Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BUNDAN on yıl önce Polis Akademisi bünyesinde Kürt sorununun çözümüne dönük çalıştay toplansa ne olurdu? Herhalde siyasetçilerden önce polisler ayağa kalkar; kapının önünde protesto gösterileri düzenlenirdi. Oysa dün İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Polis Akademisi Başkanı Zühtü Arslan, Polis Akademisi Araştırma Merkezi Başkanı İhsan Bal, biz 15 gazeteci-yazar ve akademiden 5 katılımcı ile konuyu enine boyuna tartıştık. Hatta katılımcılardan bazıları, dışarıda söylese hakkında dava açılabilecek sözler söyledi. Kimse de çıkıp "Sen bunları nasıl söylersin" demedi, bir kişi dahi diğerinin sözünü kesmedi; görüşüne katılıp katılmadığını söylemekle yetindi. Bu açıdan bakıldığında dünkü çalıştay geleceğe ışık tutması açısından çok önemliydi. Çalıştayda ortaya çıkan görüşleri haber sayfalarımızda göreceksiniz. O nedenle ben daha çok katılımcı profili ve bunun ne gibi sonuçlar getirebileceği açısından değerlendireceğim. Öncelikle 15 gazetecinin ağırlıklı bölümü, iktidar ile çatışma içinde olmayan, ancak Kürt sorunu ile yıllardır uğraş verenler arasından seçilmişti. Nitekim çalıştayda da bu durum eleştiri konusu yapıldı; çok aykırı da olsa farklı kesimlerin görüşlerini yansıtacak kişilerin de sürece dahil edilmesi gerektiğinin altı çizildi. Şu kadarını söyleyebilirim ki, çalıştayı düzenleyenler de bundan sonra buna dikkat edeceklerini kayda geçirdi. Toplantıda üzerinde durulan ağırlıklı ortak görüş, sorunun parlamento bünyesinde daha çabuk çözülebileceğiydi. Yani, reformları referandum yoluyla çözme çabasının işi daha çıkmaz bir noktaya götüreceği, katılımcıların büyük bölümünün inancıydı.

        MUHATAP SORUNU

        Durum böyle olsa da sorunun çözümündeki muhatabın kim olacağı konusundaki görüşlerin çok farklı olduğunu söyleyebilirim. Çünkü katılımcıların bir bölümü, PKK ve Kürt meselesinin birbirinden ayırt edilmesinin mümkün olmadığı görüşünü dile getirirken, bazılarımız da "Çözülecek olan PKK sorunu mu, Öcalan sorunu mu, yoksa Kürt sorunu mu?" duruşunu sergiledi. Bu satırların yazarının da arasında yer aldığı bu görüşü savunanların gerekçesi de açık. Eğer siz meseleyi Kürt sorununun çözümü olmaktan çıkarıp bireysel bir sorunun çözümü noktasına taşırsanız, soruna çözüm bulamazsınız. Dolayısıyla sadece birilerini muhatap alarak yola çıkarsanız sadece onların sorunlarını çözmekle kalırsınız, toplumun bütününün sorununu çözmekten uzaklaşırsınız.

        PAKET DEĞİL SÜREÇ OLMALI

        Sorunun çözümü aranırken yapılması gerekenler de üç aşağı beş yukarı belli. Çünkü bugüne kadar Kürt kesimi hariç, toplam 21 Kürt Raporu hazırlanmış. Hemen hepsinin ortaya koyduğu görüşler, ifade tarzı ve kelimeler bir yana bırakılırsa hemen hemen aynı... O nedenle bu sıralananları hayata geçirip, Kürtçe konuşma serbest bırakıldı, köy isimleri verildi, siyasi hak tanındı, eli kana bulaşmamış olanlara da af getirildi, haydi sorun da çözülsün demekle sorunun çözülemeyeceğini herkesin kabul etmesi gerekiyor. O nedenle burada kitleden daha çok birey hakkının öne çıkarılarak gidilmesi lazım. Bundan daha önemlisi, sorunun bir paket içinde çözüleceği sanılmamalı, bunun bir süreç içinde çözüleceği görülmeli. Yoksa haydi paketi açtık, herkes de içinden kendisine en uygun olanı alsın, mesele de çözülmüş olsun demekle sorunun çözülemeyeceği de görülmeli.

        ÇÖZÜMÜN BATI YAKASI

        Gelelim olayın bir başka boyutuna. Herkes sorunun çözümüne katkıyı Doğu, Güneydoğu halkından beklememeli. Sorunun çözümüne en büyük katkının Batı yakasından geleceği de unutulmamalı. O nedenle bugün sorunun çözümünü, tek başına bir bölgede aramak yerine, Türkiye'nin bütününe mal etmek gerekiyor. Bugün sadece Kürtlerin hakları veriliyor algısına yol açması, sorunun çözümüne katkıdan çok zarar verecektir. Bunun için bir üst söylemin yaratılıp, herkesi kucaklayıcı açılımlarla ve yapıyla yola çıkılması gerekiyor. Yani Tekirdağ'daki bir vatandaş da, Hakkâri'deki yurttaş da o açılımdan eşdeğerde fayda sağladığına inanmalıdır. Eğer bu yapılmaz ise o zaman çözüme dönük inançta kırılma ortaya çıkar. Yoksa tek başına bir kesime hak veriliyormuş gibi gösterilen açılımlar çözüme katkı değil köstek yaratır. Bu işin bir yanı. Bir de açılımların kimler tarafından dile getirileceği önemlidir. Dileyenin Kürtçe konuşabileceğini MHP'li veya CHP'li bir parti yöneticisi söylediğinde kamuoyu üzerinde yaratacağı etki ile bir DTP'linin söylediğinde yaratacağı etki de iyi hesaplanmalıdır... Yoksa sadece tek yanlı gidilecek söylemlerle geçmişte olduğu gibi bugün de bir yere varılamayacağı görülmelidir.

        Diğer Yazılar