Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Concorde’un uçuşlarına son vermesinden bu yana epeyce süpersonik uçak projesi açıklandı. Fakat şimdiye kadar bu boşluk doldurulabilmiş değil. 1950 sonrası başlayan jet çağı ile birlikte yolcu uçakları onlara güç veren motorlarla saatte 950 km hız seviyelerine kadar geldiler. Ses hızını geçen ise olmadı, ama süpersonik yolcu uçağı tasarımlarıyla birlikte hipersonik hıza erişecek projelerde konuşulmaya başladı.

        New York’tan Paris’e seyahati 90 dakikaya düşürebilecek yeni tasarım çalışmasının detayları da ilginç. ABD Atlanta merkezli girişim şirketi Hermeus, ses hızının beş katı hipersonik hıza erişecek tasarımıyla gündemde. Saatte yaklaşık 5.760 km hıza erişecek diğer ifadeyle 5 Mach seviyesine çıkabilecek bir motor üzerine çalışıyor. Bu hızda bir uçak normal bir yolcu uçağının 7 - 8 saatte aldığı yolu sadece 90 dakikaya düşürmesi anlamına geliyor. Ancak menzili yaklaşık 6.400 km olacağından transpasifik uçuşlarda direkt sefer yapamayacak. Bu sebeple New York – Paris uçuşu yeterli menzilde olduğu için referans olarak kullanılıyor.

        Şirket tarafından tasarlanan hipersonik motor şu anda ABD Hava Kuvvetleri için geliştirilen insansız hipersonik bir uçakta kullanılması planlanıyor. Bu motorun daha büyük ve geliştirilmiş modelinin de yolcu uçağına güç verebileceği belirtiyor. Şirket savaş uçaklarında kullanılan ve General Electric (GE) tarafından üretilen mevcut bir modeli geliştirerek yeni bir motor tasarımı için Şubat 2020’de testlere başlamış. İki geleneksel teknolojinin bir melezi olacak yeni bir motor dizayn edilmiş. Günümüzde uçakların kullandığına benzer bir turbojet ile süpersonik ve daha üstü hızlarda çalışan bir motor türü olan ramjet karışımı hibrit bir motorun supersonik uçuşlara imkân tanıyacağı belirtiliyor.

        REKLAM

        Hermeus, ABD Hava Kuvvetleri ile birlikte geliştirdiği bu motoru hipersonik drone ‘Quarterhorse’da kullanacak. Hermeus, 2029’a kadar böyle bir motoru daha da geliştirip, hipersonik yolcu uçağında kullanacak. Ancak hipersonik uçuşlar için aşılması gereken epeyce mesele var. Ne tür sürdürülebilir bir yakıt kullanacak? Sürtünmeyle artan dış yüzey sıcaklığına karşı nasıl bir teknoloji geliştirilecek? Concorde’un iki katından daha fazla hıza çıkacak bir yolcu uçağının dışının mukavemeti kadar kokpit ve kabin içi teknolojilerde ne gibi aşılması gereken sorunlar ortaya çıkacak? Şimdilik bilinmiyor.

        Hermeus, uçağı 5 Mach hızının üstünde uçuracak motorun en önemli kilometre taşı olduğunu düşünüyor. İlk hipersonik yolcu uçağı modelini de yaklaşık 100 yolcu kapasitesiyle Concorde’dan daha küçük olması planlanıyor. Şirket yetkilileri böyle bir uçağın hedef kitlesinin first ve business sınıfı yolcular olacağı notunu düşerek operasyon maliyetlerinin de yolcu uçağıyla seyahatlerdeki bu sınıflara denk gelecek seviyelerde olacağın ifade ediyorlar. Ancak şimdiden bilet fiyatları üzerine bir rakam ise söylenemiyor.

