Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Amerika’da 11 Eylül olayı meydana geldiğinde dünya havacılık sektörü ciddi zararlar gördü. O dönem yolcu kaybı yaşayan Türk Hava Yolları’nın (THY) bu kadar büyüyeceğini kimse tahmin edemediği gibi küresel krizi de bu denli avantaja dönüştürebileceğini de ne uçak üreticileri ne de yerli/yabancı danışmanlar öngörebilmişti.

        THY’nin kısa sürede bu noktaya gelebileceğini ben de 2005’e kadar düşünmüyordum. Ama sonra THY’nin geleceğine bakışımı, ‘Hiçbir şey başarını yerini tutmaz’ sloganıyla değiştirdim.

        Neden değiştirdim? Zira etrafımda THY’yi eleştiren, şikâyetlerini aktaran, bilgiler veren çok sayıda tecrübeli isim vardı. Onların verdikleri bilgiler, yaptıkları eleştiriler de doğruydu. Ama ortada yolcusunu, filosunu her yıl katlayarak büyüten bir şirket vardı. Dolayısıyla eleştirilerin şeklinin de değişmesi gerektiğine inandım.

        Artık, THY yönetiminin kendi hatalarını görecek bir mekanizmayı kendi içinde kurması gerekir. Zira ulaşılan büyüklük bunu zaruri kılıyor. Kurumun etki alan çok genişlemişse, rakamsal büyüklüğü Türkiye’nin en gözde şirketlerini epeyce aşmışsa, sahte alkışlarla gerçeği birbirine karışır. Doğru yapılan eleştiriler iyi algılanmaz. Bu da bir körlüğe sebep olur.

        Şöyle düşünün; Dünyanın en önde gelen iki futbol kulubü Barcelona ve Manchester United, THY’nin kapısını çalıp, bizimle çalışın diyor. Birçok ülkenin milli takımı ve bazı önemli kulüpler de sırada. Peki, bu pozisyona gelmiş bir şirketi kim rahat eleştirmek ister?

        Bu kadarla bitse iyi. Bir de komşu coğrafyadaki ülkelerin havayollarına katkı sağlaması, ortak olması isteniyor. Bosna Hersek ile başlayan ortaklığı model alıp teklif edenler çok. Hatta yolunu şaşırıp bana bile gelen havayolu şirketleri var.

        Batmaktan Kurtuldu Star Oldu

        Alman Lufthansa’nın başını çektiği Star Allience gurubu ile THY görüşmeye başladığı dönemde filosu bu kadar büyük değildi. Bu ittifak gurubu içinde eriyeceğinden endişeliydim. Çünkü daha önce Swiss Air’in başını çektiği ve bir holding gibi yapılanan grup THY’yi ve diğer şirketleri içinde yok etmek üzere yola çıkmıştı. Sonrası da hayırlı olmadı. Yaptığım tüm eleştirilerde beni haklı çıkardı.

        Kısaca hatırlatayım. THY ile birlikte 10 büyük havayolu şirketinin oluşturduğu Qualiflyer Group, diğer havayolu ittifakları gibi çeşitli kıtalardan ve noktalardan birbirine tamamlayacak şekilde değildi. Bu sebeple ‘alliance’ yerine ‘group’ ismi tercih edilmiş ve bu mantıkla kurulmuştu.

        Mantık şuydu; Grup üyesi havayolları biletleri Zurih’e kesecek, Swiss Air’de buradan dünyaya taşıyacaktı. Zamanla da Swissair, grup içindeki diğer şirketlerin hisselerine anlaşmanın bir parçası olarak ortak olup, kendi bünyesine katacaktı. Ama ortaklık üç etaplı düşünüldüğünden asıl manzara son aşamada ortaya çıktı. Qualiflyer için atılan üçüncü etap gizli anlaşmalardaki bu durumu bizzat ben ortaya çıkardım. Ve bu gelişmeler üzerine THY, Qualiflyer ile olan ilişkilerini askıya almak zorunda kaldı. Gruba başkanlık eden Swiss Air de Qualiflyer’daki yanlış stratejisi sebebiyle daha sonra battı.

        Burnundan Kıl Aldırmayan İsviçre

        Üstelik bu gurup içinde THY’nin bir itibarı da yoktu. Swiss Air’in Anadolujet gibi bir alt markası havayolunun yöneticileri THY ile ilgileniyordu. Çünkü THY’yi kaliteli bulmuyorlardı. Şimdi dönüp geriye baktığımda, 20 yıldır bir gazeteci olarak havacılık sektörünün içindeyim. Türkiye için bir ilk olan ‘Ulaşım Sayfası’na başladığımdan bu yana tam 16 yıl geçmiş. Yıllardır çeşitli kanallarda ekrana gelen ve artık Haberturk’ün bir klasiği olan havacılık ve turizm programım Airport ise çoktan 12 yılı devirmiş.

        Bu süre zarfından çok defa yurtdışına çıktım. Bütün uçak fabrikalarını, üretim hatlarını dolaştım. Haber, röportaj yaptım. Ama kafam dik olarak gittiğim yıllar THY’nin son 4–5 yıldır hızla büyüdüğü dönemlere denk geliyor.

        Son olarak, ‘dünya basınında ilk defa’ denebilen bir havacılık haberine de THY sayesinde imza attım. Zira THY’nin yükselişte olması sebebiyle Airbus yetkilileri geçen yıl Türkiye’den değil tüm dünyadan sadece beni davet edip geleceğin uçağı A 350 XWB’nin ‘mock up’ının kapılarını bana açtılar. Bana derken karakaşıma ve gözüme değil tabi.

        Hafta sonu Manchester-THY anlaşmasına şahitlik ederken tüm bunlar gözlerimin önünden akıp gitti.

        THY Manchester Bürosu’nun başarıyla organize ettiği bu seyahatte, THY Yönetim Kurulu Başkanı Hamdi Topçu ile sohbet ederken güzel bir anekdot anlattı.Swiss Air’in yerine kurulan SWİSS İnternational Airlines ile ortak uçuş anlaşması için masaya oturmuşlar. Topçu, bazı şartları ‘THY’nin kalitesini düşürür’ diye kabul etmemiş. SWİSS’in yöneticisi de biraz üzgün ve anlamlı bir şekilde ‘Haklısınız’ demiş. Topçu’nun yanında bulunan ve yukarıda anlattığım Swiss Air tecrübesine sahip bir THY çalışanının gözlerinden yaşlar gelmeye başlamış.

        Şimdi, THY ne yapmak istiyor derken, haksız mıyım?

        Diğer Yazılar