Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Sivas Havaalanı’nın ismi, Ulaştırma Bakanlığı’nın teklifi, Bakanlar Kurulu’nun kararıyla Sivas Nuri Demirağ Havaalanı olarak değiştirildi. İnşallah, değişen sadece bir meydanın ismi değildir. Umarım bir ülkenin, bir devletin sanayiye, yatırıma, girişimciye bakışında da değişiklik olur.

        Vaziyet ortada. Dün Haberturk’te Evyap İcra Kurulu Üyesi Mustafa Arın, ‘Sevdalısı olmasak Türkiye yatırımda ideal ülke değil’ şeklinde haykırıyordu. Üzüldüm diyemiyorum. Çünkü benzeri şikâyetleri çok duyduğumdan, ‘kahretsin’ diyorum. Trakya’da yapılan farklı konseptteki bir limanın başına gelen hikâyeleri de biliyorum.

        Nuri Demirağ’ın 1936’da kurduğu uçak fabrikasını Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak burnundan getirmişiz. Fakat yıl 2010 ve değişen ne var? İşte Evyap, açıktan haykırıyor.

        Bakanlar Kurulu’nun değiştirmesi gereken asıl şey zihniyet. Bilmem farkındalar mı? Ayrıca Nuri Demirağ’a çıkarılan zorlukların benzerlerine hemen her sektörde rastlamak mümkün. Hâlihazırda havacılıkta sektöründeki girişimcilere de çıkarıldığını söylesem, ne buyurursunuz? Demirağ haberini almadan önce bir girişimci arayıp, ‘Umarım sonumuz Nuri Demirağ gibi olmaz’ maruzatından bulundu. Ardından Demirağ hakkındaki Bakanlar Kurulu Kararı’nı okuyunca ne yapacağımı şaşırdım.

        Düşünün yıl 1936. Bütün servetini yerli uçak sanayisinin gelişmesi için harcayan Nuri Demirağ, Türkiye’nin ilk uçak fabrikasını, bugünkü Beşiktaş Askeri Müzesi’nin yanındaki alanda kuruyor. Yeşilköy’de Atatürk Havalimanı’nın bulunduğu arazi satın alınarak ikinci fabrika inşa ediliyor. Devlet ise bu girişimleri ortadan kaldırmak, başkalarına pazar açmak için her şeyini seferber ediyor. Fabrika kapanıyor.

        Bugün değişen nedir?

        Bu Nasıl ‘Evet’ / ‘Hayır’ Oyunu

        Siyasetin iyice gerildiği, referandum günleri yaklaştıkça da temponun daha da yükseldiği şu günlerde, bilinçli bir oy kullanımından, referandum paketinin içeriğinden kim sağlıklı bir şekilde bahsedebilir? Ve kim doğru bildiklerini objektif olarak, ‘evet’ ve ‘hayır’a doğru kanatlanmış kitlelere dinletebilir.

        Gülben Ergen’in ne tarafa oy vereceğine çok fazla kulak kabartmadım, ilgilenmedim. Ama eşi Mustafa Erdoğan’ın ‘evet’ine şaşırdım. ‘Hayır’la yâd edilecek bir adım. Geldiği nokta ‘boykot’ları, ‘hayır’ları aşmış. Mustafa Erdoğan, doğru düzgün Türkiye kelimesini bile kullanmaz, Anadolu’yu tercih eder, diye bilirim. Bu coğrafyadaki Türk ve Kürtlerin ortak değerlerine, mazisine atıfta bulunmayı dahi çok görebilir, hatta gidip Helen’e, Truvalılara bile gönderme yapabilir. Dolayısıyla Mustafa Erdoğan’ın değişimini ilginç buluyorum.

        Aynı şekilde Sıtkı Süreyya Önder’in kendi inançları içinde gösterdiği ‘hayır’la bütünleşmeyi, mütekâmilliyeti anlamaya gayret ediyorum. Ama gerçekten anlamakta zorluk çekiyorum. Tuhaf geliyor. Bir toplantıda Başbakan Recep Tayip Erdoğan ile muhabbetlerine tanıklık etmiş, söylediklerine, yaklaşımlarına başka bir pencereden bakmıştım. Demek ‘bertaraf’ olmaya karar vermiş. Aynı şekilde ‘evet’ cephesinde yer alan televizyonlara, gazetelere ve bu medyanın mensuplarına olan yakınlığı sebebiyle de ondan ‘hayır’ çıkması beklenmiyordu.

        Ama Mustafa Erdoğan’a ‘hayır’ı ve Önder’e ise ‘evet’i daha fazla yakıştırmıştım. Şimdi işin içinden çıkamıyorum.

        Zaten işin içinden çıkamayanlara yapacak bir şey olmadığını anlayan bir kitabevi de ilginç bir kampanya başlatmış. Öyle sanıyorum bu adımı ve kampanyayı başkaları da takip edecektir. Zira kitabevi, 12 Eylül’de yapılacak referandum öncesi halkın bilinçli bir şekilde ‘evet’ oyu kullanması amacıyla kampanya başlatmış. Kampanyalı kitaplara indirimli olarak sahip oluyorsunuz, sonra da ‘evet’ kararına odaklanarak sandığın başına gidiyorsunuz. Kampanyadan faydalanmak için yönünüzün belli olması gerekir.

        Kampanyaya çıkarılan indirimli kitapların yazarları da ilginç; Mümtaz’er Türköne, Mehmet Altan, Gültekin Avcı, Şamil Tayyar ve Rasim Ozan Kütahyalı. Ancak liste eksik. Bu yazarlar, Kaf Dağı kadar anlam yüklenen ‘evet’in içini doldurmaya yetmez. Bu isimlerin kitapların okuyup sandığa ‘evet, evet, evet…..’ diye sallanarak gidenler, umarım ‘hayır’ cephesinden birisiyle karşılaştıkları zaman yanlış şeyler olmaz.

        Ramazan Bayramı sonrası ‘hayır’lı bir iş için sandığa gidecek ‘hayır’ cephesinin de indirimli kitap liste yapması kaçınılmaz. Düşünsenize ‘hayır’ cephesi de başta Ergun Poyraz, Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan olmak üzere bilumum yazarın kitabını okuyup ‘hayır, hayır, hayır ….’ Diyerek sandığı gidiyor. Ne güzel referandum olur!

        Referandum öncesi kampanyalarla plastik sektörü de dahil olmak üzere piyasa kitap kampanyalarıyla bilinçlenerek renklenir. Başkası okuyup sakinleşirken, bizimkiler okuyup kızışır. Kitapçı kazanır, çığırtkan yazarlar kazanır, meydanda cümbüş izleme, kelle şov takip etme bahtiyarlığına erişen vatandaş da kazanır. Medya da kazanır.

        Sandıktan çıkacak sonuç, dileyelim memleketin kazancı olusun..

        Diğer Yazılar