlü liderliğe, politik koordinasyona, özel sektör ve kamunun aynı yöne baktığı bir ortama, tüm imkanların seferber edildiği bir alarmist tepkiye ihtiyaç var.

Bunu kim yapacak? Tüm bunların yönetimini kim sağlayacak?

Hâlihazırda başarısız olmuş özel sektör mü yoksa devamlı onu kurtaran kamu mu?

Böyle bir okuma yapanların yanıtı belli...

Kamu bu işi hangi yollarla yapacak?

Varlık fonları ile yatırım yapıp stratejik sektörleri savunarak, kamu bankaları ile kredilendirip ticari işletmeleri hayatta tutarak, girişime ve girişimciye destek ve ortak olan kamu kurumlarını büyüterek (KGF, KOSGEB modelleri), gümrük duvarlarını yükseltip içeride üretimi destekleyerek, AR-GE faaliyetlerinde bizzat bulunarak ya da destekleri ayarlayarak. Yabancıların şirket satın almaların önünü kimi hallerde keserek.

Bunların yöntemleri elbette sermaye kontrolünün çeşitli formlarına tekabül edecek. Liberal ve kural bazlı küresel ticaret şekil değiştirecek.

Yukarıda saydıklarım, bundan sonra karşılaşacağınız yeni dünya düzeninin prematüre bir şekilde ortaya konulmasıdır. Özel sektörün ekonomideki yerini bırakmaya gönüllü olup olmadığını bilmiyoruz. Hatta özel sektörün bu gidişatı tam olarak böyle okuyup okumadığını da tam bilmiyoruz.

Devletin artan ağırlığı yeni bir yaşam ve yönetim biçimi de demek olabilir aynı zamanda. Birey / toplum – devlet ilişkileri buna göre yeniden tanzim edilmek zorunda kalabilir. Bunlar potansiyel çatışma alanları.

Hazır mısınız?

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00