Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        2008'de başlayan ve toplam dört filmle tüm dünyada yaklaşık 2.5 milyar dolar hasılata ulaşan "Alacakaranlık" serisi, vampirlerin iç hesaplaşmasına ve savaşına odaklanan "Alacakaranlık Efsanesi: Şafak Vakti Bölüm 2" (The Twilight Saga: Breaking Dawn – Part 2) ile hayranlarına veda ediyor

        "Şafak Vakti Bölüm 1", Bella'nın hamilelik ve vampirleşme süreci sırasında yaşadığı ürpertici fiziksel dönüşümü göstermiş, Renesmee'nin doğumuyla da bizi uzun bir antrakta çıkarmıştı. İkinci bölümde Bella (Kristen Stewart) çok güçlü, özel yeteneklere sahip süper bir vampir olarak geliyor karşımıza. Lise yıllarından beri Edward (Robert Pattinson) ve Jacob'un (Taylor Lautner) korumak için kıyasıya rekabet ettiği Bella, çıtkırıldım hallerini bırakıp önüne gelene racon kesiyor; hatta yer yer Edward'ı koruması altına dahi alıyor. Artık korunması gereken tek kişi hızla büyüyen "insan – vampir melezi" Renesmee. Ona yönelik tehdit ise Aro'nun (Michael Sheene) yönettiği Volturi klanından geliyor. Bella'nın yeni kimliği ve gücünü kontrol etmeyi öğrenmesi, Edward'la olan ilişkisi filmde biraz geri planda tutuluyor. Hikayenin odağında dünya vampirlerinin yaklaşan büyük hesaplaşması var.

        Bu hesaplaşmayı analiz edersek, yaşlı kıta Avrupa'da konuşlanan Volturi klanının, eski usul vampirliği, bağnazlığı, katı ve baskıcı bir iktidarı temsil ettiğini görüyoruz. Liberal Amerikan ruhunu taşıyan Cullen klanı ile dünyanın farklı yerlerinden gelen müttefikleri ise özgürlükçü "yeni bir dünya düzeni" peşindeler. Amerikan yerlisi Jacob'un liderliğindeki kurtadamlar da Renesmee uğruna elbette onların yanında yer alıyor. Renesmee, kurtadamlarla barışı, vampirliğin aydınlık yüzünü ve geleceğini temsil eden bir simge. Serinin hayranları açısından da karanlığın sonunu, imkansız görünen bir ilişkinin vardığı noktayı, yani romantizmin zaferini gösteriyor.

        'X-MEN'İ HATIRLATIYOR

        Serinin son bölümü, "geleceği görme", "düşünce okuma", "zihin kontrolü" gibi her biri farklı yeteneklere sahip vampirlerin varlığıyla "Alacakaranlık"tan ziyade bariz bir biçimde "X-Men" serisini hatırlatıyor. "X-Men"de olduğu gibi önce iyiler ve kötüler cephesinde yer alan kahramanlarla tanışıyor; sonra da tam bir özel yetenek şovu ve rekabeti şeklinde geçecek büyük hesaplaşmaya doğru ilerliyoruz. Dolayısıyla, önceki 4 filmin yapısından biraz uzaktayız. Ama bunun seriye olumlu ya da olumsuz bir etkisi olmadığı kesin. Kaldı ki, hayranlar dışında kalan seyirciler için kayda değer, önemli bir şey bulmak yine mümkün değil. Aro'da Michael Sheen ve Jane'de Dakota Fanning dışında oyunculuklar, vasatı pek aşamıyor. Yönetmen Bill Condon da seriye bir derinlik ya da ayrı bir hava getiremiyor. Final bölümüne kadar temponun ağır gittiğini de söylemek gerek. Ama hayranlar için elbette bunların bir önemi yok. "Şafak Vakti Bölüm 2", onlara tam da bekledikleri duygusal ve görkemli finali sunmayı başarıyor.

        Filmin Notu: 5.5

        BİR 'DAĞ' ÖYKÜSÜ

        BİR 'DAĞ' ÖYKÜSÜ

        Levent Semerci'nin "Nefes" filmi gösterime girdiği dönemde internette "Hiç Türk askeri böyle gösterilir mi? Bu ne saygısızlıktır?" türünde seyirci yorumları hatırlıyorum. Birçok yabancı örnekte olduğu gibi sadece gerçekçi bir savaş filmi olmaya çalışan "Nefes"in siyasi açıdan nötr kalmasına dahi tahammül edemeyenler için "Dağ" ideal bir film olarak çıkıyor ortaya. Meselelere daha militer ve milliyetçi bir siyasi anlayışla yaklaşan, özellikle bedelli askerliğe tümüyle karşı duran bir film "Dağ". 30 yıldır süren bu savaş nasıl biter ya da bitmeli diye düşünenleri pek umursamadan, sonuna kadar savaşarak bitirelim diyenlerin yanında saf tutuyor.

        Yönetmen Alper Çağlar, öyküyü birbiriyle hiç anlaşamayan birisi kısa diğeri uzun dönem zıt kişilikli iki askerin (Çağlar Ertuğrul ve Ufuk Bayraktar) dostluğu ve psikolojileri üzerinden geliştirmeyi deniyor. Sadece farklı toplumsal sınıflardan gelen iki askerin dağda verdikleri yaşam mücadelesi sırasında düşmana karşı birbirlerine kenetlenmelerine odaklansa, belki hedefine daha rahat ulaşabilirmiş. Ama "geriye dönüşler"de karşımıza çıkanöğretici komutan mesajları ve uzun diyaloglarla dolu sahneler öyküye zarar veriyor. Dağda geçen bölümler daha inandırıcı olsa da özellikle çatışma sahneleri "Nefes"in çok gerisine düşüyor. Yer yer diyalogların pek anlaşılamadığı bir ses bandına sahip olan "Dağ" yakın planları, soğuk ve berrak renk paletiyle daha çok TV için çekilmiş bir film izlenimi bırakıyor. Son jenerikte bütün şehitlerin tek tek anılması ise filmin belki de en etkileyici yanı...

        Filmin Notu: 5

        Diğer Yazılar