On iki bin yıllık taşların sırrı
Türkiye 1995’te haberdar olduğunda Almanlar, oradaki yayınlar sebebiyle çoktan ününü duymuştu. Neticede Göbeklitepe dünya tarihini hatta inancın tarihini değiştirecek bir buluştu. Sonraki kazılar, bulgular, çalışmalar hep bunu doğruladı…
Göbeklitepe’deki arkeolojik keşif insanlık tarihi için çok önemli. Bölge aslında 1950’lerde keşfedildi. Ancak buranın Roma döneminden kalma kalıntılar olduğu sanıldı. Zira bölgede Roma döneminden kalma taş ocakları vardı. 1963’te İstanbul ve Chicago üniversitelerinin ortak çalışmasında Amerikalı arkeolog Peter Benedict incelemeler yaptı; kireçtaşlarının yoğunluğundan, bunların mezar kalıntıları olduğunu düşündü. 1970’lerde arkeolog Mehmet Özdoğan ilk kez çanak çömleksiz döneme ait eserler buldu ve bunların Roma dönemine ait olmadığını ifade etti. 1980’lerde ise Alman arkeologlar taş sütunlar üzerine yapılmış hayvan ve insan kabartmalarını keşfetti. Daha sonra kazı çalışmalarını yürüten Alman arkeolog Klaus Schmidt bölgenin büyük olasılıkla Neolitik Çağ’a ait görkemli ve kutsal bir alan olduğunu belirtti. Schmidt, Göbeklitepe’deki ilk araştırmalar sonrasında, “Bölgedeki tüm insanların uzun bir zaman diliminde çalıştıkları ve çok daha uzun bir zaman diliminde buradaki kült törenlerini ziyaret ettikleri bir kült merkezi ile karşı karşıya olduğumuz kesindi” diyor.
Kazı çalışmalarında buranın insan eliyle inşa edildikten sonra uzunca bir dönem bir toplanma alanı olarak kullanıldığı ve günümüzde bilinmeyen nedenlerden dolayı bölgedeki insanlar tarafından üzerinin kapatıldığı anlaşıldı. Schmidt’e göre Göbeklitepe, burada yaşayan göçebe toplulukların ilk dini ve inanç boyutuyla toplanma alanı olarak inşa ettiği, bu maksatla bir araya gelip törenler düzenlediği ve sonra tekrar göçebe hayatlarına devam ettikleri bir kült alanıydı. Bu varsayım uygarlık tarihinin akışını değiştiren bir çıkıştı aslında. Çünkü o güne kadarki paradigmaya göre önce insanlar yerleşik hayata geçmiş, ardından inanç ihtiyacına uygun olarak dini mekânlarını inşa etmişlerdi. Schmidt, Göbeklitepe’yle bu paradigmaya karşı çıktı ve bunu olgusal olarak ispatlama yoluna gitti.
GÖBEKLİTEPE VE SEMBOLLER (Ed: Veysel Ayhan – Esra Tüylüoğlu / Alfa)T BİÇİMLİ TAŞLARIN SIRRI
Göbeklitepe’de devam eden kazı çalışmalarında çapı 20 metreye ulaşan yuvarlak ve oval planlı yapıların merkezinde boyu yaklaşık 7.5 metreyi bulan kireçtaşından şekillendirilmiş T biçimli dikilitaşlar bulundu. Yapıların merkezinde de insan figürüne benzeyen T yapılı iki dikilitaş yer alıyordu. Oval duvar yapıların arasında ise merkezdeki iki dikilitaşa yönlendirilmiş daha küçük çaplı dikilitaşlar vardı.
Göbeklitepe’nin gizemi yalnızca inşa edildiği yer değil, aynı zamanda T biçimli taşların üzerine tasvir edilen hayvanların taşıdığı mesajlardır. Schmidt, kitabında bu hayvan gruplarını hiç yorumlamadan Göbeklitepe’yi anlamanın zor olduğunu ifade eder; tüm bunların söz konusu topluluklardan çıkan bir fabl ya da bir totem veya kılık değiştirmiş insanlar olarak sembolize edilmiş olabileceğini ve cevabı bilmediğimizi açık yüreklilikle dile getirir.
Göbeklitepe’deki mimari yapıların ve T yapılı taşların yukarı Mezopotamya’nın diğer bölgelerinde de bulunması bölgedeki topluluklar arasında güçlü bir iletişimin ve ortaklığın olduğuna da işaret eder. Daha açık bir ifadeyle, genellikle Şanlıurfa ve yakın bölgelerde yapılan arkeolojik kazılar, takriben MÖ 9500 ile MÖ 8000’li yıllar arasında bölgede yaşayan toplumlar arasında ortak bir kültür ve ilişkinin olduğunu söyler. Bununla birlikte söz konusu kültürün inanç boyutuyla ilişkisini kestirmek güçtür.