        Uçağın 6400 km’lik menzili New York’tan Paris veya Londra’ya olan transatlantik rotalar için yeterli. Ancak yukarıda da işaret edildiği üzere Los Angeles’tan Tokyo’ya kadar uçuşlar için bir mola gerektiriyor. Kara üzerinden uçmasının da gürültü veya ses bariyeri sebebiyle mümkün olmayacağı belirtiliyor. Ses engelinin aşılması için deniz veya okyanuslar üzerinde uçması gerekiyor. Menzilinin kısa olması nedeniyle de kullanım alanı kısıtlanmış oluyor. Şirket yetkilileri ilerleyen zamanlarda menzilinin uzatılması için çalışacaklar.

        Şu an kadar havada ulaşılan en yüksek hız 2004 yılında Mach 9.6 yani yaklaşık saatte 11,000 km hızla NASA’ya ait X-43A isimli insansız uçağı tarafından yapıldı. Hermeus da zaten hipersonik uçağa güç vermesini planladığı bu motoru önce bir insansız hava aracında deneyecek. Türkiye’de Baykar Savunma da Akıncı TİHA’dan sonra geliştirmeye başladığı Muharip İnsansız Uçak Sistemi (MİUS) için gerekli olacak ses hızının üzerine çıkacak motoru benzer şekilde tasarlayacak. Bu çalışmanın Türkiye’de yeni projelerin önünü açabileceği söylenebilir.

        Robotlar havalimanında…

        Robotlar havalimanında…
        0:00 / 0:00

        Covid-19 salgını sonrası havalimanlarında ve genel anlamıyla havacılıkta dijitalleşme ve teknoloji artmaya başladı. Özellikle başta imalat sektörü olmak üzere birçok alanda son yıllarda robotik teknolojiler devreye girdi. Ancak havacılık sektörüne robotları dahil etmek diğer sektörler kadar basit değil. Havalimanı gibi insan yoğun hizmet alanlarına robotik uygulamaları getirebilmek için küresel ölçekte sektörü düzenleyen kurumların onaylarına ve devletlerin izinlerine ihtiyaç duyuluyor.

        Ayrıca robotlar ve dijital teknolojiler önemli bir yatırım kalemi olması sebebiyle havalimanlarında bu teknolojilerden yararlanmak için sertifikasyonları tamamlanmış, verimli ve yüksek performanslı olmaları gerekiyor. Mesela ülkemizde İstanbul Havalimanı’nda devreye sokulan biyometrik geçiş olmasına rağmen “Yurtdışı Harç Pulu” ve pasaporta vurulması gereken damga gibi nedenlerden başarı elde edilemiyor. Kullanımları çok düşük kalıyor.

        Havacılıkta tek başına sistemlerin dijitalleştirilmesi veya bazı işlerin robotik teknolojilere bırakılması yeterli olmuyor. İlgili kurumlarında mevzuat ve uygulamaları yeni döneme göre düzenlemeleri gerekiyor. Ama her şeye rağmen hem ülkemizde hem de dünyada dijitalleşme ve robotik teknolojiler salgın sonrası daha fazla hayatımıza girmeye başladı.

        Temizlik robotlara emanet

        REKLAM

        Covid-19 pandemisinden sonra, havalimanı robotiğinin en belirgin kullanım durumu hijyen oldu. Temizlik, günümüz robotlarının kullanımı için yeterince basit ve otomasyon için değerli bir uygulama olacak kadar rutin özellikler içeriyor. Havalimanı otoriteleri temizlik süreçlerini otomatikleştirilerek personelin de zararlı mikroplara maruz kalmadan hijyen sağlayabiliyorlar. Bu tarz hijyen robotlarını kullanmaya başlayan ilk havaalanlarından biri ABD’de bulunan Gerald R. Ford Uluslararası Havalimanı (GRR). Michigan’da bulunan havalimanı Temmuz 2020’den beri temizlik robotu kullanımına başlamış durumda. Ultraviyole ışık kullanarak yüzey temizliği yapan bu robot bakteri, virüs, mantar veya patojenlerin yüzde 99,99'unu etkili bir şekilde öldürüyor. 10 dakika içinde büyük bir odayı dezenfekte ederek temizleyebilen robotun verimlilik düzeyi bir insana göre çok daha iyi. Ama henüz salgın boyutundaki hadiseler için havalimanları gibi merkezlerde robotların tek başına görev alması söz konusu değil. Mutlaka insanların desteğiyle hijyenin en üst düzeye çıkarılması gerekiyor.

