Domuz gribinin üzerine başka krizler
İki kriz, global sıkıntı olarak Türkiye’nin de gündeminde yer alıyor. Domuz gribi ve ekonomik krizi dışında ise bölgemizde her kış törenlerle anılan ve gribi daha da tetikleyecek bir de doğal gaz sorunu söz konusu. Üzerine açılımla ilgili tartışmaları da ekleyin ve bu kışı nasıl çıkaracağımızı beraber düşünelim. Domuz gribi konusunda şahsen endişelerimi gidermiş değilim. Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın kendini aşılatması da ancak yıllar önceki iki bakanın hikâyesini hatırlatıyor, o kadar. Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral, televizyonda canlı yayında çay içerek tehlikenin olmadığına işaret etmiş, ‘biraz radyasyon iyidir’ açıklamasıyla halkı rahatlatmak istemişti. Çevre Bakanı Doğancan Akyürek ise asbestli geminin insan sağlığı üzerinde abartıldığı gibi etkisi olmadığını ispat etmek için, gemideki asbestli bölümlere bizzat dokunmuştu. Bu hadise yıllar önce medyanın gündemine gelmiş, ancak bakanın asbeste dokunduktan sonra endişeye kapıldığını yakın çevresinden arka plan bilgi olarak teyit etmiştim. Bakan Akyürek, medya önünde önce asbeste dokunuyor. Sonra çalışma arkadaşlarıyla baş başa kalınca, ‘Şimdi ne olacak? Ben kanser olur muyum?’ endişelerini paylaşıyor. Bu hadiseler 1990’li yılların başlarında Türkiye’de yaşandı. Vatandaş da siyasilere bu anlamda pek fazla güvenmedi. Bilim çevrelerimiz, her zaman olduğu gibi yıllarca önce de bilimin ışığında değil, siyasetin gölgesinde fikir beyan ediyorlardı. İktidardaki partiyle aynı görüşü paylaşmayan bilim adamlarımız, sivil toplum kuruluşları konuya aykırı tarafından hatta siyasileri bir de halkın sağlığı üzerinden sıkıştırmayı denemişlerdi. 2009 yılana geldiğimizde ise sahnede Sağlık Bakanı Recep Akdağ var. Bilim adamları ve sivil toplum kuruluşları için benzeri durum yine geçerli. Hatta MHP’li Sağlık eski Bakanı Osman Durmuş, şovunu yapmak üzere epeydir medyada arzı endam ediyor. Bu kadar kafa karıştıran gelişmeler içinde halk ne yapsın? Türkiye’yi topyekun aşılamak gerekiyor, ama gribe için değil… Pozisyonu göre ekonomi tahmini Ekonomik krizin seyri konusunda ekonomistlerin öngörülerine inanmaktan daha riskli bir durum söz konusu değil. Topluma ekonomi konusunda kanaat önderliği yapanların çoğunun tuz kuru. Sorumluluklarıyla, öngörüleri aynı paralelde değil. Piyasalardan, finans dünyasından bağımsız ekonomist olmadığı gibi bağımsız gibi duranlarında yorum yapacak kadar piyasa derinliği yok. Çoğu ekonomist ya bankaların, ya yatırım kuruluşlarının ya da büyük şirketlerin danışmanı pozisyonunda görev yapıyor. Ekonominin, dövizin, borsanın ne olacağını dair yaptıkları yorumlar ise genelde aldıkları pozisyonun güçlendirme adına yapılmış lobi çalışmasıdır. Her hafta yorum yapıyorlar. Fikir beyan ediyorlar. Birisinin tutturdukları zaman krizi bilen, doların ve altının yönünü tahmin eden uzmanlar oluyorlar. Ama bunların hiçbirisi doğru değil. İki hafta önce çokbilmiş bir uzmana, ‘Dolar ne olur?’ Sorusunu yönelttim. Cevabı; ‘1,40’ın altına iner’ oldu. Hatta ‘IMF ile anlaşılırsa 1,30 seviyesini görür’ diyerek tahminini güçlendirdi. Devam etti, ‘Ben bu duruma göre pozisyon aldım. Dolardan çıktım.’ Şu an doların durumu ortada. Ne tarafa gideceği de meçhul. Uzmanlarımıza göre dövizin yönü ise karışık. Bir kısmı bu noktada kalır derken, diğer iki bölüm aşağı ve yukarı yön konusunda ayrışıyor. Bence temel sorun piyasaların sadece ekonomist gözüyle değerlendirilmesinde. Uluslar arası stratejiler ve gelişmiş ülkelerdeki siyasi tablolar değerlendirme kriterlerine yeterince yansıtılmıyor.
Krizin ‘W’ hali de tehlikeli
Ekonomik krizden çıkıp çıkmadığımız konusunda da benzer tartışmalar var. Emlak piyasasına göre krizden çıktık. ‘Çıkmaz üzereyiz’ deseler daha inandırıcı olacak. Hatta 2010’da konutlara zam geleceğini, bu senenin rakamlarıyla gelecek aynı konutların satılmayacağından dem vuruyorlar. Çünkü ellerindeki konutları belirledikleri fiyatlardan satmak istiyorlar. Ayrıca ‘faizlerde iyi noktada diyerek’ işi daha da cazip hale getiriyorlar. Amerika’daki emlak kredisi veya morgıç krizini tahmin eden iktisatçı Nouriel Roubini ise Financial Times’taki makalesinde henüz krizin geçmediğine işaret ediyor. Daha önceki kriz tahmini sebebiyle fazlasıyla dikkate alınıyor. Bu durumda Roubini’ye inanlar ikinci dip dalgası için hazırlık yapıyorlar. Çünkü Roubini’nin dikkat çektiği konu tam bizim emlak piyasasının uygulamalarıyla örtüşüyor. Roubin diyor ki; ‘Kriz temel ekonomik göstergelerdeki düzelmeyle kıyaslandığında riskli varlık fiyatları çok fazla, çok hızlı ve çok erken yükseliyor.’ Bu görüşünün neticesi olarak da yeni bir krizin kapıda olduğuna işaret ediyor. Birinci krizden sonra ikincisiyle buhranın ‘W’ haliyle karşılaşacağımızın altını çiziyor. Ümit tacirleri kadar, felaket tellallarına da kulak vermek gerekir. Dengeyi varın siz kurun.