Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

‘Palm Springs’, dünya prömiyerini 2020 yılının şubat ayında Sundance Film Festivali’nde yaptıktan sonra geçtiğimiz yaz Türkiye dahil bazı ülkelerde sinema salonlarında gösterime girdi. Gerçi pandemi nedeniyle gişelerde çok başarılı olamadı ama özellikle Amerikalı eleştirmenlerden aldığı yüksek notların yanı sıra içinde bulunduğumuz ödül sezonunda adından söz ettirmesini bildi.

Altın Küre ve eleştirmen birliklerinden aldığı adaylıklar bir yana, Amerikan Yazarlar Birliği’nde (WGA) özgün senaryo dalında ilk 5’e girmesi, kuşkusuz kayda değer bir başarı… Üstelik ‘hep aynı günü yaşamak ya da tek günlük zaman döngüsü’ gibi yeterince işlenmiş gibi görünen bir konuyu ele aldığını unutmamak gerek.

Amazon Prime Video’da geçtiğimiz ay yayınlanan ‘The Map of Tiny Perfect Things’ filmini seyredenler ‘Palm Springs’ ile karşılaşınca ‘Yine mi tek günlük zaman döngüsü filmi?’ diyebilirler… Haksız sayılmazlar. Sonuçta, konu aynı. Üstelik, döngüyü paylaşan çift ve aralarındaki duygusal bağ itibarıyla hikâye açısından da bazı benzerlikler var. Ama ‘Palm Springs’, yaklaşım, mizah duygusu, ‘romantik ton’ ve cinselliğe yaklaşım açısından hayli farklı bir film. ‘The Map of Tiny Perfect Things’ gibi daha düşük yaş gruplarına da hitap eden bir gençlik filmi olmadığı kesin…

‘Palm Springs’in ilk bölümü, bizi nasıl bir filmin beklediğine dair biraz şaşırtıcı, imgeler ve sahneler içeriyor. Gerçi finalde keçi dahil hepsi anlam kazanıyor ama ilk anda kafa karıştırıcı bir açılış bu… 1970’lere ışınlandığımız Demis Roussos’un unutulmaz şarkısı ‘Forever and Ever’in nostalji şokunu atlatamadan, kendimizi çöl gibi bir yerde bir keçiyle buluyoruz. Sonra depremle yer yarılıyor ve Nyles (Andy Samberg) otel odasında kız arkadaşı Misty’nin (Meredith Hagner) sesiyle uyanıyor… Anlıyoruz ki her şey bir rüya… Ama gerçekliğin de en az rüyalar kadar absürt ya da tuhaf olduğunu görmekte gecikmiyoruz. Duygusuz ve ‘libido düşmanı’ seks sahnesi bunlardan sadece biri… Akşamki düğünde tuhaflıklar bitmiyor. Sıra dışı şekilde gelişen ‘oğlan kızı baştan çıkarmaya çalışır’ sahnesinin peşinden ilk başta alaka kuramadığımız bir fantezi ya da bilimkurgu sahnesine bağlanıyor film. Nyles’ın her sabah aynı düğün gününe uyandığını anladığımızda ise tuhaflıklar sona eriyor.

‘Groundhog Day’in aksine birden fazla kişinin olduğu bir döngü seyrediyoruz. ‘Palm Springs’in farkı gelin Tala’nın (Camila Mendes) kız kardeşi Sarah’nın (Cristin Milioti) döngüye daha geç girmesi… Hikâyeyi şekillendiren unsur da zaten Sarah’nın kendini birden Nyles’ın uzun süredir yaşadığı döngünün içinde bulması.

‘Groundhog Day’ (1993), ana karakterin bencilliğini, benmerkezciliğini tümden aşması ve mutluluğun sırlarını keşfetmesinin ardından döngünün sona erdiği ahlaki öyküsüyle öne çıkan bir film... ‘Palm Springs’te benzer bir ahlaki öykü var. Sarah tam bir ahlaki krizin içinde; ama bencillikten kurtulması ve doğru olanı yapması, döngüden çıkmasını sağlamıyor.

‘Palm Springs’i önceki döngü filmlerinden ayıran bir başka özelliği, iki ana karakterden biri olan Nyles’ın geçmiş hikâyesinin olmaması… Döngüde o kadar uzun süre geçirmiş durumdaki geçmişi hakkında pek bir şey hatırlamadığını söylüyor ya da hatırladıklarını anlatmak istemiyor… Kesin olan, tek günlük hayattan artık hiçbir beklentisinin kalmaması... Diğer tek günlük döngü filmlerindeki gibi kendisini geliştirmek ya da başkalarına yardım etmek gibi dertleri de yok. Tek isteği, günü en iyi şekilde geçirmek, her anın tadını çıkarmak… Her şeyiyle hazcılığı temsil eden bir karakter… Onun bu umursamaz rahat halleri, filmdeki durum komedisine ayrı bir lezzet getiriyor.

Nyles, Sarah’ya duyduğu ilgi dışında öylesine hedefsiz, tasasız bir karakter ki film boyunca bir ‘iç aydınlanma’ ya da ruhsal yolculuk yaşamıyor. Gerçi finale doğru önemli bir seçimle yüz yüze geliyor ama filmi nasıl başladıysa öyle bitirdiği söylenebilir… Nyles’ın bu özelliği, tek günlük döngü filmleri için hayli yeni görünebilir ama öte yanda, aynı döngüyü paylaşan diğer iki karakter, önemli değişim süreçlerinden geçiyorlar. Roy’un (J.K. Simmons) evlilik ve aile hayatı üzerine fikirleri baştan sona değişiyor. Sarah ise kendinden nefret ederek başladığı süreci çok farklı bir ruh haliyle bitiriyor.

