İstanbul seçiminin geriye kalan 4 gününde strateji bütünüyle açığa çıktı.

Bugüne kadar sakin bir havada devam eden yenilenen seçimin bundan sonraki dört günde fırtına gibi şiddetini arttırarak devam edeceği açık.

Her iki tarafın politik stratejisi de belli oldu.

Çünkü iki taraf da kendi tabanını konsolide etmekte sorun yaşamıyor.

Her ikisinin de hedef kitlesi geçen seçim sandığa gitmeyen, bu seçimde de gitme konusunda henüz kararını vermemiş bir kesim.

Bunun oranı da öyle sanıldığı kadar çok yüksek değil; yüzde bir ile ifade edilen bir kesim.

Ancak seçmen sayısı 9 milyon olunca yüzdelik küçük de olsa karşılığındaki rakam 90 bin gibi kader değiştirecek güçte önemli seçmene karşılık geliyor.

Bundan dolayı her iki taraf da tam markaja girmiş, son dört günde kaç kişiyi ikna ederse kâr sayıyor.

PROPAGANDADA ESKİYE DÖNÜŞ

AK Parti bu kapsamda son haftaya girildiğinde yenilenen seçimin başlangıcından bu yana uyguladığı propaganda modelini tamamen değiştirdi.

Daha yapıcı dil, yumuşak söylemle, 31 Mart’taki sonuca neden olan sert propaganda yönteminden vazgeçmeye ve bütün politikasını adayı Binali Yıldırım üzerine oturtmaya karar vermişti.

Bu süreçte Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da daha az görünür olması, seçimin iki aday arasındaki yarışa çevirip, Yıldırım’ın tecrübeli, İstanbul’a hizmeti geçmiş kişiliği üzerinden propagandaya dönüştürülmesi stratejisi benimsenmişti.

Ancak son gelişmeler de gösteriyor ki yenilenen seçim sürecinde uygulanmasına karar verilen propagandadan tamamen vazgeçildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın muhafazakar seçmen üzerindeki etkisi üzerinde yoğunlaşıldı ve görünürlüğünün sandığa kadar daha da artmasına karar verildi.

ERDOĞAN GÖRÜNÜR OLACAK

Aktarıldığına göre Erdoğan, büyük mitingler yerine mahalle meydanlarında veya salon toplantılarında seçmenle buluşacak.

Bu kez aykırı söylem CHP yerine, doğrudan adayı Ekrem İmamoğlu üzerine kurulacak.

Bir süredir Ordu VIP salonu üzerinden yürütülen propagandaya yenileri eklenecek.

Bunun bir örneğini Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın dünkü mitinginde görmek olasıydı; İmamoğlu’nu geçmiş dönemde attığı tweet üzerinden doğrudan FETÖ ile ilişkilendirdi.

Beklenti Cumhurbaşkanı’nın bu hafta sonuna doğru çok büyük bir miting ile propaganda sürecini taçlandırmak ve güçlü oldukları görüntüsünü vermek…

EVLERDEKİ PROPAGANDA

Anlatıldığına göre evlere yapılan ziyaretlerde de İmamoğlu’nun kimliği üzerinden yürütülen bir propaganda gerçekleştiriliyor.

“Pontus…” üzerinden başlayan, tepki oluşunca da söylemden çekilen propaganda, birebir evlerde gerçekleşen görüşmelerde bu kez, “Kendisi Rum… İsraftan söz ettiği cenazelerimizin yıkanmaması” yönünde söyleme dönüşmüş.

Şunu belirtmeliyim TBMM kulisinde dün sohbet ettiğim AK Partili bazı milletvekilleri de bu propagandanın sıkıntı yarattığına inanıyordu, “Bu bize 31 Mart öncesi ne kazandırdı ki şimdi oy getirecek” hayıflanması içindeydi.

RAKİBİ GÖRÜNÜR KILDI

Haksız da değiller…

Çünkü seçim propagandasında aslolan, rakip adayı hatırlamaktan seçmeni uzaklaştıran stratejiyi geliştirmektir.

Nitekim AK Parti de bu kuraldan yola çıkarak Ekrem İmamoğlu’nun adını dahi anmayan bir strateji ile “CHP adayı…” söylemini geliştirmişti.

Bu model de tutmuş, Binali Yıldırım’ı, sakin, kavgacı olmaktan uzak, icraya dönük kimliğiyle öne çıkaran modele yönelmiş, bayramdan bu yana da bu stratejinin işe yaradığı görülmüştü.

Ancak son iki haftada yaşananlar İmamoğlu’nun bırakın adını anmamayı, her gün gündeminin birinci maddesi yaparak popülaritesini arttırdı, kitlelerin ona olan merakını yükseltti.

Adayların karşılaştığı televizyondaki canlı yayın ile de İmamoğlu’nun bugüne kadar ulaşamadığı seçmene mesajını iletme olanağı verildi.

İmamoğlu da bunu iyi kullandı, kendi taraftarı yerine öteki seçmeni kazanmaya oynadı; özellikle programın son bölümünde kazanması halinde uygulama sözü verdiği vaatleri öteki seçmenin beklentilerine hitap ediyordu.

CHP’NİN STRATEJİSİ

Görünen o ki İstanbul’da kapı kapıya süren, kıran kırana mücadeleye tanıklık edilecek.

Şunu da belirtmeliyim ki CHP de süreçte geçmişteki alışkanlıklarını terk etti, yoğun bir propagandaya girdi.

Bu süreçte İYİ Parti ile olan ilişkisinden de her iki taraf da memnundu.

CHP dikkat çekici şekilde, İYİ Parti lideri Meral Akşener’in kadrosuyla sergilediği çabadan hoşnut; her adımda da dile getiriyor…

Şurası açık ki CHP yönetimi de propagandasını öteki seçmen üzerine oturttu.

TBMM’de dün diğer partiler seçim dolayısıyla iptal ederken, CHP lideri parti grup toplantısını gerçekleştirdi.

Konuşması süresince de geçen hafta da olduğu gibi AK Parti seçmenini hedef aldı.

“AK Partili kardeşime sesleniyorum” diye başlayıp, “Sen önüne gelen milletvekiline sormayacak mısın?” diye devam eden cümleler kurdu.

Ekonomi ve dış politika üzerinden etkilemeye çalıştı.

“KKTC POLİTİKASI DEĞİŞMELİ…”

Bu aşamada milliyetçi seçmeni de KKTC ve Kıbrıs üzerinden etkileme çabasına girdi.

Hatta Kılıçdaroğlu bugüne kadar hiç üzerinde durmadığı Kıbrıs meselesine doğrudan girdi.

Kıbrıs politikasının değişmesi, yeni bir sürecin başlaması gerektiğini belirterek, KKTC’nin ayrı bir devlet olarak tanınmasına odaklanılması gerektiğini vurguladı.

Başta da belirttiğim gibi bu hafta sonuna kadar İstanbul için ağır geçecek, her şey ötekini iknaya yönelik olacak…

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!