Cep telefonlarını yüzde 10 ucuzlatma girişimi
İletişim sektöründe şu an sessizden yürütülen ciddi bir tartışma var. Henüz su yüzüne çıkmış değil, ama çıkması an meselesi. Bir tarafta sabit telefonun patronu Türk Telekom (ötekileri henüz çok küçük) diğer tarafta ise cep telefoncular veya GSM operatörlerİ Vodafone ve Turkcell var. GSM operatörlerinin cirosundan alınan yüzde 15 oranındaki Hazine Payı’na benzer bir kalem Türk Telekom veya sabit telefonlarda yok. Bu durum da doğal olarak cep telefonlarını sabitlere göre daha maliyetli hale getiriyor. Tartışma bu.
Aldığım bir bilgiye göre Vodafone Türkiye Genel Müdürü Serpil Timuray, bu durumu en üst mercilere kadar götürmüş. Turkcell’in de bundan rahatsız olduğunu biliyorum, ama bu yönde resmi bir girişiminden haberim yok. Avea ise Türk Telekom bağı sebebiyle nötr vaziyette.
Ancak, GSM operatörlerine bu lisanslar verilirken ya da ihaleler yapılırken yüzde 15 ‘Hazine Payı’ alınacağı şartnamesiyle yola çıkıldı. Ucu açık bırakıldığı için şimdi durum karışık. Devlet bu payı almaktan vazgeçerse yapılan lisans sözleşmeleri ne olacak? Almaya devam ederse, bu defa iki iletişim sektörü arasındaki maliyet rakamlarında haksız bir durum ortaya çıkıyor.
İki tarafı da pis bir durum, ama net bir çözüm gerekiyor. GSM operatörlerine göre yüzde 15 Hazine Payı kalkarsa, cep telefonu faturalarının yüzde 10 hafiflemesi, ucuzlaması söz konusu. Bakalım nasıl bir sonuç çıkacak…
Dünya bu siparişi konuşuyor
Dün bir havayolunda yönetim kurulu başkanı, üyeler ve yöneticileriyle sohbetteyken Avrupalı uçak üreticisi Airbus’ın, ucuz seyahat hizmeti veren Hintli havayolu şirketi IndiGo ile 180 uçağı kapsayan ve toplamda liste fiyatı üzerinden 15.6 milyar doları bulan rekor büyüklükteki satış haberi geldi. Endüstri açısından güzel bir haber. Havacılık sektörü için umut veren bir gelişme. Zira bu uçaklar yakıt tasarrufu sağlayan yeni nesil modeller. Dolayısıyla yeni nesillere duyulan ilgi ve sipariş adedi yönüyle dünyada ciddi bir yankılanmaya sebep oldu.
Bu haberin Türkiye’ye ne faydası var? Biz olaya neresinden bakmalıyız?
Öncelikle Türkiye’de havacılık sektörünün büyüme hızına odaklanıp, ‘Sadece biz gelişiyoruz. Bizim uçak ve yolcu sayımız artıyor’ yanlışından kurtulmamız gerekir. Bizimle birlikte Uzak Asya, Çin, Hindistan, Ortadoğu da şaşırtıcı büyümelere sahne olduğu için Türkiye bölgesinde daha agresif hareket etmek durumunda.
Mesela Ulaştırma Bakanlığı 2023’te Türkiye’de yolcu uçağı sayısının 750 olacağını açıkladı. Bana kalırsa bu hedefe çok daha erken ulaşacağız. Ancak, ciddi altyapı sorunları, işletme mantığı problemleri, özel sektörün yurtdışına yönelmesine yönelik düzenleme eksiklikleri var.
Türkiye’den daha fazla büyüyen Ortadoğu’da, Körfez’de ülkeler var. Çin ve Hindistan ise katlanarak büyüyor ki, Türkiye ile beraber anmak bile yanlış olur. Bu tablolar gösteriyor ki, başta THY olmak üzere özel sektörümüz de çok daha hızlı büyüyecek. Ama dileyelim, büyümelerin önüne yatırımları zamanında yapamamak, korumacılık gibi mantıksız engeller çıkmasın.
Bölgemizdeki konjonktürel gelişmeler şu ana kadar iyi yönetildi. THY büyüme stratejisini başarıyla uyguladı. Ama Türkiye olarak, Birleşik Arap Emirlikleri’nin Emirates veya Etihad havayolları gibi çölü vahaya çevirecek bir stratejimiz, politikamız, havacılıkta adına üretilen bir pazarlama taktiğimiz henüz ortada yok.
Şimdiye kadar Türkiye’nin jeopolitik konumu sebebiyle uçuşa geçtik. Yaklaşık 3 saatlik havayolu mesafesiyle, 40’a yakın ülkeyi kapsama alanı içine alan Türkiye’den başka kim var? Bundan sonrası için Türkiye’nin iyi organize olması gerekir.
Genelkurmay’dan farklı yaklaşım
Düşen helikopterle ilgili olarak Genelkurmay Başkanlığı’nın yaptığı açıklama çok yerinde oldu. Şimdiye kadar bu tarz açıklamaları, bu kadar hızla yapmıyorlardı. Neticede meydana gelen kaza tüm ülkeyi yasa boğan bir olay. Ama bu konularıda bilen bilmeyen yorum yapınca vatandaşın kafası karışıyor. Aydınlatacak mercilerin de şüphesiz ki sessiz kalmaması gerekiyor.
Helikopter kazasını uzmanların yapacağı kaza-kırım incelemesi aydınlatacaktır. Elde somut veri olmadıktan sonra dışardan gazel okumak, ancak zihin bulandırır.
Şuraya net bir şekilde yazmakta fayda var. Hava araçlarında eski/yeni diye bir ayrım olmaz. Eski olduğu için düşer, yeni olduğu için düşmez diye bir kural ve tespit yoktur. Her araç imkânları ölçüsünde kullanılır. Zira havacılıkta kurallar vardır. Uymayınca eski ve yeni fark etmez kaza yaşanır. Önemli olan kurallara riayet edilerek faaliyet gösterilmesi, bakımlarının yapılmasıdır.
Eski ve yenilik sadece hava araçlarının uçuş, manevra ve hizmet kapasitesiyle ilgili bir durumdur. Sivil araçlarda verimlilik, askeri araçlarda ise manevra sorununa sebep olur. Bu yönüyle kazalarla bağlantı kurulması çok yanlıştır. Ama Genelkurmay Başkanlığı’nın da bu tarz kazalarda kamuoyunu aydınlatmadığı, hatta kaza kırım sonuçlarını ise paylaşmadığı önemli bir gerçektir. Dolayısıyla bu tarz kazaların sebeplerinin ciddi bir şekilde ortaya çıkarılması için çaba sarf etmek daha önem arz ediyor.