AK Parti kadrolarından dün konuştuklarımın ağırlıklı bölümü yenileme seçimini yapmış olmanın pişmanlığındaydı...

Haksız da değiller...

İlk seçimde 14 bin civarında bir oy farkı ile süreci noktalamak ve yerel seçimdeki oy oranını belirli bir seviyede tutmak varken, yenileme seçimiyle aradaki farkı 800 bin civarına çıkardılar.

Oysa seçimin hemen ardından yapılan kamuoyu yoklamalarının hemen hepsi, AK Parti sosyolojik tabanının vicdanında bunun kabul görmediği noktasındaydı.

Eğer süreç zorlanıp bu kadar büyük kitlesel kopuşa neden olunmasaydı bugün gelinen nokta da yaşanmayacak, rakibe de bu denli güç kazandırılmayacaktı.

Ancak AK Parti kadroları tarafından başından sonuna yanlış yürütüldü...

Ardı ardına propaganda modeli değiştirildi, söylem birliği bir türlü sürdürülemedi ve sonunda ciddi bir kitle kaymasıyla karşı karşıya kalındı.

TAKTİK VE STRATEJİ

Bu noktaya gelinmesindeki en önemli neden de AK Parti’nin seçim stratejisinden kopması ve seçimi taktik üzerinden yürütmeye kalkması.

Aslında bu tespiti de iki gün önceki bir TV yayınında Prof. Dr. Bünyamin Bezci dile getirdi.

Haksız da değil, çünkü strateji önceden belirlenen politika çerçevesinde kalarak amaç ve öncelikler doğrultusunda eldeki mevcut imkanları en üst düzeyde kullanarak zamanında ve etkili bir sonuç almayı hedefler.

Taktik ise belirli bir sonuç almak, mücadeleyi kazanmak için eldeki araçları etkin bir biçimde birleştirerek anlık kullanmayı hedefler.

Birinde önceden planlanmış her şey vardır, diğerinde ise o an elde edilmesi için eni konu ölçülmeden atılmış adım...

Son dönem İmralı odaklı gelişen politikanın temelinde de strateji değil, taktik vardı.

Her propagandanın sonucunda stratejinin taktiği yendiği sürece bir daha tanıklık edildi.

MİLLİYETÇİ MUHAFAZAKAR KOPUŞ

Milliyetçi muhafazakar kitlenin bu durumdan etkilendiğini görmek için İstanbul’da Silivri, Çatalca gibi milliyetçi muhafazakar kesimin ağırlıklı bulunduğu bölgelerdeki sonuca bakmak yeterli.

Silivri’de geçen seçim MHP kazanmıştı, bu seçim CHP adayı %61 gibi bir orana ulaştı...

Eyüp’teki oy oranı ise İmamoğlu lehine gelişti ve %53,45’e karşılık, %45,27 oldu.

Bu rakamları yerel seçim yenilenseydi AK Parti elde ettiği 24 ilçeden 14’ünü birden kaybedecekti diye okumak doğru olmaz.

Ama İmralı eksenli gelişmelerden ne denli rahatsız olunduğunu sergilemeye de yeter...

TARİKATLARIN GÜCÜ

Bu seçim bir başka veriyi daha önümüze koydu...

O da tarikatların gücü...

İstanbul için hep, “AK Parti İstanbul’da tarikatların büyük desteğine sahip, kaybetmesi imkansız” diye bakılırdı.

Öyle olmadığı görüldü; çünkü dindar muhafazakarların yaşadığı semtlerde de oy oranlarında ciddi oranda erimeyle karşılaşıldı.

En azından muhafazakar entelektüeller ile sembolik muhafazakarların kopan kitlenin içinde kallavi bir yer tuttuğu anlaşıldı.

BULUŞMANIN ADRESİ

Gelelim işin bir başka tarafına...

Seçmen Ekrem İmamoğlu’nu ilk günden bu yana içselleştirdi.

Bunun birçok nedeni sayılabilir, ancak İmamoğlu uzun süredir kamplaşan toplumda yeniden buluşmanın adresi haline geldi.

Kimse Atatürkçü kimliğine tek kelime edemediği gibi, dini inancına, Muhammed’e olan sevdasına, Allah aşkına da bir tek kelime söz edebilecek gerekçe üretemedi.

Bir süredir toplumda yaratılmaya çalışılan iki kutbun yeniden buluştuğu, laiklik temelli modern muhafazakarlığın temsilcisi oldu.

DEMOKRASİ ŞÖLENİ

Özetle Türkiye dün demokrasi şölenine bir kez daha tanıklık etti.

Sandıktan kaynaklanan sorunun çözümünü yine sandık yoluyla buldu.

Seçmenin vicdanının ve demokrasiye bağlılığının ne denli yüksek olduğunu bir daha sergiledi.

Bu coğrafyada gittikçe yok olan sandık yoluyla elde edilen demokrasinin Türkiye’de en önemli araç olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Belki 83 gün yoruldu, sıkıntı çekti, gerildi ama sonuçta demokratik bir hakkın elde edilmesine tanıklık etti.

Kaybedenin çıkıp rakibini tereddütsüz kutladığı, rakibin de işbirliği içinde çaba göstereceğini ilan ettiği demokrasinin en güzel yönlerine tanıklık edildi.

Büyük bir kazançtı...

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!