Bilincin duygusal yolları
Portekiz kökenli Amerikalı Antonio Damasio dünyanın en iyi beyin ve sinirbilim uzmanlarından. Son dönemdeki eserlerinde beynin; içinde bütün duyguların, heyecanın ve aklın olduğu bir bütün olduğunu anlatıyor, duyguların felsefesinin yükselişinden bahsediyor. Yani duyguyu temele oturtuyor. Duygu; bilimsel ve objektif olduğu için bir uçta olan akılla, diğer tarafta duran heyecanı, hisleri yani vücudu birleştiriyor. Bana Damasio’dan bahseden Alain Touraine şöyle demişti: “Yani bir anlamda Descartes’ın ‘akıl-insan’ının bitişi, ‘duygu-insan’ın yeniden merkeze oturtulması söz konusu. Kadının yükselişinin sebebi de bu. İletişim toplumundayız. İletişim, bilimsel sonuçlar bulmak ve bilgi demek değil sadece. Aynı zamanda bunu iletmek, aktarmak ve etkilemek demek. Bu da duyguyla olur.”
O Damasio’nun bir kitabı daha Türkçe’ye çevrildi: “Hissetmek ve Bilmek.” Son yıllara kadar, bilişsel bilimler ve felsefe alanlarında pek çok düşünür bilinç problemini çözümsüz olarak gördü. Ancak Antonio Damasio biyoloji, sinirbilim, psikoloji ve yapay zekâ alanlarındaki yeni bulgular sayesinde bilinç hakkındaki sırların artık açığa çıkacağını söylüyor.
HİSSETMEK VE BİLMEK (Antonio Damasio / Çev: Pelin Gözel - Mustafa Kırca / ODTÜ Yayıncılık)TIPLI HAİKU GİBİ…
Kitabın yazılma hikâyesi ilginç. “Uzun zamandır keyfini sürdüğüm bir ayrıcalığın ve aynı zamanda sıklıkla yaşadığım bir hüsranın sonucu olarak bu kitap ortaya çıktı” diyor Damasio. Bahsettiği ayrıcalık, standart bir bilimsel kitabın sayfa sınırlaması gerektirmemesi ve karmaşık bilimsel düşünceleri uzun uzadıya açıklamak için istediği kadar çok sayfayı kullanabilme rahatlığı sunmasıymış. Yaşadığı hüsran ise büyük bir coşkuyla kaleme aldığı ve okurlarının da aynı coşkuyla keşfedip tadını çıkarmasını beklediği bu düşüncelerin, uzun tartışmalar arasında kaybolup gittiğini ve yeterince anlaşılamadığını yıllar içinde öğrenmesiymiş: “Bu durum karşısında tepkim, değişmeyen ancak sürekli ertelediğim bir kararı uygulamak oldu: Sadece en çok önemsediğim düşüncelerimi kaleme alarak, bunları çerçeveleyen yapıyı ve aralarındaki bağ dokularını konu dışı bırakmak, yani aynı iyi bir şairin ya da heykeltıraşın yaptığı gibi, tam da işin özüne kadar inmek. Bir nevi, Japon şairlerin haiku sanatını icra ederek, dünyanın en kısa şiir türünde eser vermesi gibi…”
Damasio’ya göre öncelikle biyoloji, psikoloji ve sinirbilimin engin evreninde yer alan birtakım soruları ele almadan, bilincin ne olduğunu ve nasıl geliştiğini anlamak imkânsız. Söz konusu bu soruların ilki zekâ ve akıl kavramlarıyla ilgili. Yeryüzündeki sayısız canlı organizmanın bakteriler gibi tek hücreliler olduğunu biliyoruz. Peki, bakteriler için zeki varlıklar diyebilir miyiz? Damasio “Aslında evet, hem de oldukça zeki varlıklardır” diyor. Öyleyse, bu organizmalar bildiğimiz anlamda akıllı organizmalar mıdır? Ona göre bu sorunun cevabı ise hayır; onları ne akıllı ne de bilinçli varlıklar olarak tanımlayabiliriz. Otonom organizmalar olduklarını söyleyebiliriz ancak; “Bakteriler, açık bir biçimde içinde bulundukları çevreye dair bir tür ‘bilişe’ sahiptir, ancak bunun için akıl ve bilinçten daha çok moleküler ve alt-moleküler süreçlere bağlı örtük becerilere ihtiyaç duyarlar. Böylece homeostazın (dengeleşim) emirleri doğrultusunda, yaşamlarını etkin bir biçimde sürdürürler.”
