Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın hazırlayıp sektörün regülasyondan mesul Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu‘na (EPDK) havale ettiği “Yenilenebilir Enerji Kaynaklarından Elektrik Enerjisi Üreten Tesislerde Kullanılan Aksamın Yurtiçinde İmalat Hakkında Yönetmeliği” bu haliyle ne kadar yerli üretime önem verir, yerli şirketleri öncelikle gündemine alır tartışılır. Çünkü ortaya konan kriter yani teşviklerden faydalanabilmek için en az yüzde 55 yerlilik oranı, yerli sanayinin sektöre katılımını sağlamak bir yana, sanki önünü kesiyor. Yönetmelik özellikle KOBİ’lerde negatif bir etkiyle kendini hissettirmiş durumda.

        Anlaşılır ifadeyle, mesela yerli malzemeyle imal edilen rüzgâr türbininden elde edilecek elektriğin kilovatsaatine devlet yüzde 2 teşvik veriyor. Rüzgâr santrallarına alım garantisi bir kilovatsaat için 7.5 sent ise yerli kaynakla üretimle bir kilovatsaat 9.5 sent oluyor. Ya da yenilenebilir enerji santrallarının herhangi birinde en az yüzde 55 veya üzerinde yerli üretim katkısı sağlanırsa, yerli katkı oranında teşvik kapsamına alınıyor. Sıkıntı ise yerli katkı oranının yüzde 55’in altında olması durumunda ortaya çıkıyor. Madem yerli katkı önemseniyor, yerli sanayi ve KOBİ’ler nihayet aklımıza geldi, bu durumda en az yüzde 55 sınırı neden?

        Benzer durum Milli Savunma Bakanlığı Savunma Sanayii Müsteşarlığı‘nda ise daha tuhaf uygulanıyor. Müsteşarlığın uhdesindeki şirketler ya da iş verdiği ana üstleniciler, yerli üretimi ve sanayii desteklemek için (bunu bir baskı gibi de görüyor olabilirler) işi çeşitli alt üstlenicilere, KOBİ’lere dağıtıyorlar. Onların bazıları gerekli olan malzemeyi üretmek yerine ithal ediyor. Yani taşeronluk yapıyor, iki tarafla işini bağlayıp para kazanıyor. Böylece Savunma Sanayii Müsteşarlığı‘nın ana üstlenici adresindeki şirkete kesilen yerli faturalar üzerinden yerlilik hesabı yapılıyor. “Savunma sanayimiz yüzde 50 yerli katkı oranını yakaladı” ifadelerini bu bilgiler ışığında okuduğumuzda oran konusunda kafalar karışıyor.

        Örnek verdiğim Enerji ve Milli Savunma Bakanlıkları gibi başka bakanlıklarda da benzer sorunlar var. Madem yerli katkı sağlanması hususunda iyi niyet gösterilmiş, ülkenin istihdamı, katma değeri, mühendisliği, beden ve beyin işçiliği önemsenmeye çalışılıyor, daha cesur olunması gerekir.

        KADINLARIN YÜZDE 90'I ÇALIŞMIYOR, AMA 1 YILLIK EVLİLİK OKULLARI VAR

        Şimdi bu başlığı okuyanlar durumuna göre yorum yapacaktır. AK Partili yetkililer ise son 10 yılda artan boşanmalara bir çare olabilir mi, gözüyle mevzuya dikkat kesilebilirler. Zira daha önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, evlilik eğitimi almadan evlenen çiftleri, ehliyeti olmayan sürücülere benzetmiş, boşanmalara başka bir açıdan bakmıştı.

        Ancak Japonya‘daki durum biraz farklı. Kendi dilleriyle, kültürleriyle ve değerleriyle oynamadan teknolojide harikalara imza atan, II. Dünya Savaşı‘ndan sonra da bir ada ülkesinin sahip olduğu kısıtlı imkânlarla hızla büyüyüp dünyanın ikinci ekonomisi olan Japonya‘yı galiba biraz yanlış okuyoruz.

        Kısa süre önce Japonya’dan dönen iş dünyasından bir dostum, Japonlarla yapacağı ortak işlerden bahsederken, yakından tanıdığı bu ülkede kadınların yüzde 90’ının çalışmadığına, ama evlilik öncesi bir yıllık evlilik okulu olduğuna dikkat çekti. Kadınlarını, devletin çekirdeğini oluşturan ailenin merkezine koyup, eğitimine önem veriyorlar. Yük, tamamıyla kadının sırtında olunca eğitimli olması da önem arz ediyor.

        Japonya‘da uzun yıllar Japon gelini olarak yaşayan Günseli Kato programıma konuk olduğunda bu ülkede kadın olmanın zorluklarını anlatmıştı. Ben gidince gördüm. Çünkü gelenekler, kadını ailenin merkezine koyup ciddi sorumluluk yüklüyor. Kato‘ya göre Japonya’da gelin değil, damat olmak keyifli. Zira Japon erkekler, aileleri tarafından el üstünde tutuluyor.

        Başlığa dönersek, kadını veya erkeği tek başına belli kalıplar içinde eğitmek şüphesiz yeterli değil. Her yönüyle iki tarafı da hayata hazırlamak önemli. Fakat çıkış noktanız negatif olayları azaltmak değil, yaşam kalitesini artırmak olursa netice alırsınız.

        Diğer Yazılar