Kurucusu olduğu AK Parti’den istifasının ardından yeni partinin sonbaharda kurulmasının hedeflendiği belirtilmişti.

Hatta buna ilişkin adımların atıldığı, kendisi ve birlikte olduğu ekibin farklı kesimlerle yaptığı görüşmelerde de dile getirilmişti.

Kurmay heyetinde yer alan isimlerle sohbetimizde de “büyük ihtimalle sonbaharın sonuna doğru” denilerek kuruluş zamanına da işaret edilmişti.

Babacan ekibinin verdiği bilgiye göre partinin kuruluş tarihi revize edildi ve kış veya ilkbaharın ilk aylarına kaydırıldı.

Bunun nedeni ile ilgili gerekçeler farklı.

Baştan belirteyim, parti kuruluşu tarihinin revize edilmesinin gerisinde AK Parti’den gelen tepkilerin etkisi yok…

Gerekçe ortaya konulurken öncelikle şu sorunun üzerinde duruluyor.

Kurulacak parti hangi ilke ve program üzerine oturacak?

“Seçmenin istikrarı ve geleceği sorguladığı, kendisine umut verecek yeni isimlere yöneldiği dönemde, bu beklentilere hangi politikalarla karşılık verilecek?”

“ORTAK AKILLA ÜRETİLMELİ…”

Soruya karşılık AK Parti’nin kurulduğu 2002 şartlarından çok uzaklaşıldığı, o günkü anlayışla ülke problemini çözmenin zor olacağı belirtiliyor.

Seçmendeki talep değişikliğine ilave olarak, stratejinin de değişmesi gerektiğine vurgu yapılıyor.

“Buna ilişkin kapsamlı dosyalara ihtiyaç var” tespitinin altı çiziliyor.

Devamında şu cümleler geliyor:

“Bu dosyalar ortak akıl ile üretilmeli. Tabii ki hepimizin tek tek dosyaları hazırlama becerisi var. Ama ortak akılla hareket edeceğimizi söylüyorsak, sadece AK Parti kadrolarının değil, bize katılacak her kesimin katkı vermesi ve ortak akıl içinde hazırlanması gerekir.”

YANITI ARANAN İKİ SORU

Burada da kalınmayıp, pozisyon tayini için şu iki sorunun yanıtı da aranmış.

İlki: “Partinin kuruluşunu hemen gerçekleştirip, TBMM’de iktidar çoğunluğunun tükenmesine ve bir erken seçimle sonuçlanacak tablonun ortaya çıkmasına aracı olmamız bize ne getirir?”

ÇİPRAS OLMAK İSTEMİYOR

İkinci soru ise parti kurmak için kolları sıvayan temkinli, gözleme dayalı ve uygun zemini arayan ekibin genel karakterini de yansıtıyor…

Temelini de ekonomik durum oluşturuyor.

Önce birkaç ay sonra bir ekonomik krizin daha çıkması ihtimaline dayanan bu bakışın temel ilkesi, “Ekonomik soruna gerekçe olarak gösterilmeyelim, üzerimize kalmasın” yaklaşımı üzerine kurulu.

Böyle bir zeminin ortaya çıkması sonrası erken genel seçimle iktidara gelen kim olursa olsun Yunanistan’da bu seçim iktidarı kaybeden Çipras’tan farklı olmayacağına inanılıyor.

Yani, ekonomik acı reçeteyi halka içiren, bir diğer anlatımla 1999 ekonomik krizi sonrası kararları alan Kemal Derviş görüntüsüne düşmeyi arzulamıyor.

O nedenle partileşme sürecini daha ağırdan alan, ekonomik gelişmelerin seyrini izleyip, riskini üstlenmeyen pozisyona geçmeyi daha uygun buluyor.

ÖTEKİ NEDENLER

Eğer 7 Haziran seçimi sonrasında olduğu gibi hükümet yapısal tedbirleri alır, ekonomiyi rahata erdirirse, partileşme süreci daha sakin bir zeminde devam ettirilecek.

İşin içinden çıkılmaz, seçime gidilirse de olumsuzlukların nedeni olarak gösterilmeyecekleri için daha temiz bir zeminde hareket edileceği varsayımı yapılıyor.

Bu kararın gerisinde bir üçüncü boyut daha var ki o da fiziksel şartlar ve ekonomik imkanlar ile kadrolar olarak açıklanabilir.

Çünkü bugüne kadar hep AK Parti kadrolarına yönelim olduğu, diğer kesimlere ulaşma konusunda yeterli zengin fihriste ulaşamadıklarını belirtiyorlar.

AK Parti hareketi gibi algılanmak istemiyorlar.

Özellikle de görev verilmediği için bir kenarda kalmış AK Parti kadrolarından oluşacak parti yapısının kendileri açısından sıkıntı yaratacağının da altını çiziyorlar.

Bütün bunlardan dolayı parti sürecini biraz ağırdan alma çabasındalar.

DAVUTOĞLU CEPHESİ

Peki, Babacan ekibi bu düşüncedeyken bir diğer tarafta partileşme çabasını yürüten Ahmet Davutoğlu ne durumda derseniz, sanırım o kesim biraz daha hızlı hareket etme kararında.

Davutoğlu ekibi, AK Parti’nin yeni bir politik açılım yapma konusunda gittikçe gerilediği inancında.

