Benim şahane HAYALETLERiM
Çağdaş İtalyan sinemasının önemli temsilcilerinden biri olan Ferzan Özpetek’in yeni filmi “Şahane Misafir”, hüznü ve komediyi birleştiren bir hayaletli ev öyküsünü anlatıyor. Cem Yılmaz, Yusuf Antep karakteriyle filme damgasını vurmayı ve seyircileri güldürmeyi başarıyor
“Şahane Misafir” baştan sona çok rahat seyredilen, eğlenceli, “şurup şeker” kıvamında bir seyirlik. Cem Yılmaz ve Türkçe dublaj faktörlerini de hesaba katarsak, Ferzan Özpetek’in Türkiye’de en çok seyredilen filmi olacağını tahmin etmek mümkün. Ama bence en iyi filmlerinden biri değil. Kuşkusuz “Şahane Misafir”de, “Hamam”dan bu yana tanışık olduğumuz “Özpetek dokunuşu”nu hissetmek mümkün. Özpetek akıcı anlatımını tutturmakta ve seyirciyi hemen yakalayan sıcak, duygusal atmosferini kurmakta hiç zorlanmıyor. Kendini tekrarlamayı sevmediği için, öykü olarak yeni arayışlara girmeyi ve farklı bir film yapısı kurmayı da ihmal etmiyor. Özellikle, gerilimle komediyi birleştiren ilk bölümde hedefine ulaşıyor. Ne var ki, ilk yarım saatin ardından öykünün ilginç bir biçimde gelişmediğini düşünüyorum.
PIETRO GİZEM PEŞİNDE
Finale doğru, Google ve internet başında geçen, Cem Yılmaz’ın da sivrildiği o nefis sahnedeki hüzün ve komedi duygusu filmin bütününe yayılamıyor. Özpetek, 2012 ile 1943 arasına sıkışan tiyatrocular ile Pietro’yu (Elio Germano), finalde olduğu gibi Woody Allen’ın “Kahire’nin Mor Gülü” tarzında gerçekle hayalin sınırlarında geçen bir serüvenin orta yerine koysaymış keşke. Film o zaman daha eğlenceli ve hüzünlü olurmuş. Oysa film bu haliyle, acıların kökeni olarak yine II. Dünya Savaşı’na bağlandığımız, alışıldık bir biçimde yine bir “hain”le yüzleştiğimiz sıradan bir öyküye dönüşüyor. Kaldı ki, filmi ayakta tutan öyküden ziyade karakterler ve anlatım. Öte yandan, oyuncu olmak ve aşkını bulmak için Roma’ya taşınan, evindeki hayaletlerle ne yapacağını şaşıran genç Pietro, aslında bir ana karakterden beklenmeyecek kadar pasif. Kruvasan ustası Pietro, aşkıyla, işiyle veya bir başka meselesiyle değil tiyatrocuların gizemini keşfederek filmin merkezine çıkıyor. Öyle ki, bütün öykünün aşk acısı çeken yalnız Pietro’nun zihninde geçtiğini söyleyen doktora hak vermek dahi mümkün.
İNSAN GÖZÜYLE KAMERA ARASINDA
Mutlu olmak için elinden geleni yapan, kapanan her kapının ardından yenisine bakan Maria (Paola Minaccioni), can dostu Pietro’ya oranla çelişkilerle dolu, daha canlı bir karakter. Bu arada, Cem Yılmaz da filmin en renkli birkaç karakterinden biri ve kesinlikle geri planda değil. Tam aksine, filmin mizahına önemli bir katkı sağlıyor. “Şahane Misafir” in en sevdiğim yanı ise Özpetek’in “görmek inanmak”tır fikrini filmin anlatımına yansıtmış olması. Filmin açılış sahnesinde göz kırpma ile sinema montajı arasında kurduğu ilişki, antolojilere geçecek cinsten. Birçok sahnede kamerayı karakterlerin görüş açısından kullanması ve insan gözüyle kamera arasında anlamlı paralellikler kurması da harika. Filmin ana fikri, biraz da bu kamera ve kurgu trüklerinde gizli: Gördüğümüze inanırız, sadece biz görsek bile... Özetle, daha iyi bir öyküyle her şey gerçekten “şahane” olabilirmiş...