Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        "Mr. Bean" olarak da tanınan Rowan Atkinson, filmlerini seyretmekten keyif aldığım kendine has bir komedyen. Hayatın içindeki en basit durumları içinden çıkılamaz hale getirme, ortalığı dağıtma konusunda Peter Sellers ile yarışacak bir kapasitesi var. Atkinson, bulunduğu ortama uyum sağlamaya çalışan ama bunu beceremeyen karakterleri canlandırır. Komedisi, uyumsuzluktan ve yabancı olmaktan doğar. Onda bizi güldüren, aslında gizlemeye çalıştığımız kendi uyumsuzluklarımızdır.

        Atkinson'un İngiliz istihbaratında çalışan bir casusu oynadığı 2003 yapımı "Johnny English"i bir türlü fırsat bulup seyredememiştim. 8 yıl sonra çekilen "Johnny English'in Dönüşü"nü seyrettikten sonra en az Mr. Bean kadar komik yeni bir karakter yarattığını düşünüyorum. English'in Uzakdoğu'da aldığı eğitimi gösteren açılış sahneleri başta olmak üzere, birçok sahnede güldüm, eğlendim. Başbakan'la katıldığı toplantıda "inen - çıkan koltuk"la verdiği mücadele ise komedi antolojilerine girecek bir sahne. Biliyorum, herkes aynı şeylere gülmez. Komedi bazen çok yerel bir türdür. Rowan Atkinson da birçok kişiye komik gelmeyebilir. Ama "Johnny English", bir komedi filminden beklenenleri veriyor. Uluslararası bir casusluk entrikasının içinde bir aksiyon kahramanı olmaya gayret eden Atkinson, her şeyi birbirine katma ve yüzüne gözüne bulaştırma konusunda yine harikalar yaratıyor...

        Haftanın diğer casusluk filmi ise ciddi ve trajik bir havaya sahip. "3:10 To Yuma" adlı modern western'in senaryosuyla da tanınan Michael Brandt ın yönettiği "İkili Oyun" (The Double), Soğuk Savaş döneminden kalma Cassius kod adlı gizemli bir casusun peşine düşen iki ajanın öyküsünü, tempolu bir aksiyon - macera kıvamında anlatmayı hedefliyor. Öyküdeki sürpriz dönemeçler sayesinde ilgiyi ayakta tutmaya gayret eden film, kendini seyrettiriyor ama geride pek bir iz bırakamıyor. ABD ve Rusya'yı yeniden karşı karşıya getirmesi dışında dişe dokunur bir yanı yok. Başrollerdeki Richard Gere ve Topher Grace'in ellerinden geleni yaptığı film, sadece sürprizli casus filmlerinden hoşlananlara hitap edebilir.

        ***

        'KARTALLAR'İN AKSİYONU ZAYIF

        Çekimlerinden itibaren herkeste bir yerli "Top Gun" beklentisi yaratan iddialı prodüksiyon "Anadolu Kartalları" savaş uçağı pilotu olmak isteyen gençlerin zorlu eğitim aşamasında yaşadıklarını hayli düz ve iddiasız bir öykü çerçevesinde anlatıyor. 100. kuruluş yılında Türk Hava Kuvvetleri'ne bir saygı duruşu özelliğini taşıyan film, arkadaşlık ve dayanışma duygusunu ön plana çıkarıyor; başarının ekip çalışmasıyla geldiğini vurguluyor.

        Ömer Vargı'nın yönettiği Engin Altan Düzyatan, Çağatay Ulusoy ve Özge Özpirinçci gibi isimlerin oynadığı film, Türk Hava Kuvvetleri'nin desteğinde çekilmiş "yarı dramatik bir eğitim ve moral filmi"ni andırıyor. Seyircileri, gözyaşartıcı duygusal sahneler ve milliyetçi hisleri okşayan bölümlerle yakalamayı hedefleyen filmde havada gerçekleşen çekimler, teknik olarak iyi ama Hollywood filmlerindekine benzer bir aksiyon ve gerilim duygusunun oluştuğunu söylemek mümkün değil.

        Diğer Yazılar