“Taban istikrarı sorguluyor ve buna verilen cevap da ümmeti parçalamayın gibi ortadan bir söylemle topu taca atmak…” yaklaşımı sergileniyor.

Babacan ekibinin aksine, her ne olursa olsun bunun bir erken seçime yol açacağına inanmıyor.

Ancak şu gerçeği de kayda geçirmekten geri durmuyor:

“Son seçim süreci 17 yıllık iktidarı sorgulamaya başladı. Çünkü ne yeni bir söylem, ne yeni bir umut vaat edilebildi. Bu da AK Parti tabanında bir zedelenme yarattı, ama sanılmasın ki bir kopuş yaşandı. Ama bundan sonraki gelişmeler o zedelenmeyi kopuşa dönüştürür…”

Bunlar AK Parti’den kopup, yeni parti kurma çabasında olan iki kesimin yaklaşımı.

Ancak bir şeyin daha görülmesi gerekiyor ki Erdoğan da yılların siyasi tecrübesiyle donanmış bir lider.

Bütün bu hesaplara Suriye ve Doğu Akdeniz sahasındaki son gelişmelerin ne kadar zamana yayılacağı da eklenmeli…

***

Sistem tökezlemesi

Seçim değerlendirmesi için bir araya gelen ve sonuncusu da dün gerçekleşen AK Parti milletvekili gruplarındaki yakınma hep aynı.

Hepsi de bürokratik işleyişten, bakan ve bakan yardımcılarının kendileriyle ilgilenmemelerinden yakındı.

Kimi, bakan yardımcısına üç haftalık uğraşı sonucu ulaşabildiğini belirtti, kimi ise “Züğürt Ağa” durumuna düşürülmekten dolayı hayıflandı.

Görünen o ki milletvekilleri uygulamasının üzerinden bir yıl geçen sistemi sevmedi…

BEKLENTİDEKİ PARADOKS

Buradaki paradoks ise seçim döneminde başkanlık sistemine geçilmesi halinde kendisi için böyle bir geleceğin beklediğini milletvekillerinin baştan biliyor olması.

Daha referandum döneminde “milletvekilinin işi bundan böyle seçmen derdini kovalamak olmayacak, yasama ile uğraşacak” denildi.

Milletvekilleri de bunun böyle olması için uğraş verdi, Anayasa değişikliğini geçirdi ve geçen seçim de yine aynı uğraşla sistemin ilk uygulamasının başlaması için didindi.

Dolayısıyla, bunun böyle olacağını bilerek seçildi…

DAĞTILAN NUMARALAR İPTAL

Aksaklık ise sistemin yapılanmasında…

Çünkü sistem ilk devreye konulduğunda hem il başkanları hem de milletvekilleri ile yapılan toplantıların her birinde bakanlarla birlikte bakan yardımcıları da bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da bakanlıklarda teşkilat ve milletvekili işiyle ilgilenecek bakan yardımcılarını arkasına sıralayıp tanıştırdı; hatta onların isim ve cep telefonları da salondakilere verildi.

Şimdi o il başkanı, milletvekili kendisine verilen telefon numarasından bakan yardımcısına ulaşamıyor, çünkü iptal veya açan yok...

Bırakın bakan yardımcısını, özel kalemine ulaşmakta sorun yaşıyor.

Seçmen de eski sistemin getirdiği alışkanlık nedeniyle sorununun çözümünü milletvekilinden, il başkanından bekliyor.

İş yaptıramaması hali de zaten sistemin etkisi nedeniyle zayıflamış teşkilat ve milletvekili yapılanmasını daha da güçsüz düşürüyor.

TABAN TAVAN GÜCÜ

Bu sütunda daha önce de yer verdiğim Prof. Dr. Sencer Ayata’nın siyasi zeminden ayrılarak, akademisyen hassasiyetinde yaptığı şu önemli tespiti var:

“AK Parti, tavanda çok güçlü yapılandı; Cumhurbaşkanı Başdanışmanları, Politika Kurulları, Bakanlar, Bakan yardımcılarına Yüksek İstişare Kurulu da eklendi. Tavan daha güçlenirken, metal yorgunu taban, teşkilat o derece güçsüz kaldı. Bu da aradaki iletişim linklerinin kopmasına yol açtı…”

Prof. Ayata’nın bir diğer tespiti de parti örgütlerinin yeni duruma, yani ittifaklara göre yeniden yapılandırılamamış olmasıydı…

Ne denli haklı olduğu anlaşılıyor.

Sistem tökezlemesinin politik topallığa neden olduğu görülüyor. 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • talip_65 12 gün önce Sevsek de sevmesek de Tayyip Erdoğan son 200 yılın 3 liderinden biridir. Yeni ortaya çıkacak partiler ne kadar süslü cümleler kursalar da, iç ve dış siyasetle ilgili halkın hoşuna gidecek laflar etseler de yine de bunların Tayyip Erdoğan'ın yanında esameleri bile okunmaz. Tayyip Erdoğan siyasetten çekildikten veya öldükten sonra 15 Temmuz, bayramlarla ilgili düzenlemeler, yasakların kaldırılması, demir, kara ve hava yolu, tünel, stadyumlar ve sayamadığımız daha birçok projesi o zaman halkın dilinde pelesenk olur. Saygılarımla
    CEVAPLA