        Bagajlar robotların kontrolünde

        Havalimanlarında bagaj taşımacılığında robotlar önemli görevler üstlenebilir. Dallas Fort Worth Uluslararası Havalimanı (DFW), 2019 yılından beri bagaj sisteminde robotlardan yararlanıyor. Robotik bagaj taşıma sistemi saatte yaklaşık 450-500 bagajı hareket ettirebiliyor ve uluslararası bağlantılı uçuşlarda kolayca aktarma yapabiliyor. Yakın zamanda ise yeni teknolojik çalışmalarla robotların bagajları uçaklara yükleyebilecek duruma geleceği tahmin ediliyor.

        Ayrıca büyük terminallerde yolcular bazen bir yeri bulmaları veya uzaktaki kafe, restoran veya mağazaya yürümeleri çok fazla zaman alabiliyor. Robotların böyle durumlarda yolcu siparişleri ya da isteklerini bulundukları noktaya teslim ederek veya havalimanında refakat ederek yardımcı olabiliyorlar. Philadelphia Uluslararası Havalimanı (PHL) bu sistemi yakın zamanda test eden ilk meydan oldu.

        Teslimat robotu Gita, yolcuların bir uygulama aracılığıyla havaalanındaki 19 restoran ve mağazadan sipariş vermelerini sağlıyor. Robot Gita, bir kurye görevini üstlenerek siparişleri yolculara teslim ediyor. Havaalanı yetkilileri bu uygulamanın müşteri konforunu ve memnuniyetini artırarak havalimanında daha fazla harcama yapılmasını teşvik ettiğini söylüyorlar.

        Başka bir robot uygulaması ise Amsterdam Schiphol Havalimanı’nda var. Hollanda merkezli havayolu firması KLM müşterilerine daha iyi hizmet verebilmek amacıyla geliştirdiği robot Care-E, yolcuların havaalanı içerisinde bavullarını yanlarında taşıyor ve rehberlik ediyor. Havalimanı içindeki farklı sosyal tesislerin nerede olduğunu söylüyor ve uçağa binene kadar eşlik ediyor.

        Güvenliğe robot desteği

        Havalimanı güvenlik görevlileri bazen yoğun iş yükü sebebiyle işlerine tam olarak odaklanmakta sıkıntı yaşayabilirler. Bazı görevlerin robotlara verilmesi onların odaklarını korumalarını ve daha fazla insana yardım etmelerini sağlıyor. Tokyo’daki Mt. Fuji Shizuoka Havalimanı (FSZ) güvenlikte robot kullanan ilk havalimanlarından biri olarak öne çıkıyor. FSZ Havalimanı 2019 yılında Reborg-Z adlı bir güvenlik robotunu kullanmaya başladı. Birçok önemli kabiliyete sahip olan Reborg-Z, yüz tanıma teknolojisi ile donatılmış 360 derecelik bir kamera ile olağan şüphelileri tespit edebiliyor. Çığlık atmak gibi tehlike belirtilerini tanıyabilen Reborg-Z bu sayede güvenlik personelini otomatik olarak uyarabiliyor. Reborg-Z duman ve yangını algılamak için sensörlere sahip.

        Danimarka Odense’deki Hans Christian Andersen Havalimanı (ODE) bu yıl içinde çevre güvenlik kontrolleri için 5G ile çalışan bir güvenlik robotunu test etti. Çok kameralı robot, havalimanında dolaşırken güvenlik görevlilerine gerçek zamanlı veriler gönderebiliyor. Havaalanı bu robotu kurtarma veya acil müdahale durumları için de kullanabileceklerini belirtiyor.

        Diğer Yazılar