Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Bir önceki faiz indirim döngüsünde TCMB’den Aralık 2019 itibari ile 775 baz puan indirim beklentisi varken kümülatif indirimler 1.200 baz puanı bulmuştu. Son toplantıda faiz artışı beklenmezken faiz 2 tam puan artmıştı. TCMB’nin sıkılaştırmaya gittiğini düşünen piyasa bu kez de 175 baz puan artış beklerken faizler sabit kaldı.

Beklenti kanalı bugün modern para politikasının en önemli aracı diyebilirim. Hem vatandaşlar ve işletmeler için hem de yatırımcılar için. Üstelik salgın hastalık belirsizliği çok artırdı. Bu sebeple beklenti kanalını yönetmek kritik bir konu.

Hele ki son dönemlerde aktif rasyosu hafifletilip / döviz alım vergisini geri alıp / TL’ye stopaj avantajı sağlayıp / SWAP limitlerini açıp / faiz artırıp enflasyonla mücadele edip TL’nin değerini koruyacak bir paket devreye aldıktan sonra.

Enflasyonu düşürmek ve kredibilite inşa ederek güven kanalıyla yönlendirmek için atılan adımları neden attık öyleyse ya da devamını neden getirdik? Bu soruların cevabı faizi sabit bırakan TCMB’nin ikinci kararında gizli.

O karar oldukça teknik. Şöyle söylüyor: Banka’nın faizi en yukarı çekebileceği seviye olan ‘Geç Likidite Penceresi’ne zam yaptık. Artık yüzde 14.75 oldu.

Yani TL çok satılırsa ya da volatilitesi çok artar ve yapay fiyatlar oluşursa faizi daha da fazla artırabilirim mesajı veriyor. Zaten yaz ayında gördüğümüz dip olan yüzde 7.30’dan yüzde 13’e faizler yaklaşmıştı. Hangi faizler bunlar? MB’nin oldukça karmaşık şekillerde piyasaya verdiği fonların ağırlıklı ortalama faizleri.

Böylece, faizi sabit bırakan Merkez faizi artıracağını söylemiş oluyor.

Karmaşık ve anlaması güç, ancak bu böyle.

Gel gelelim farklı kanallarla ve örtülü şekilde faizi artırınca mesaj yerine ulaşmıyor.

Mesela son faiz artışından bu yana döviz mevduatlarında bir çözülme yok. Ayrıca içeriye sermaye girişi de yaşanmamış.

Faizi dosdoğru artırmamanın maliyeti daha fazla faizi çok farklı kanallardan ödemek şeklinde oluyor.

Yani reel sektörü düşünerek faizleri düşük tutmuş olmuyoruz kimi yorumlarda gördüğümüz gibi.

Faizleri artırmadan faizleri artırmış oluyoruz.

Bununla birlikte, kabaca ülke risk primini ölçer diyebileceğimiz CDS 5 puanın üstünde kalmaya devam ediyor. Yani daha fazla risk primi ödüyoruz.

Aynı işi yapmak için daha fazla faize katlanıyoruz.

Daha yalın bir ifade biçimi yok bu işin.

Aslına bakılırsa, yoğun sermaye girişi yaşandığı dönemlerde bir belirsizlik yaratarak bu sermayenin önüne geçmeye çalışmak iyi bir politika. Eski zamanlarda böyle dertleri vardı gelişen ülkelerin. Ancak durum bambaşka.

Ülkemizden yıl başından bu yana toplam toplam portföy çıkışı 13.3 milyar dolar mertebesinde keza.

Sonuç olarak, hızlı bir kredi genişlemesinin ardından gelen finansal zorlukları aşmaya çalışma sürecimiz devam ediyor. Bunu daha önce denenmiş ve götürüsü daha yüksek bir sistemle yapmayı bir kez daha deniyoruz. Oysa beklentileri yöneterek, herkesin ikna olduğu basit bir metotla sonuç almak daha kolay olurdu.

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00