2015'in en iyi 10 filmi
Kingsman: Gizli Servis (Kingsman: The Secret Service) Yönetmen: Matthew Vaughn Yönetmen Vaughn, Tarantino’nun “Kill Bill”de Uzakdoğu dövüş filmleriyle yaptığını İngiliz ajan filmleri geleneğiyle yapıyor; giderek ciddileşen James Bond serisine eğlenceli bir alternatif getiriyor. Türün genel yapısını saygı ve tutkuyla korurken, trükleri ve klişeleriyle ince ince dalga geçmeyi ihmal etmiyor. Öykü de yabana atılır gibi değil: İngiliz aristokrasisi ve halkı, global sermaye ve yönetici sınıfın kibrine karşı omuz omuza...
Onur (The Pride) Yönetmen: Matthew Warchus 1984 yılında İngiltere’de maden işçileri için destek kampanyası başlatan bir grup lezbiyen ve gay aktivistin gerçek hikâyesi, bizi dayanışmanın özüne, gerçek anlamına götürüyor. Unutulmaz ve sahici karakterleriyle öne çıkan “Onur”, aynı zamanda iki farklı dünyanın karşılıklı etkileşim sürecini de anlatıyor. Hepimize dayanışma duygusunun önemini hatırlatan ve gözlerimizi yaşartan filmin en hoş yanlarından biri de mizah duygusu.
Peşimdeki Şeytan (It Follows) Yönetmen: David Robert Mitchell Gençken gördüğü bir rüyadan esinlenen Mitchell, korku unsuru olarak sapık katil, canavar, şeytan, öfkeli ruhlar değil; kişiye özel “sessiz takipçi”ler kullanıyor. Film, aile evinin dünyanın en güvenli yeri olmadığını anladığımız; artık canavar ya da yaratıklardan değil hayatın kendisinden korkmaya başladığımız gençlik dönemimizin endişelerini deşiyor dipten dibe... Bana göre son yılların en orijinal ve başarılı korku filmi.
Prenses Kaguya Masalı (Kaguyahime no monogatari) Yönetmen: Isao Takahata Usta Japon yönetmen Takahata eski usul el yapımı çizgi filmlerin sahici ve masum güzelliğini, ebeveyn - çocuk ilişkilerini anlatan hüzünlü bir masalla birleştiriyor. İçi boş gösterişten uzaklaşıp her şeyin özüne odaklanmamız gerektiğini anlatan öyküyle çizgilerin sade güzelliği arasında tam bir uyum var. Film, çocukların gerçek mutluluğunu unutarak kendi egolarına hizmet eden ebeveynlerin tehlikeli hırslarını deşifre ediyor. Çocukları özlemlerimizin kölesi yapmaktansa, onların duygularına kulak vermemiz gerektiğinin altını çiziyor.
Sessizliğin Bakışı (The Look of Silence) Yönetmen: Joshua Oppenheimer Adi’nin ağabeyi, Endonezya’da 1960’lı yıllarda komünist olduğu gerekçesiyle katledilen insanlardan biri. Adi filmde ağabeyinin katilleriyle yüzleşiyor ve hesap sormadan, öfkelenmeden nedenleri anlamaya çalışıyor. Oppenheimer, bir önceki belgeseli “The Act of Killing” ile bütünleşen filminde bir katliamcının zihninin nasıl çalıştığını sabırla anlatıyor. Çıktığınızda faşizmin ne anlama geldiğini derinlerinizde hissediyor, kendinize gelmekte zorluk çekiyorsunuz
Sicario Yönetmen: Denis Villeneuve Uyuşturucu kartellerini konu alan belki de en iyi film. Emily Blunt’ın canlandırdığı FBI ajanı Kate’in devlet adına savaşan sert erkeklerin “kanunsuz dünyası”ndaki tedirgin ve kararsız halleri “Sicario”ya orijinal bir hava veriyor. Villeneuve, olayların içinde sürüklenen pasif ana karakteriyle aksiyon - suç filmi geleneğine duygusal ve karanlık bir hava getiriyor. Filmde sadece çatışma sahneleri değil; uyuşturucu batağında yaşayan Meksika halkına karşı duyarlı bir yaklaşım da var.
Star Wars: Güç Uyanıyor (Star Wars: The Force Awakens) Yönetmen: J.J. Abrams Darth Vader, Luke Skywalker, Han Solo ve Prenses Leia’nın efsane haline geldiği, Jedi’ların ortadan kaybolduğu karanlık ve kötü günlerdeyiz. Luke Skywalker’ın ışın kılıcı, güzel ve yetim hurdacı Rey’i kendine çekerken; Kylo Ren ise Anakin Skywalker’ın izini takip ediyor. Direnişçiler ise manevi liderlerini arıyor. “Star Wars” hayranlarının çoğunu mutlu eden film, bu listenin en sübjektif, en duygusal tercihi.
Ters Yüz (Inside Out) Yönetmen: Pete Docter Ergenlikten hemen önce, çocuksu duygu dünyamızı yöneten her şeyin yıkılarak yeniden yapılandırıldığı bir geçiş dönemine “beynin içi”nden bakmak kuşkusuz müthiş bir fikir. Neşe, Üzüntü, Korku, Öfke ve Tiksinti’yi beynin kontrol odasına egemen olmaya çalışan 5 kişi olarak göstermek de öyle... “Ters Yüz” sadece yılın en iyi animasyonu değil, yılın en iyi birkaç Amerikan filminden biri.
The Imitation Game Yönetmen: Morten Tyldum İkinci Dünya Savaşı’nda Almanların kaybetmesinde önemli rol oynayan ve bilgisayarın babası olarak kabul edilen İngiliz matematikçi Alan Turing’in öyküsü. Bir eşcinsel olarak tutucu İngiliz toplumunda “öteki” olmayı kabullenmiş bir adamın dramı... Her şeyin merkezinde ise geçmişte kalmış kırık bir aşk hikâyesi var. Turing’in şifrelerle ilgilenmeye başlamasını nedeni de aşk ve iletişimle ilgili. Turing’in zihnindeki çağrışımlarla ilerleyen mükemmel hikâye kurgusunu da unutmayalım.
The Lobster Yönetmen: Yorgos Lanthimos. 45 günde eş bulamayan insanların hayvana dönüştürüldüğü, yalnızlığa tahammülsüz bir dünyadayız. Kâbusu andıran film, çağımıza yabancı olmayan korkuların abartılı bir yansıması. Eş bulamayıp toplum dışı kalmak ve çift olma uğruna mutsuz ilişkiye razı olmak gibi endişelerin yanı sıra ruh ikizini yanlış yerde bulma korkusu da filme damgasını vuruyor. Uygarlıkla ilkel şiddetin iç içe geçtiği orijinal, ürpertici derecede komik ve karanlık bir film.