Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Geçen yıl sinema solanlarımız 40 milyonun üzerinde bilet kesmiş. Dizilerin ekran başına ne kadar seyirci çektiğini ise hesap etmek dahi mümkün değil. Zira diziler, sadece Türkiye’de değil, komşu ülkelerde ve dünyanın dört bir yanında ilgi uyandırıyor. Sinema salonlarının geçen yılki hasılatı yaklaşık olarak 400 milyon lirayı buluyor. Diğer yandan sinema solanlarının sayısı da 5 yıl önce bini bulmazken, 2010’da 2 binli rakamlara yaklaştı. Her açıdan katlanarak büyüme söz konusu.

        Fakat halen daha sektörün doğru düzgün çalışma ve telif yasası yok. Dizilerin uzunluğu tartışılırken, kamera arkasında çalışanların haklarını koruyacak bir mevzuattan, adam gibi bir makamdan bahsetmek de mümkün değil.

        Kemal Sunal’ın filmlerini döndürüp döndürüp para kazananların, gerçek hak sahiplerine ödedikleri bir rakam yok. Daha tuhafı böyle bir hakkı sahiplerine rücu ettirecek kanun sıkıntısı var. Bazı diziler televizyonlarda defalarca oynatılıyor. Ama oyuncular veya bu film üzerinde hakkı olanların Türkiye’deki keşmekeş sebebiyle hak iddia etmeleri söz konusu dahi değil. Çünkü diziyi kanala kabul ettirmek, yayını sürdürmesini sağlamak gibi detaylar her hakkın önüne geçiyor.

        Şarkıyı mırıldanmak ücrete tabi

        Halbuki yerli dizilerde veya sinema filmlerinde bir müzik eserini mırıldanmanın bile karşılığı var. Çünkü müzik dünyası MESAM ve MÜYAP çatısı altında, telif hakları yasalarıyla sanatın diğer alanlarına göre çok dahi iyi örgütlenmiş.

        Mesela Show TV’deki ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisi yayınlanmadan önce şikâyetlere muhatap oldu. Öncesinde ise ‘Yerli dizi yersiz uzun’ tartışmalarıyla, konu yersiz şekilde yıldız oyuncuların gelirlerine odaklandı. Kamera arkasında çalışanların hakları, yasal dayanakları ve ortaya konan eserin telifiyle ilgili konular gündeme bile gelmedi. Bu tartışmanın endüstriye ve sorunlarına bir katkısı olur mu?

        Dün popüler bir dizi oyuncusu misafirimdi. Yılbaşı öncesi bir televizyon kanalının dizilerden yapılan tanıtım paketinde, kendilerinin bir GSM operatörünün reklamına aracı edilmelerinden dolayı duyduğu rahatsızlığı anlattı. Haberleri olmadan, onayları alınmadan TV kanalıyla, GSM operatörünün reklamlarında yer aldıkları için şikâyetçiydi. Hatta Cansu Dere, Bergüzar Korel, Tamer Karadağlı, Pınar Altuğ ve Birol Güven gibi isimlerin ilgili GSM operatörüne dava açtığını, bazılarının ise açmak üzere olduğunu ifade etti.

        Anlayacağınız yaklaşık 2 milyar dolarlık büyüklüğe erişen eğlence sektörünün sinema ve dizi tarafından işler gereğinden fazla karışık. Çözüm için harekete geçenlerse yanlış yoldalar.

        Haftalık izin kullanmadan ve günde 20 saate yakın çalışan set işçileri var. Dizilerin uzunluğu, kısalığı veya yıldız oyuncuların gelirinin azlığı veya çokluğunun gündeme getirilmesi bu meseleyi çözmez. Sinema ve dizi sektörünün ulaştığı büyüklük tahminen yıllık bir milyar TL civarında. Sayın Ertuğrul Günay, RTÜK Başkanı Davut Dursun ve diğer yetkililer, bu büyüklüğü karmaşayla yönetmek mümkün mü?

        Garip bir gümrük teşekkürü

        ‘23-24 Kasım’daki yazılarınız sonuç verdi ve gümrükler artık daha sıkı denetim altında. Artık, sizin sayenizde, bizler daha önce aynı ürün için 1 verip yurtdışından getirtiyorsak, şimdi Türkiye’den 3 verip alacağız.

        Teşekkürler ithalatçıları düşündüğünüz kadar, genç sporcuları, daha ekonomik olduğu için yurtdışından alışverişe yönelen binlerce kişiyi düşünmediğiniz için teşekkürler…

        Mesela yine teşekkür ederim, Türkiye’de asla bulamayacağım ama benim sağlığıma gerçekten yararı olan bazı ürünleri (diş macunu, şampuan, tamamen bitkisel destekler vb) bu şekilde alamayacağıma yol açtığınız için… (Bu şekilde o imkâna kavuşan binlerce kişinin ahını aldınız, üzgünüm.)

        Mesela, bütün uzmanlarca yararı kabul edilen bir balık yağını, ailecek kullanma şansımızı da mevcut bütçemizi sarsacağından ötürü artık sizin sayenizde bırakıyoruz. Çünkü Türkiye’den alınan ve 4 kişinin her gün sıklıkla kullandığı balık yağına aylık en az 100–150 TL vermemiz gerekiyor artık... Oysa yurtdışından getirttiğimizde aynı ürün 50 TL idi.

        Ama siz ithalatçıları, distribütörleri düşündünüz. Haklısınız, ne diyelim. Madalyonun diğer tarafı aklınıza bile gelmedi.

        Türkiye’de hiçbir şey “insan odaklı” değil, para ve iktidar odaklı. Bunu bir kere daha gördük. Teşekkürler Güntay Bey, eksik olmayın.’

        Mektuptaki konuyu anlamışsınızdır. İpini koparının yurtdışından postayla getirttiği ürünlere dikkat çekmiş, ilgili bakanları uyarmıştım. Meblağı 100 Euro’nun altındaki her ürün, DHL, UPS ve Fedex gibi firmalarla Amerika’dan getirtiliyor, gümrüklerimizden de sorgusuz sualsiz geçebiliyordu. Demek bu köşeyi dikkate almışlar ve gerekli adımları atmışlar. Halbuki Amerika’ya bu mamullerin boş kutusunu bile Türkiye’den göndermek mümkün değil.

        Tüketici adına ilk başta negatif gibi olan bu tablo, yurtiçindeki rekabetle değişecektir. Fazla abartmaya gerek yok. Bunun için de vergisiz, denetimsiz ve de kontrolsüz ticaretin önüne geçmek gerekir. Asıl teşekkürü ise Başbakan Yardımcısı ve Gümrüklerden Sorumlu Devlet Bakanı Hayati Yazıcı ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker hak ediyor.

        Diğer Yazılar