Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        1976 yapımı Stephen King uyarlaması "Carrie", lisedeki "ezik kız"ın telekinetik güçlerini kullanarak herkesten intikamını aldığı kanlı bir gerilim filmi gibi görünür. Altan alta ise genç kızların cinselliğiyle ilgili bir ahlak dersi tadındadır. Bir yanda Carrie'nin bağnaz annesi tarafından bastırılmış cinselliği, diğer yanda yaşıtlarının özgür seks hayatları vardır. İlk adetini gören Carrie'nin arkadaşlarından yardım istediği soyunma odası sahnesi, tutucu ve özgürlükçü seks anlayışlarının yan yana gelmesindeki zorluklara, travmalara dikkat çeker. Kızlar Carrie'nin cehaletle karışık masumiyetine aşırı tepki gösterirler.

        Carrie'nin ergenliğe adım atmasıyla ortaya çıkan telekinetik güçleri, bastırılmış cinsel arzularının serbest kalmasının simgesidir. Ya sağlıklı bir cinsel hayatı olacak ya da içindeki öfkeye yenilip kontrolsüz bir şiddete sapacaktır... Hedef tahtasına bağnazlığı koyan, cinselliğin bastırılmasının neden olacağı sorunların altını çizerek "Genç kızları özgür bırakın" diyen ilk "Carrie", Brian De Palma'nın usta yönetmenliğiyle meselesine iyi odaklanan modern bir klasiktir. Açılıştaki duş sahnesi, Sissy Spacek'in katliam sırasındaki donuk yüz ifadesi ve Piper Laurie'nin anne tiplemesiyle hafızalarda sağlam bir yeri vardır.

        YENİ 'CARRIE': ANNE – KIZ SAVAŞI

        Kimberley Peirce'in yönettiği 2013 yapımı yeni "Carrie: Günah Tohumu" ise orijinalinin gölgesinde kalmaya mahkum gibi görünüyor. Film, öyküye yeni bir yorumdan ziyade yeni bir hava getirmeyi deniyor. Başta açılıştaki doğum sahnesi olmak üzere yapılan değişiklikler ise anne – kız rekabetini merkeze alıyor ve De Palma'nın filmindeki özgürlükçü alt metin geri planda kalıyor. İlk filmde, kapı kapı dolaşıp dini broşür satan anne burada kendini kesici aletlerle çizen bir terziye dönüşüyor. İlk filmde Carrie gücünü annesine karşı mecbur kalmadıkça kullanmazken burada sık sık kullanıyor. Hatta telekinetik güç, belirli bir noktadan sonra kendine bir yaşam alanı açmasının yolu haline geliyor; oysa ilk filmde genellikle öfke nöbetlerinin yansımasıdır. Brian De Palma, katliam sahnesinde Carrie'yi bir çeşit trans halinde gösterirken buradaki Carrie elleriyle, gözleriyle nesneleri yöneten bir orkestra şefi gibi. Gençler arasında rekabetin yoğun olarak yaşandığı günümüzde bu gücün abartılması kuşkusuz normal.

        Tabi bir de Carrie'nin bu marifetlerini görkemli bir özel efekt şovuna dönüştürme derdi var. Dolayısıyla, şiddetin ve kanın dozu artıyor. Yeni filmin belki de en başarılı yanı, internet, akıllı telefon gibi günümüze ait unsurların yerli yerinde kullanılması. Kuşkusuz annede Julianne Moore, Carrie'de ise Chloe Grace Moretz ellerinden geleni yapıyorlar. Film de sıkılmadan seyrediliyor. Hatta eski filmi hatırlıyorsanız, farklılıkları görmek eğlenceli dahi oluyor ama son tahlilde, "Carrie"yi eski haliyle hatırlamaya devam edeceğiz, bunu da "ticari bir deney" olarak görüp geçeceğiz. "Carrie", "Şeytan" gibi filmleri 1970'lerde ilginç hale getiren dönemin kadın özgürlüğü hareketi ile endişeli muhafazakarların çelişkisidir. Bu devirde en ilginç "Carrie" uyarlaması, ABD'de değil de, mesela müslüman bir ülkede, endişeli modernlerle muhafazakarlar arasında geçebilir...

        Diğer Yazılar