“Göbeklitepe ve Semboller” adlı çalışmanın amacı, söz konusu taşlar üzerindeki hayvan kabartmalarını ve kabartmalar dışında betimlenen hayvanların farklı mecralardaki sembolik anlamlarını bilimsel bir disipline bağlı kalarak farklı açılardan irdelemek. Bir diğer deyişle, betimlenen hayvanların Göbeklitepe’den sonraki çağlarda ve alanlarda hangi anlamlarda kullanıldığını araştırmak, böylelikle okura Göbeklitepe’yle ilgili farklı bakış açısı ve yorum imkânı sunmak.
MİTOLOJİK VE DİNİ ANLAMLARI NE?
Özetle bu çalışma, Göbeklitepe’deki hayvan betimlerinin arkeolojik bağlamını ve ayrıca bu hayvanların mitolojik, dini, gösterge bilimsel ve günümüzdeki anlamlarını irdeliyor. Her bir makale alanında uzman akademisyenler ve bilim insanları tarafından kaleme alınmış.
Kitabın birinci bölümünde arkeolojik olarak Göbeklitepe’deki araştırmalar konusunda uzman olan Doç. Dr. Thomas Zimmermann’ın çalışmasına yer veriliyor. Zimmermann bu çalışmada bir yandan Göbeklitepe’deki kazı çalışmalarında ortaya çıkan yapılara ve hayvan kabartmalarına değinirken, bir yandan da arkeolojik olarak Göbeklitepe hakkında önemli bilgiler sunuyor.
İkinci bölümde eskiçağ tarihçisi Doç. Dr. Selim Ferruh Adalı’nın makalesi var. Adalı, Göbeklitepe’de tasvir edilmiş hayvanların sonraki dönem Anadolu ve Mezopotamya’da yaşayan toplumların kendi toplumsal bağlamlarında ne gibi anlamlar ve imgeler ifade ettiğine dair bilgiler paylaşıyor.
Kitabın üçüncü bölümünde inanç boyutuyla Göbeklitepe’de betimlenen hayvanlar irdeleniyor. İlahiyatçı yazar İbrahim Halil Er tarafından kaleme alınan bu makalede Kur’an-ı Kerim ve Kitabı Mukaddes’teki söz konusu hayvanlarla ilgili kutsal ayetler inceleniyor. Böylelikle Göbeklitepe’de yer alan hayvanların kutsal kitaplarda nasıl yer aldığı konusundaki sorulara cevap aranıyor.
Dördüncü bölümünde Ege Üniversitesi İletişim Araştırmaları Doktora Programı öğrencisi olan Pelinsu İnceli ve Sezen Garip tarafından göstergebilimsel teknikler kullanılarak hayvan kabartmalarının nasıl algılandığı üzerine bir çözümleme denemesi var. Yazının henüz icat edilmediği bir dönemde inşa edilen Göbeklitepe’de hayvan sembolleri ve soyut sembollerle mesajlar verildiği düşünülmekte. Göçebe topluluklar iletişim kurma dürtüsü veya mesaj vermek için hayvan sembollerinden yararlandı. Bu bölümde Göbeklitepe’de yer alan on bir hayvan sembolü göstergebilimin önemli isimlerinden Barthes ve Jakobson’ın yaklaşımları doğrultusunda çözümleniyor.
Çalışmanın beşinci ve son bölümü ise aynı zamanda kitabın editörlüğünü üstlenen İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Medya ve İletişim Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Esra Tüylüoğlu tarafından kaleme alınmış. Göbeklitepe’deki hayvan kabartmalarının dünya tarihinde ve modern dünyada farklı alanlarda nasıl algılandığı ve kullanıldığı üzerine...
***
İKİ TAVSİYE
Tek başına ve günlük yaşayan bir adamın karşısına alacakaranlıkta gizemli bir kız çıkar. Bir arada yaşamaya başladıklarında yavaş yavaş geçmişleri ve saklı gerçekler belirecektir. Bir psikolojik gerilim romanı… Yabancı bir ülkede kalemiyle geçinmeye, ayakta durmaya çalışır Suat Derviş. İşsiz bırakılmış bir kadın akademisyen Berlin sokaklarında onun yüz yıl önceki izini sürüyor. Günümüz kadınları için bir dejavu niteliğinde…
Unutulmayanın Tutsaklığında (Şehnaz Tuna / Destek) Dejavu (Menekşe Toprak / Doğan)