Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Marc Forster’in yönettiği, insanları zombilere çeviren bir salgını anlatan “Dünya Savaşı Z”de (World War Z), Brad Pitt, önce ailesini sonra dünyayı kurtarmak için elinden geleni yapan bir Amerikan kahramanını canlandırıyor

        “ZOMBİLİ kıyamet” filmleri, George Romero’nun 1968 tarihli “Yaşayan Ölülerin Gecesi”nden (Night of the Living Dead) bu yana sinemanın vazgeçemediği alt türlerden biridir. Max Brooks’un 2006’da yayımlanan aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan “Dünya Savaşı Z” (WorldWar Z), zombi adından uzak durmaya gayret etse de, öncelikle bu alt türden besleniyor. Giriş, gelişme ve sonuç açısından ise salgın filmlerine benziyor. Kahramanımız Gerry Lane (Brad Pitt), tek ısırıkta bulaşan ve insanı anında kudurtan hastalığa karşı aşı geliştirme çabalarına yardımcı olmak için uzun bir yolculuğa çıkıyor. Ama yolculuktan önce, önemli ve çarpıcı 3 sahne dikkat çekiyor.

        BU BİR KAHRAMANLIK FİLMİ

        İlki, hastalığın sinsi gelişimini televizyon haberleri ve yırtıcı hayvan görüntüleri eşliğinde anlatan video

        klip tarzındaki ön jenerik. İkincisi, bir otomobilin içinde karısı (Mireille Enos) ve iki kızıyla birlikte trafiğin açılmasını bekleyen Gerry’nin cephesinden tanık olduğumuz ilk zombi saldırısı. Yönetmen Marc Forster, gündüz vakti şehrin gökdelenlerle dolu kalabalık ana caddelerinde geçen bu sahnede, gerilim, korku, şiddet ve aksiyonu usta bir anlatımla bir araya getiriyor. Üçüncüsü ise kıyamet tedirginliğini ve uygarlığın elden gidişini yansıtan o ürpertici market yağmalama sahnesi... Gerry’nin yolculuğunun en çarpıcı durağı ise çözümü Ortaçağ’a dönüşte bulan İsrail. O duvarları gördüğümüzde

        modern çağın sonunu hisseder gibi oluyoruz... Fakat “Dünya Savaşı Z” toplumların aymazlığını eleştirdiği ön jenerik dışında, bu tür filmlerde alışık olduğumuz politik simgelerden, uygarlık ya da bilimsel ahlak eleştirilerinden uzak duruyor aslında. Bunun yerine felaketler karşısında kapılarını dışarıya kapatan korunmacı, muhafazakâr zihniyeti hem birey hem de ülkeler nezdinde eleştiriyor. Ailelerin evlere kapandığı, ülkelerin duvarlar ördüğü, bilimsel kuruluşların kapılarını kapattığı bir dünyada çözümü, sürekli hareket eden, risk alan ve insanlarla iletişime geçen bir kahraman buluyor. Gerry’nin fazla mükemmel olması filmi dramdan ziyade masalsı bir hale de getiriyor kuşkusuz ama

        sonuçta bu bir kahramanlık filmi...

        TUTARSA DEVAMI YOLDA

        Genelde sistem dışında kalan ve ötekileştirilenleri simgeleyen zombileri burada dilediğiniz her şeyle özdeşleştirmeniz mümkün. ABD’de şehre saldıran teröristleri, Kore’de vahşi hayvanları, İsrail’de işgalci kalabalıkları, Galler’de ise bilimsel deney kurbanlarını getiriyorlar akıllara. Filmin bütününe bakıldığında ise insanların kendi içindeki vahşetten duyduğu korkuları yansıttıkları söylenebilir. “Dünya Savaşı Z”, hikâyesi ya da karakterleriyle öne çıkan bir film değil. Buna karşılık, birbirini takip eden hareketli sahneleri, kusursuz özel efektleri ve unutulmayacak Ortadoğu bölümüyle çağdaş aksiyon sinemasından hoşlananlar için kuşkusuz ideal bir seçim. Bu film tutarsa, ikinci film “The Zombie Survival Guide”ın yolda olduğunu da belirtelim.

        Filmin notu: 6.5

        Ev sessiz, kız yalnız

        İKİ dalgıcın gerçek öyküsünü anlattığı “Açık Deniz” (Open Water - 2003) ile hatırladığımız Chris Kentis, Laura Lau ile birlikte yazıp yönettiği “Sessiz Ev”de (Silent House), 2010 yapımı “La casa muda” isimli Uruguay filminin yeni çevrimiyle geliyor karşımıza. Uruguay’da 1940’lı yılların sonunda yaşanmış bir olaydan esinlenen öykü, günümüz ABD’sinde göl kıyısındaki bir eve uyarlanıyor. Sarah (Elizabeth Olsen) babası (Adam Trese) ve amcasıyla (Eric S. Stevens) birlikte, kışın serserilerin ele geçirdiği evde eşyalarını topluyor. Pencerelerin panolarla kapatıldığı, elektriğin olmadığı, küfün çürüttüğü, telefonların çalışmadığı, karanlık, dağınık evde Sarah, üst kattan gelen bir sesle irkiliyor

        ve gerilim başlıyor... Baştan sona kesintisiz tek plan halinde çekilmiş izlenimi yaratmaya çalışan ama aslında teknik olarak yaklaşık 10 dakikalık planlardan oluşan filmde kamera, Sarah’yı kilitli kaldığı evde gizemli ziyaretçiden kaçarken, saklanacak köşe bucak ararken sürekli izliyor; her anına şahitlik ediyor. Fakat bir yerden sonra kameranın gerçekliği ve “birebir zaman” algısı sarsılmaya başlıyor.

        Sonuç olarak, yazlık evdeki eşyalarını toparlarken çocukluğun travmalarıyla yüzleşen bir kızın filmi

        bu... İlk 15 dakikasında karakterler arasında geçen diyaloglar, dikkatli seyirciler için ipuçları barındırsa

        da “Sessiz Ev”, sürprizin etkisini güçlendirmek adına seyirciyi yanlış yönlendirmeyi tercih eden filmlerden. Yine de hikâyesi ve anlatımıyla özgün bir fikre yaslandığı kesin. Özellikle korku - gerilim sevenlere önerilir.

        Filmin notu:6.5

        Diğer Yazılar