Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Son bir yılda yargı cephesinde yaşadıklarımızın üzerine bir de son "Suriye krizi"ni ekleyelim ve soralım: Bunların ne kadarı strateji ve yönetim hatalarından kaynaklanmıştır? Her ay sahne alan Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin (TİM) ihracat rekor rakamlarında gündeme getirilmeyen ithalat oranlarını irdeleyerek ne kadar güçlü Türkiye'de yaşadığımıza aslında cevap bulmak kolay. Adalet sistemi bu kadar oynak, ekonomisi halen daha kırılgan unsurlar içeren bir ülkede önceliğin ne olduğu belliyken, yetkili ve etkili çevreler nelerle uğraşıyor.

        Yasa çıkararak hukuku yerine oturtmak yerine, yerinden ettiğimiz günlerdeyiz. "Bir gece ansızın gelebilirim mantığıyla" yasa çıkarıp ülke yönetmeye çalışıyoruz, geleceğimiz ne kadar iyi olabilir ki...

        Ve Aziz Yıldırım'ın tahliyesine gelince, bana göre bir yıllık tutukluluktan sonra normale dönülmesi için yumuşak bir geçiş süreci işletiliyor. Ceza verip tahliye etmek, sonra Yargıtay'dan onay beklemek, yumuşak geçiş değilse nedir? Futbol Federasyonu için de aynı durum geçerli. Onlar da ortadaki kararı onur meselesi bile yapmaz, istifa falan etmek yerine de yumuşak geçişin neticesini beklerler.

        İran'dan intikamımı Rumlar aldı

        Geçen hafta Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanlığı'nın davetlisi olarak Güney Kıbrıs'a giden İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi, tam da iki tarafa yakışan bir üslupla gözaltına alınmış. Salihi, bakanlık koltuğuna oturmadan önce Avrupa Birliği'nin (AB) kara listesinde yer alıyormuş, ancak dışişleri bakanı olunca ismi listeden çıkarılmış. Ama AB yetkilileri, "Bunları nereden başımıza bela ettik" diye yakındıkları Rumları, anlaşılan dikkate almadıklarından, yeni gelişmelerden ve güncellemelerden haberdar etmemişler. Rum Terör Şubesi ekipleri de önlerine hem de resmi heyetle gelen fırsatı değerlendirip Salihi'ye terörist muamelesiyle hoşgeldin merasimi yapmışlar.

        Haberi okuyunca, 2011 'de beni İran'a resmi olarak davet edip yanımda İran makamlarının verdiği bir rehber olmasına rağmen İsfahan'a gitmek üzere havalimanında gözaltına alan İran yönetiminin yaptıkları film şeridi gibi gözlerimin önünden akıp geçti. Allah'tan 6 saatin sonuna doğru bir bardak çay vermişlerdi.

        Beni Mehrabad Havaalanı'nda 6 saat gözaltında tutan ve Dışişleri Bakanlığımız Sözcüsü Selçuk Ünal tarafından arandığında "Böyle bir isimde birisi ülkemize giriş yapmamıştır"diyen İran Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin, kendi bakanları Larnaka Havaalanı'nda gözaltında alındığında ne yaptıklarını çok merak ediyorum. Muhakkak İran'da bu işe sevinenler de olmuştur, lakin benim açımdan olay bitmiştir. Rumlar layıkıyla ve fazlasıyla intikamımı almışlar. Keşke bir gece içeride tutarak, salıvermeye yakın da bir bardak çay ikram etselerdi daha iyi olurdu.

        Diğer taraftan Rumlar da haklı, hem Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı'nı üstleneceksin hem de kara listede yer alanlara bakan dahi olsa göz yumacaksın. Olmaz tabii. Ama AB Dönem Başkanlığı'nı devralmalarına, Salihi'yi tutukladıklarında tam 4 gün vardı. Anlaşılan önem atfettikleri dönem başkanlığı bilinciyle biraz hızlı davranmışlar. Belki de ekonomide duvara tosladıkları için bu şekilde hareket ederek ihtiyaç duydukları maddi ve manevi desteği Avrupa'dan daha çabuk koparmayı amaçlamışlardır. Çünkü, genelde bu tarz hadiselerin arkasında başka gerekçeler olur. Ben İran'dan döndüğümde, Türkiye'deki İran yetkililerine neden gözaltına alındığımı sordum. Bana söylenen söz, "Biz böyle bir şey olsun istemezdik, ama İran'daki muhalif bir grup bunu yaptı, müdahale ettik" oldu.

        Aynı gün ve saatlerde ise İran Cumhurbaşkanı 1. Yardımcısı, Türkiye'de Çankaya Köşkü'nde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından kabul edildiğinden, benimle bir yerlere mesaj verildiği de söylendi. Ben de bu bilgiler üzerine hangi ülkeye gideceksem önceden o ülkenin Dışişleri Bakanlığı yetkililerini arıyorum ve bir mesajları olup olmadığını sorarak yola çıkıyorum...

        Diğer Yazılar