Peki, biz insanlar için ne söyleyebiliriz? Bizler akıllı varlıklar mıyız? Ya da yalnızca “akıllı” varlıklar olarak mı tanımlanabiliriz? Bu soruya “hayır” cevabını veriyor Damasio: “Elbette, imge adı verilen örüntülü duyusal betimlemelerle dolu bir aklımız var, fakat bunun yanı sıra daha basit organizmaların faydalandığı örtük becerilere de sahibiz. Bizi, iki tür bilişe dayalı olarak işlev gösteren iki tür zekâ yönetiyor. Bunlardan ilki, insanlığın uzun yıllar boyunca üzerinde çalıştığı ve el üstünde tuttuğu zekâ türü. Akıl yürütme ve yaratıcılığa dayanan, imge olarak adlandırdığımız açık bilgi örüntülerinin biçimlendirilmesine bağlı olan zekâ. İkinci tür zekâ ise, bakterilerde bulunan ve yeryüzündeki canlıların çoğunun bugüne kadar yaşamını sürdürmesi için kullandığı ve gelecekte de kullanmaya devam edeceği örtük beceri. Bu zekâ türü henüz akıl tarafından incelenemiyor.”
“UYANIK OLMAK YETMEZ”
Damasio’ya göre ele alınması gereken ikinci soru ise hissetme becerisi ile ilgili. Acı/ağrı ve hazzı ya da mutluluğu hissetmemiz nasıl mümkün oluyor? Herkesçe bilinen yanıt ortada: Beynimiz hissetmemize izin verir ve bize düşen, belirli duyguların ardındaki belirli işleyişleri araştırmaktır. “Fakat benim amacım, herhangi bir duygunun kimyasal ya da nöral bağlantılarını aydınlatmak değil. Bu önemli konuyu nörobiyoloji bir süredir başarılı şekilde ele alıyor zaten. Benim amacım farklı. Ben, bedenin fiziksel alanında açık bir şekilde vücut bulan bir süreci zihnimizde deneyimlememizi sağlayan işlevsel mekanizmaları bilmek istiyorum. Bedenden zihinsel deneyime uzanan bu büyüleyici ve şaşırtıcı süreç, bilindiği üzere, beyin aracılığıyla ya da tam olarak ifade etmek gerekirse, nöron adı verilen fiziksel ve kimyasal araçların faaliyetiyle gerçekleşir” diyor Damasio.
Her ne kadar bu olağanüstü dönüşümün gerçekleşmesi için sinir sistemine ihtiyaç duyduğumuz ortada olsa da bunun tek başına geçekleştirdiğine dair kanıt yok. Dahası, fiziksel bedenin zihinsel deneyimlere ev sahipliği yapmasına izin veren bu büyüleyici ve şaşırtıcı süreç, pek çok kişi tarafından açıklaması imkânsız olarak görülmekte.
Bu önemli soruya yanıt ararken iki unsuru gözlemlemiş yazarımız. Bunlardan ilki, vücuttan beyne sinyal göndermekle sorumlu sistem olan “bedensel uyarı alıcı” (interoseptif) sinir sisteminin eşsiz anatomik ve işlevsel özellikleri ile ilgili. Bu özellikler, diğer duyu kanallarında bulunanlardan tamamen farklı. Bazıları üzerine çalışmalar olsa da bunların önemi tam olarak kavranamamış. Fiziksel bir varlık olarak bedenin deneyimlenmesine önemli ölçüde katkıda bulunan “vücut sinyallerinin” ve “nöral sinyallerin” olağandışı birleşimi bu özellikler sayesinde açıklanabilir.
“Bizim için yeni ve oldukça önemli olan bu gerçeklerden güç alarak, bilinç kavramını doğrudan ele almaya hazırız” diyor Damasio. Beyin nasıl oluyor da tartışmasız olarak varlığımızla, yani kendimizle ilişkilendirdiğimiz zihinsel deneyimleri bize sunuyor? Göreceğimiz üzere, olası cevaplar giderek daha da şeffaflaşıyor.
Damasio, bilinç olgusunu ve bilincin yaşamla ilişkisini aydınlatan bir araştırma yapmış. Bilinci tüm özellikleriyle ele alan yazar, ortaya koyduğu bulgular ışığında, bilinç üzerine yenilikçi düşüncelerini paylaşıyor. 48 bölümden oluşan bu çalışma, bilinç ve akıl arasındaki ilişkiyi, bilincin ve uyanık halde olmanın neden farklı olduğunu, bilinç kazanma sürecinde beynin neden gerekli olduğunu ve duyguların oynadığı merkezî rolü anlamamızı sağlıyor.
Nörobilim, Psikoloji ve Felsefe profesörü Antonio Damasio, Güney Kaliforniya Üniversitesi’nde David Dornsife Enstitüsü Müdürü olarak görev yapmakta…
***
İKİ TAVSİYE
75 yaşındaki İstanbullu Rum Periklis Drakos koronavirüs günlerinde, doğup büyüdüğü Çember Apartmanı’ndaki dairesinde anılarını kaleme almaya başlar. O sırada kendine ev arayan Leyla’ya ilk görüşte aşık olur… Portekizli büyük yazarın yazarlık serüvenine başladığı kitap bu. 25 yaşında yazmış, 1947’de “Günah Diyarı” adıyla yayınlanmıştı. Bu isim değişikliğinden mutlu değildi. Şimdi asıl adıyla elinizde…
Çember Apartmanı (Defne Suman / Doğan Kitap) Dul (José Saramago / Çev: Bengi De Sa Matos Paixao / Kırmızı Kedi)