Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Son 2 yazıda Kovid-19 öncesinde başlayan ancak pandemi ile güçlenen bir eğilimi anlatmaya çalıştım. Kamunun artan gücü ve ekonomide daha fazla boy gösterme iştahı.

Bugün herkes için eğilimin bu yönde olmayabileceğini ya da güç paylaşımının farklı aktörlerini tanıtmaya çalışacağım.

***

Yangını söndürmeye çalışırken 2 araç yoğun olarak kullanıldı. Merkez bankalarının para politikalarını gevşetmeleri ve mali tedbirler.

Maliyenin aktif kullanılması elbette kaçınılmazdı. Doğrudan iktidarların kontrolünde olan Hazine aygıtının böylesi bir zamanda hizmete sunulması doğal bir tepki. Diğer yandan, güçlenen devletleşme eğilimi ile birlikte okunduğunda işlerin başka yöne gitmesi de kolaylaşıyor. Önceki yazıların ana fikri buydu. Bunun metotlarını ve fikirsel alt yapısını tartışmaya çalıştım.

Bugünün yeni konusu ise paralize olmaya başlayan devlet aygıtları.

Venezuela gibi failed state / işlemeyen devlet grubundan söz etmiyorum. Fonksiyonları ile ayakta kalmaya çalışan ancak pandemi sebebiyle zorlananlardan bahsediyorum.

Krize verilen mali cevabın küresel büyüklüğü 10 trilyon dolar civarında. Nasıl veriliyor bu tepki? Hazineler borçlanıyor yani tahvil ihraç ediyorlar. Bunları özel sektör alıyor ve yapılan borçlanma ile kamu harcamalar yapıyor. İstihdam destekleri, işsizlik maaşları, kredilere güvence ve şirketlere sermaye sağlıyor.

Kamu borçları şişiyor. Bütçe açıkları genişliyor. Kimi ülkelerde çift haneye varıyor. 2023 tahminlerine bakarsak, hemen her ülkenin kamu borcunun milli gelire oranı çift hanelerde artıyor. Dolayısıyla kamunun gücü artıyor. Bunca harcamaya katlanan siyasetçiler özel sektörü yeniden düşünüyorlar.

Madalyonun diğer yüzünde ise şişen borçların bugün verdiği konforun ve hükmetme arzusunun yarın alabileceği şekil var. Bugün borçları çevirmek için merkez bankalarının kredibilitelerini zorlayarak verdikleri destekler var. Ne desteği bu? İkincil piyasadan tahvil almak ya da kimi teminatları gevşeterek para yaratmak.

Ancak bunlar yarın aynı itibarla kabul görmeyebilirler piyasa nezdinde. İşte o zaman borçların çevrilmesi meselesi gündeme gelir. Kimileri için bu şimdiden sorun.

Lübnan, Arjantin ve Ekvator şimdiden temerrüde düştüler. Borçlarını ödeyemez durumdalar. Birçok Afrika ülkesi ve fakir ulus için borç ötelemesi hatta affı konuşuluyor.

IMF belgelerine göre daha şimdiden 102 ülke IMF yardımına başvurdu!

Bu ülkelerin kamuculuk dozunu artırmaları ya da tam serbest ekonomi politikaları belirlemelerini bekleyebilir miyiz? Her ne kadar verilen krediler stand-by anlaşması gibi şartlara ve programa bağlı olmasa da bu beklentilere sahip olmak bir parça naiflik gibi...

***

Bir diğer konu ise küresel anlamda tıkanmış olan özelleştirme furyası. Özellikle 90’larla birlikte yükselişe geçen, bir kaynak yaratma ve etkin hale getirme kanalı olarak kullanılan özelleştirme işi son yıllarda eski hızını sürdüremez durumda. Ticari korumacılığın yükselişi, stratejik sektör kavramının yeniden geçer akçe olması ile birlikte buna kimse de itiraz etmedi.

Gel gelelim yeni dönemde borçlanmak isteyenlere, kamu maliyesini yanlış yönetenlere ya da akıl soranlara ‘buyrun böyle’ denecektir. Gönüllü ya da zoraki özelleştirmelere hazır olmak gerek.

Bu durumda kamunun yükselişi ummadık bir finalle de bitebilir kimi ülkelerde.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00