Sarah bir bakıma, filmin gizli ana karakteri… Çünkü filmin ikinci yarısında amacını gerçekleştirmek için harekete geçen o… Nyles’ın hazcılığına bir süre uyum sağlayıp döngünün tadını çıkarmaya çalışsa da yaşadığı güzel günlerin sonunda hep aynı noktada uyanmayı kabullenemiyor. Geçmişten tümüyle kurtularak önüne bakmak ve ilerlemek istiyor… İşte bu noktada film farklı sulara giriyor…

‘Groundhog Day’ ve onun formatını takip eden filmlerde çoğunda karakterlerin hep aynı günü yaşama nedeni tümüyle metafizik bir olaya bağlanır. Döngü, ana karakterin aklının başına gelmesi için başlar. Önce kefaret, sonra aklını başına toplama yeridir… Karakterin ruhsal olgunlaşmaya ulaşmasıyla birlikte zamanın akışı nasıl kilitlendiyse aynı şekilde açılır. Özetle, zamanın tek güne kilitlenmesi ve açılması gizemli bir süreçtir…

‘Palm Springs’te ise işler o şekilde yürümüyor. Çözüm için kuantum fiziği ve özgür irade giriyor devreye… Kaldı ki, karakterlerin aynı günü yaşamasının ‘yanlış zamanda yanlış yerde bulunmak’ gibi son derece somut bir nedeni var… Kişiye özel bir durum yok ve ruhsal açıdan olgunlaşmak, döngüden ‘çıkış bileti’ anlamına gelmiyor.

Tüm bunlar sadece tek günlük döngü filmlerini bilenler için dikkate değer ayrıntılar değil, filmin ruhunu da belirliyor. Sonuçta, özgür iradeyi öne çıkaran bir film seyrediyoruz.

İnsanın üstünde onun kaderini belirleyen bir güç yok bu filmde. Sadece kuantum fiziğiyle ilgili açıklanamayan bazı fiziksel olaylar var. Dinozorların gelişi de fantastik bir olaydan ziyade deprem gibi fiziksel bir neden sonuç ilişkisinin yansıması aslında… Sonuçta, zekânızı kullanmadan çıkamayacağınız bir yerdesiniz. Döngüdeki iki erkeğin kaderine razı olması, kadının ise pes etmeden mücadele etmesi, kayda değer bir ayrıntı ve açıkçası çok şaşırtıcı değil…

Tüm bunlar öykü ve karakterler üzerine düşündükçe aklınıza takılan notlar… Ama ‘Palm Springs’in her şeyden önce bir komedi filmi olduğunun altını çizmek gerek. Senaryoyu Andy Siara ile yazan yönetmen Max Barbakow’un filmi çekerken bunu hiç aklından çıkarmadığı kesin. Kaldı ki, oyuncu seçiminden başlayan bir yaklaşım bu…

Filmdeki performansıyla komedi dalında Altın Küre’ye aday olan Andy Samberg, televizyonda ‘Saturday Night Live’ ve ‘Brooklyn Nine-Nine’ (2013) gibi işleriyle tanınan, ‘Otel Transilvanya’ serisinde Johnny’yi seslendiren bir oyuncu… Kendini hiç zorlamayan doğal tarzıyla komediye çok yatkın biri Samberg; özellikle diğer oyunculara güzel paslar atıyor.

Yükselen bir aktris olan Cristin Milioti’yi ise ‘Death to 2020’ adlı sahte haber belgeselinde canlandırdığı Trump taraftarı, beyaz üstünlükçü karakterinde iyi bir komedi oyuncusu olarak hatırlıyoruz. Milioti’nin de bazı eleştirmen birlikleri tarafından kadın oyuncu dalında adaylıklar aldığını belirtelim.

Filmde kısa süre almasına rağmen tecrübeli J.K. Simmons’ın oynadığı tüm sahnelerde komedinin hakkını verdiğini düşünürsek üç oyuncunun da ‘Palm Springs’in mizah duygusuna çok şey kattığını söylemek gerek…

‘Palm Springs’in komedi olarak ilk sahnelerden başlayarak iyi işlediğini düşünüyorum. Gerçi komedinin hayli sübjektif bir tür olduğunu, kimin neye güleceğinin belli olmadığını unutmamak gerek ama Nyles ve Sarah’ın, iki yaramaz çocuk gibi ‘yarının olmadığı bir günün’ tadını çıkardıkları sahneler, sözgelimi, bir barda yaptıkları o çılgın şov akılda kalıcı… Kendi aralarındaki meseleleri konuşurken kimseyi umursamadıkları sahneleri de hayli eğlenceli bulduğumu söyleyebilirim.

‘Yarınsız’ bir hayatın getirdiği sorumsuzluk, umursamazlık; ‘Başkaları ne düşünecek?’ derdinden muaf olmak ve her anı hayatının son günüymüş gibi yaşamak… ‘Palm Springs’ önceki döngü filmlerine oranla işin bu tür komik kısımlarına bakarken gerçekten eğlenceli olabilen bir film…

Öte yandan, işin romantik komedi kısmı da senaryo ve oyunculuk düzeyinde iyi gelişiyor… Max Barbakow ilk uzun konulu filminde yazar ve yönetmen olarak üstüne düşeni yapmasını biliyor. BeinConnect’te seyredebilirsiniz.

7.5/10

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00