Oben Budak 'Kanser olunca müziği bıraktım'
Şu aralar ilişki durumumu soracak olursanız “Dünden kalmayım, aşktan almıyım” diyeceğim. “Hayat” şarkısının ezgileriyle söyleyeceğim bunu. Oben Budak’ın yazdığı ve söylediği şarkıyı çok översem arkadaş kayırması sanılır. O yüzden sadece şarkının en sevdiğim sözünü yazdım ve gerisini bıraktım, Oben Budak anlattı.
Evet hep dilimdeydi ama bir türlü sıra gelmemişti. Sürekli yeni şeyler yapmayı seviyorum, hayatın döngüsü bu.
Evet, o yüzden şanslı addediyorum kendimi. Ne istiyorsam yapıyorum ve hayatımı böyle devam ettiriyorum.
Yazılarımda da hep söylediğim gibi, tek başına olmaz ki hiçbir şey! Mesela Gzone dergisine bir çekim yaptık, Alexander Kokoskeriya ve Aytekin Yalçın “Boxer ile poz vereceksin” dediler, “Tamam” dedim. Onlar söylüyorsa bir bildikleri vardır... Her şeyi sizin bilmenize imkân yok. Profesyonel bir iş yaparken, o işin en iyisini bilene söz vermek gerek.
Çok iyi bir kariyer değil mi? VJ’likten yazarlığa!
Gaye Sökmen’in ajansında mankenlik yapıyordum ben aslında. Umur Turagay ile bir reklamda oynamıştım hatta o dönem. O sırada bir klip çekecekti, yeni bir isme. “Klipte sen de oynar mısın” dedi, “Tamam” dedim. Yeni bir rock’çıymış, Şebnem Ferah! Şebnem Ferah’la tanıştım o çekimde. Şebnem’in albümünü Demir Demirkan, Tarkan Gözübüyük ve İskender Paydaş birlikte yapıyordu. Onların ortasına düştüm. Mankenlik yapıyordum ama şarkı söylemek istiyordum. Demir Demirkan aracılığıyla Sertab Erener ile tanıştım. O zamanlar onun vokalisti Emre Altuğ ama o da kendi albümünü yaptığı için Sertab yeni vokalist arıyordu. “Lütfen beni dinler misiniz” diyerek stüdyosuna gittim. Çok beğendi. Stüdyoya Fahir Atakoğlu, Sezen Aksu gibi isimler gidip geliyordu. 19 yaşındayım ve deliriyordum. Stüdyoda herkes bilirkişiydi, kendimi çok kötü hissediyordum. Fahir Atakoğlu ve Sezen Aksu yanında kendimi gerçekten ezik hissettim hatta. Konservatuvar sınavlarına girdim, kazandım. Sonra Ajda Pekkan’ın uzun süre vokalistliğini yaptım. Ardından Aşkın Nur Yengi ve Emel Müftüoğlu ile çalıştım.
Kral TV’de bir programa gitmiştik Sertab Erener’le. O yayındayken ben de binada dolaşıyordum. Yayın yönetmeni beni gördü ve program teklif etti.
Sonra kanser oldum. O kadar şan-opera dersleri alırken akciğer kanseri oldum ve ciğerim bir balon dahi şişiremez duruma geldi. Hem kanserle uğraşmak hem de yaşamaya çalışmak çok zordu. Bu kadar pozitif olmamın sebebi de budur. Aylar boyu tek gördüğüm, tavan oldu. Ondan sonra insan hayatta gerçekten takacağı şeyleri anlıyor.
24-25.
Evet, öteledim. Yapmak bana zevk vermedi hastalık sonrası. “Zamanı gelince olur” dedim, şimdiymiş zamanı.
Kitap yazarken, eğlence hayatındayken “Kitabımın şarkısı neden olmasın” dedim.
Hakikaten çok üzücüymüş ve 10 kafadan 10 ayrı sesi dinlemek zormuş. Kimisi yerlere göklere sığdıramıyor, kimisi “Ağzını ne çok oynatmış” diyor.
Hayır olmayacağım, çünkü genelde doğru şeyleri söylüyorlar.
Aynen öyle diyorum, çünkü sen de biliyorsun, kendimi aşkla çok vakit kaybetmiş gibi hissediyorum. Hayatta kafa yoracak başka şeyler de varmış, bunu geç anladım. Arkadaşlarım duygusallığımla dalga geçerlerdi. Gerçek yolun bu olduğunu zannederdim ama öyle olmadığını bana hayat öğretti. Hayat bir aşkmış zaten. Aşk peşinde koşmana aslında gerek yokmuş. Aşk olunca seviniyoruz tabii ama olmasa da oluyor.
Mutlu son yüzyıllar sürecek bir ilişkiyse, onu hayal bile etmiyorum. Çünkü bu bir gerçek. Öyle bir şeyin olduğunu sanmıyorum, olmasına da gerek yok. 4-5 aylık mutluluklar da insanı gayet güzel idare edebiliyor, çünkü asıl ihtiyacın olan şey o değil. Sen zaten başka şeyler yapıyorsun, hayatına giren biri de sana sadece bir artı katmış oluyor.
