Türkiye’nin hava savunma sistemi satın alarak Rusya ile yakınlaşması, savunmanın diğer alanlarında da ilişkiyi derinleştirmeye yönelik adımları ABD’ye her halükarda rahatsız ediyor. Dolayısıyla F-35 ve Patriotlar yeniden ve daha güçlü şekilde masaya nasıl geleceği beklentisi vardı. Aksi halde Türkiye’nin Rusya birlikte attığı adımları sıklaştırması bölgede değil, dünya genelinde bir paradigma değişimi anlamına gelecektir ki, bunu yine en iyi anlayacak da ABD yönetimidir.

Yaklaşık bir ay önce ABD’nin savunma devi, F-35 uçaklarının üreticisi Lockheed Martin’e yakın bir kaynağıma gelişmelerin ne alemde olduğunu sordum. O da; “Olumlu ve olumsuz yönde yaprak kıpırdamıyor. Ancak ABD kolay kolay F-35 satışından vaz geçecek gibi de görünmüyor.” Bilgisini başka detaylarla birlikte paylaşmıştı. Merak edilen gelişmelerin bu yönde nasıl ilerleyeceği...

Ancak, pazarlık masasında olan S-400 mevzusu kilit husus. Çünkü Türkiye’nin bu aşamada S-400’leri paketinde tutup, aktif hale getirmemesinin bazı handikapları var. Aylarca önce, ‘Türkiye-ABD arasında S-400’ler son aşamaya kadar pazarlık masasında olacak’ diye not düşmüş, ‘S-400’ler geldikten sonra da paketini açmayın’ şeklinde pazarlığın devam edeceğini yazmıştım. Şimdi o aşamadayız. Son aşama ise “F-35 ile S-400’lerin beraber nasıl kullanılabiliriz” pazarlığı olacak.

Türkiye’ye S-400’ler gelmeden önce ABD sevkiyatı engellemek için “F-35’leri vermeyiz” tehdidiyle hareket etti. Ama S-400’ler geldi, F-35’ler de askıya alındı. Fakat tam olarak rafa kalkmadı. Halen daha müzakere ediliyor. 

ABD Ankara Büyükelçisi David Satterfield’in yaptığı görüşmeler, F-35 ve ekonomi içerikli yeni bir teklif sunulacağına dair paylaştığı bilgiler beklentileri yukarı çekti. Lakin bu süreç kamuoyuna yansıdığı kadar kolay geçecek gibi değil. Teklif sunulacak, ama karşısında istenen ‘S-400’ü pakette tut’ pazarlığına Türkiye ne cevap verecek?

Piyasalar, konuşulanların derinliğine bakmadan bu gelişmeyi olumlu algıladı. Fakat henüz erken. Ticaret hacminin 100 milyar dolara çıkarılacağına dair fasıl da çok önemli değil. Rusya ile de benzer bir politika güdüyoruz. Her iki ülkeye de katma değerli ne satacağımız mevzusunun açıklığa kavuşturulması lazım. Daha önemlisi ABD, ‘S-400’lerin parasını da biz verelim yeter ki paket açılmasın.’ Teklifiyle gelirse neler olabilir? Bunu da düşünmek lazım. Zira yürütülen politika S-400 hususunda geri adım atılmayacağını gösteriyor. Dolayısıyla sınanması söz konusu.

Türkiye ise bu hadiselerin başından beri savunduğu “F-35 ve S-400’ü birlikte kullanalım” hususunda haklılığını yeniden masaya getirecek ve bir heyet oluşturulmasını yeniden teklif edecek.

ABD tekliflerini S-400 Hava Savunma Sistemi ile sınır tutmayarak uzun vadede Rusya ile savunma ilişkilerinin önünü kesmek arzusunda. Türkiye-ABD ilişkilerinde yeniden dizayn edilecekse mutlaka bölgede PKK terör örgütüyle ilişki de bunun bir parçası olacaktır.

Senatör Lyndsay Graham’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile New York'taki görüşme sonrası yaptığı açıklamaya ABD’nin zinde güçleri henüz bir tepki vermiş, söz söylemiş değil. Unutmamak gerekir ki ABD’de Türkiye ile gerginliği isteyenler, F-35 ilişkimizin hemen kesilmesini isteyenler de var. Şu ana kadar Türkiye’nin aldığı pozisyon iyi. Bakalım bundan sonra nasıl bir denge politikası sağlanacak?

Türkçeyi kaybediyor muyuz?

