Sanki seçmenin tamamının kanaati bugün yapılacak televizyon programına bağlıymış gibi bir noktaya gelindi.

Şunu baştan belirteyim ki dün konuştuğum iki taraf da seçim sürecinin bu noktaya dayandırılmasından hoşnut değildi.

Programın siyasi güreş arenasına çevrilmesi, maç havasına dönüştürülmesinden iki taraf da rahatsızdı.

Hem Cumhur İttifakı’nın AK Partili adayı Binali Yıldırım cephesi hem de Millet İttifakı’nın CHP’li adayı Ekrem İmamoğlu tarafı programın kendi akışı içinde olup bitmesi taraftarıydı.

Her iki tarafa da yönelttiğim bir soru da benzer oldu; son günlerde bazı sosyal medya mahfillerinde ileri sürüldüğü gibi, programda rakibi şaşkın bırakacak belge, veri veya iddianın gündeme gelmesi söz konusu olabilir mi?

Özetle sürprizleri olacak mı?

ULUSAL MESELELER YOK

Her iki taraf da iddiaları kesin dille reddederken, “adayın kendisini seçmene rahat anlatabileceği sakin, gerilimden uzak, sadece İstanbul’un konuşulduğu bir program olmasını arzu ettiklerini” kayda geçirdi.

Zaten program ile ilgili görüşmeler yapılırken de bu duruma dikkat çekilmiş. Her ne kadar sorular konusunda karar tamamen İsmail Küçükkaya’ya bırakılmış olsa da İstanbul konusunun dışına çıkılmamasında görüş birliği oluşmuş.

Yani S-400 meselesinden İdlib’deki gelişmelere kadar ulusal veya uluslararası konulara girilmesinin doğru olmayacağı hususunun altı çizilmiş.

Bunlar her iki tarafın da dün öğleden sonrasına kadar dile getirdiği ortak pozisyonlarıydı…

İki taraf da dün öğleden sonradan başlamak üzere seçim programlarını azalttı, gündemlerini seyrekleştirdi.

Yine iki taraf da programın bir tartışmadan çok sakin tutum içinde kalınması dileğinin altını birkaç kez çizdi.

YILDIRIM CEPHESİ

Bu sözler, adayların ekranda taktiksel tutum takınmayacağı anlamına gelmesin.

Her iki tarafın da ekranda davranış taktiği geliştirdiğini söyleyebilirim.

Örneğin Binali Yıldırım cephesi, “esprili, yatırımcı, bilge kişiliğini öne çıkarmaya" yönelik söylem geliştiriyordu.

AK Parti kurmayları Yıldırım’ın sempatik insani kimliğini ön plana çıkarırken, İstanbul’a bugüne kadar yaptığı hizmetlerle bütünleştirecek mesajlar üzerinde çalışıyordu. 

Bu aşamada rakibin kamuoyunda etkili olan geçmişteki söylemleri de gözden geçiriliyordu.

Bunun en dikkat çeken örneklerinden biri de İmamoğlu’nun “kişilere, kurumlara, partilere, derneklere, vakıflara, cemaatlere hizmet işi bitti” cümlesiydi.

Aktardıklarına göre hafta içinde ziyaret ettiği bir vakıfta bu sözü anımsatılınca İmamoğlu, “Ben onu yandaş vakıflar için söyledim” açıklaması getirmiş.

Yıldırım cephesi de buradan yola çıkarak, herhangi bir polemik yaratmadan, “Ecdadın en büyük vasi olan sivil toplum kurulu vakıflara desteğimizi sürdüreceğiz” vurgusunu yapmakta kararlıydı.

Yıldırım cephesinden bu aşamada bir not da paylaşayım ki üst düzey bürokratların kendilerini her yerde görünür kılarak seçime destek propagandası yapmalarından da hoşnut değiller.

Hatta son dönem bu tür davranışlar sergileyenlerden bazıları sert bir dille uyarılmış…

İMAMOĞLU TARAFI

Millet İttifakı kurmaylarının program için en çok güvendiği ise farklı yayınlarda da İmamoğlu’nun sergilediği zeki ve kıvrak yanıtları bulabiliyor olmasıydı…

Bir de siyasette on yıllardır var olması nedeniyle görünürlük, sima eskimesine uğramış Yıldırım’ın yanında, daha taze ve yeni bir imajın çıkıyor olmasını da avantaj olarak görüyordu.

Büyükşehir’de vizyon belediyeciliğini öne çıkaran; israftan kurtulması halinde herkese iş ve hizmet sunma olanağına kavuşacağı rakamlarla inandırıcı bir şekilde ortaya konulan söylemlerin etkili olacağı inancı vardı.

İmamoğlu cephesinde sorgulanan ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önceki gün yurtdışı gezisine çıkarken İmamoğlu için, “Kim bilir bundan sonra daha neler çıkar” cümlesiyle neyi kastettiğiydi.

KURBAN TÖRENİ GİBİ

Adayların cephesinde durum böyle olmakla birlikte şurası kesin ki bu akşam İstanbul’da yaşasın yaşamasın Türkiye’nin tamamı ekrana kilitlenecek.

Adaylar ne denli arzu etmezse etmesin, kitleler ekranın karşısına arenada gladyatör savaşı izleme arzusuyla oturacak.

Ekran karşılaşmasına birinin diğerini alt ettiği, “kurban töreni” gibi bakacak.

Çünkü televizyon, ünlü kuramcı Jean Baudrillard’ın da vurguladığı gibi, “kişileri güdümleyen, araştıran, anketlerle soruşturup yoklayan, parçalara bölüp ayıran lazer ışınlarını delikli film şeridine dönüştüren, duygusal evreni de besleyen bir hakikate dönüştü…”

GÖSTERİ ÇAĞI

Özetle “televizyon hakikatin ta da kendisi” oldu…

Bir olayı eni boyu ele alıp, yorumlama, uzun süre araştırma çağını kapattı, gösteri çağını başlattı…

Televizyonla başlayan yeniçağ, propaganda, ideoloji, politik söylemli reklama, özetle iknaya değil, caydırma üzerine oturan düzendir.

Çünkü ikna uzun sürelere ihtiyaç duyar; oysa televizyon saniyeler üzerinde yürür, öyle geniş zamanı yoktur…

İkna için çabalayana fırsat vermez, izah dahi ettirmeden cümlesini yarıda bitirir,  kaybettirir…

Oysa caydırma oyununda uğraşa gerek yoktur, kaygıyı üretmek yeterlidir.

Hele ki geçen seçim iki aday arasındaki oy farkının bu denli az olduğu bir zeminde oy almak için ikna çabası yerine, rakibe oy vereni caydırmak için iki neden göstermek yeterlidir.

DİDEM YILMAZ’IN HAKKI

Türkiye’de uzun yıllar adayların yer aldığı televizyon programları unutulmuştu, tekrar başlıyor olması önemli bir kazanım.

Bu kazanımda Habertürk yönetimi ve arkadaşım Didem Arslan Yılmaz’ın katkısı büyüktür…

Didem Arslan Yılmaz’ın ilk öneriyi yapan kişi olarak programın moderatörlüğünü üstlenmesi şık olurdu.

Ama bazen de öyle gelişmeler yaşanır ki, demokrasiye katkı verecek programa vesile olmak, yönetmekten çok daha kıymetli kalır... 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!