Acı duymuyorum zaten. Bunun bir döngü olduğunu kabul ettim. O kadar kaybedecek vaktim yok. Kitap yazıyorum, DJ’lik yapıyorum... Bu yüzden evde ağlama durumlarını minimuma indirdim.
Dışardan bakanlar için sabah-akşam partileyen biri gibi görünüyorsun. Bunun arkasında ne var?
Neredeyse her gece dışardayım, evet. Galiba bu var arkasında da. Hiç öyle sabahlara kadar eğlenmiyorum aslında. Partilemek hâlâ sevdiğim bir şey. Ne güzel ki bunu da Habertürk’te parti yazarı olarak işe çevirdim.
Hayattaki derdimi bulamadım, arıyorum. Neden geldiğimiz üzerine çok kafa yoruyorum. Doğup büyüyüp askere gidip partilerde eğlenmek için hayata geldiğimizi sanmıyorum. Daha büyük bir şey var ve ben de bunu arayanlardan biriyim.
İlk gençlik dönemimde, Sertab’la tanıştığımda o da Levent’ten (Yüksel) yeni ayrılmış, Demir’le (Demirkan) bir ilişki kuruyorlardı. O dönemde bana öğretilenlerden dolayı şaşırmıştım hem sevgilisi olmasına hem de eski kocasıyla görüşmesine. Ama öyle güzel oluyordu ki ta o yaşta kafam açıldı, bunda kötü bir şey olmadığını gördüm. Eski sevgililerimin neredeyse hepsiyle hâlâ görüşürüm.
Aradaki yaş farkı da, cinsiyetleri de, yaptıkları iş de, kazandıkları para da, dinleri de, milletleri de kimseyi ilgilendirmez. Temelde bizi ilgilendirmeyen konularda fazla konuşup fazla görüş bildiriyoruz. Esas bizi ilgilendirmesi gereken konuların da hiçbiri umurumuzda değil. Ayrıca çok yakışıyorlar.
Yeni gençlerin en büyük sorunu verilen işleri angarya olarak kabul etmeleri. Benim başta bir tek, yerleri süpürmediğim kaldı. VJ’dim ama yazı yazmak istediğimi insanlara anlatmam, ayrıca öğrenmem gerekiyordu. Bu yüzden ne iş verilirse yaptım. Bu kadar hızlı öğrendiysem sebebi çok çalışmaktır, işten hiç kaçmamaktır. Bunu babalar-anneler söyleyince kızıyoruz ama doğruymuş, babaların da bir bildiği var.
Tabii ki hayır. Ben üniversitede işletme okuyordum. “Baba konservatuvara gireceğim” deyince evde kıyamet koptu. Kuruçeşme’deki konsere Gayrettepe’deki evimden yürüyerek gittiğimi biliyorum, param olmadığı için. Para kazanmak için VJ oldum. Konservatuvardaki arkadaşlarım çok dalga geçiyordu benimle, epey zordu o.
Ben stüdyo aşamasında da, klip çekerken de çok eğlendim, o yüzden yeniden yapmayı çok istiyorum. Şu anda akademisyenlerle, bilirkişilerle bir tiyatro oyunu yazıyorum.
Şarkının klibinin özelliği tamamen arkadaş ortamında, arkadaşlarının yardımıyla çekilmiş olması. Başroldeki yakışıklıyı çok merak ettiğinizi biliyorum, evet o da bir arkadaş. Adı Gün Akıncı. Klibi “The Fuck is Back” olarak bilinen Tchane Okuyan çekti. Styling’i her zamanki gibi Alexander Kokoskeriya yaptı. Arkadaşlar oynadı. Hatta benim de orada olmam lazımdı ama zamanlama uymadı... Sonuç; her zamanki gibi çok eğlenceli bir Oben Budak partisinden görüntüler ve “Büyük” kitabından referanslarla ortaya çıkan kısa film tadında bir klip.
Hayat’ın sözleri Oben Budak’a, müziği ise Oben Budak ve “Ah canım Ahmet” olarak bilinen Ahmet Akkaya’ya ait. Şarkının iki versiyonu var, biri Ali Murat Karakuş remix’i, diğeri İlker Aksungar remix’i ile Ayben’in eşlik ettiği versiyon, ki bu benim favorim oldu.
- 'Kodla birlikte sanatta yepyeni bir çağ açıldı'10 yıl önce
- Hrant Dink'in hayatı sahnede10 yıl önce
- 'Aşık terapisiyle kanseri yendim'10 yıl önce
- Göbek at dertlerden kurtul!10 yıl önce
- Bilim ve sanat aynı yerde10 yıl önce
- 'Neden bu kadar ciddisin?'10 yıl önce
- Pamuk Prenses'in sesi karşınızda10 yıl önce
- 'Barışı sağlayacak olan müziktir'10 yıl önce
- Aslıhan Ünaldı filmini bitirmeli10 yıl önce
- 'Ülkeni bu kadar seveceğimi tahmin etmiyordum'10 yıl önce