Bugünlerde Prof.Dr. Oktay Sinanoğlu’nun “Bye-Bye” Türkçe kitabını raflardan indirip bir kez daha okumakta fayda var. Yabancı dil uğruna kaybedilmek üzere olan ana dil bundan daha iyi nasıl sinyal versin? Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), 4’üncü sınıf seviyesindeki öğrencilerle yapılan ‘Türkçe-Matematik-Fen Bilimleri Öğrenci Başarı İzleme Araştırması’ sonuçlarının iç açıcı olmadığı ortada. Eğitime yön verenlerin bir yerlerde hatta yaptığı genel kabul görüyor, ama tedavinin nasıl olacağı hususunda kafalar karışık. Zamanda geçiyor, nesiller köreliyor. Sinanoğlu’nun yabancı dilde eğitimin verdiği zararlara dikkat çekmesi, önemli tespitleri eğitim politikamızı belirleyenlere rehber olabilir...

XXXX

Bizde olsaydı ne olurdu?

Dünyanın en eski turizm operatörü Thomas Cook’un hisseleri 1,5-2 ay önce yeni bir ortak sebebiyle borsada %25 yükselmiş olmasına rağmen iflas etti. Rusya pazarının etkili acentesi Anex Tour’un sahibi Neşet Koçkar, 1 Ağustos’ta % 6,71 oranındaki hisseleri aldığında medyada geniş yer almıştı. Bu iflas hikayesine son anda bir Türk de dahil olmuştu. Ama İngiltere’de yatırılan para da sigortalandığı için Koçkar cephesindeki gelişmeleri ayrı takip etmek gerekir. 

Fakat bu iflas sebebiyle kısmen de olsa gözler Türk turizm sektörüne çevrilmedi değil. Türkiye’de halen daha seyahat acenteleri için gerekli düzenlemeler yapılmış değil. Acenteler bir yandan eski pozisyonlarını kaybederek, zayıflarken diğer taraftan hizmetlerinde yeterli güvenceleri sağlıyor değiller. Bizde de bu tarz gelişmeler her an yaşanabilir.

Geçen hafta Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) ile Türk Hava Yolları (THY) arasında kampanyalı bilet satışında yaşanan tartışmada gösterdi ki bizimkiler halen daha eski düzenin devam etmesi için uğraşıyorlar. Dijital dünyanın etkisi, internetle gelen seyahat alışkanlıklarının değişimi yönünde pek de adım atmaya niyetli değiller.

TÜRSAB yönetimi THY’nin internetten yaptığı kampanyalı bilet satışlarına neden dahil edilmediklerinin hesabını yapıyor, ama Kültür ve Turizm Bakanlığı da onları oyunun dışına itmiş durumda. Alelacele kurulan, hedefi tam belli olmayan, hatta böyle bir çağda bu haliyle gerekliliği tartışmalı olan Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı” gibi bir oluşumun yönetimine bile çağrılmamışlar. Bu durum bile Türkiye’deki acentelerin geleceğinin Thomas Cook ile anılmasında beis olmadığını gösteriyor.

Öte yandan bir çok havayolu, bilet ve hizmetlerinin online satışını teşvik edebilmek için kampanyalı satışlar yapıyor. Neden? Acentelere komisyon vermemek, böyle bir maliyetten kurutulup, daha rekabetçi olmak için.

TÜRSAB ise ‘Bizim üyelerimiz neden THY’nin promosyonlu biletlerini satamıyor?’ diye eski alışkanlıkla şikayet ediyor. Turizm paketleri yapıp bunları güvenle pazarlamak ile online mecralarda ve mobil platformlarda uçak bileti satmayı birbirine karıştırıp, kendilerini turizmin can damarı sunmaları da doğru değil. Değişimin ayak sesleri geleli yıllar oldu. Thomas Cook’un batışının sebeplerinden birisi de bu değil mi?

1841’de İngiltere içinde tren gezileri düzenleyerek işe başlayan Thomas Cook zamanla dünyanın en büyüğü oldu ve battı. Çağa göre değişim ve dönüşüme bağlantılı yönetim zafiyetinden çöküş geldi. Ama İngiltere’de müşteriyi koruyan bir sistem var. Benzer durum Türkiye’de olursa mağduriyet tavan yapar.

Bu hususta sözü turizmci ve haber.aero yazarı Cem Polatoğlu’na bırakıyorum: Tur şirketleri “eyvah işimiz azalacak” diye düşünmemeli. Aksine işleri artacaktır. Çünkü; yüzde 100 geri ödemeli sigortayı sadece TÜRSAB’a bağlı seyahat acenteleri verebileceği için, özellikle internetten yapılan ve piyasanın yüzde 85’ine hâkim olan kaçak acenteler azalacaktır. Buna rağmen sigortasız yola çıkan, TÜRSAB’a bağlı olmayan kaçak acentelerden sigortasız tur alan tüketiciler, tur şirketi batarsa kendi kaderlerine razı olacaktır.

Bu hususların bir de Turizm Bakanlığı, kamu tarafı var. Düzenlemeleri kim yapacak, kanunları kim çıkaracak?

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!