İlk aşamada bakıldığında önemli değilmiş gibi duruyor.

Buna neden Avrupa Birliği’nin Ankara’ya yaptırım kararına konu unsurlar...

Yani, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hakları, AB fonlarından çok daha yüksek önem arz ediyor.

Şurası kesin ki, yarın Türk araştırma gemilerinden biri yüksek oranlı hidrokarbon yatağı bulsun, emin olun ki işbirliği yapmak için çoğu ülke sıraya girer.

Örnekleri de yakın geçmişte oldukça fazla.

Dolayısıyla Türkiye, ne yaptırıma uğramış “gaz” ile Kıbrıs meselesini çözme ne de Doğu Akdeniz’deki arama faaliyeti konusunda ön koşul kabul etmekten yana…

Bu konuda vereceği en küçük tavizin gelecekte nelere mal olacağını da iyi biliyor.

VARLIK NEDENİ

O nedenle Ankara’da, asker, diplomat, kamu görevlisi, politikacı kiminle konuşsam voltran oluşturmuş gibi hepsi aynı duruşu sergiliyor.

Bu nedenle AB yaptırımlarının Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerini frenleyeceğini sanan yanılır.

Tam tersine Türkiye’nin çabasını arttırmasını beraberinde getirir, çünkü bunu varlık gerekçesi olarak görüyor.

Kıbrıs Rum Yönetimi’nin 2004’teki AB üyelik sürecine tüm kurum, kurallar ve ilkeleri kenara bırakılarak aday yapılma aşamasının sorunu nereye kadar getirdiğini de görüyor.

Kıbrıs’ın iki devletli bir yapıya dönüşmesine kadar tüm restleri de hesabına katmış bulunuyor…

ECEVİT’E VERİLENDEN YÜKSEK

Hatta hükümet, adım atmazsa muhalefet dahil içerden her kesimin büyük tepkisiyle karşılaşacağını görüyor.

Ecevit hükümetine 1974 Kıbrıs Harekatı’ndaki destekten daha fazlası bugün Erdoğan iktidarına verilmiş bulunuyor.

Bu da hükümetin elini rahatlatıyor.

Uluslararası arenada da ardında Birleşmiş Milletler’in 1962 tarihli “Doğal kaynaklar o ülkede yaşayan halklara ve milletlere aittir” kararı duruyor.

Ayrıca egemenlik alanı içinde kalan bölgelerde yapacağı hidrokarbon araştırmasını durdurma şansı da kimsenin elinde bulunmuyor.

Ne yani, bunlar olmazsa Fransız donanması, Türk donanmasına karşı manevra mı yapacak?

O nedenle şu aşamada yaptırımlarla sonuç alınması söz konusu dahi değil…

Bunlar işin bir yanı…

BELEDİYELERE ETKİSİ

Ama bir etki oluşturmayacağı anlamına da gelmiyor.

Özellikle de belediyeler ve bazı sivil toplum kuruluşları açısından.

Neden de AB dışişleri bakanlarının uzlaştığı önlemlerin arasında yer alan iki madde ağırlıklı olarak belediyelere doğrudan etki yapacak nitelikte.

Bu aşamada sanılmasın ki hükümetin şefkatini daha az gören CHP’li belediyeler yaptırımlardan çok daha büyük etkilenir.

Tam tersine, AK Partili belediyelerin AB fonlarından yararlanan proje sayısı daha fazla.

Kesinti getireceğini söylediği hukuktan, insan kaynaklarına, iklimden ulaşıma kadar IPA adı verilen Katılım Öncesi Yardım Aracı fonlarının 2014-2020 arasında toplam tutarı 4,4 milyar euro olan bölümünün bir kısmı.

AB bununla kalmadı, büyük projeler için destek alınan Avrupa Yatırım Bankası kredi desteğinin kesilmesi için de talepte bulundu.

Bununla birlikte 145.8 milyon euro'luk üyelik öncesi mali fonu keseceğini de açıkladı.

Unutulmasın gelecek projelerle ilgili; uzmanlara göre başlamış projeleri kapsamaz…

Örneğin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin de arasında bulunduğu Ankara-İstanbul Hızlı Tren Hattı Gebze-Köseköy iyileştirme ve Trans Avrupa Şebekesine 160 milyon euro tutarındaki katılım projesi sürüyor; uzmanlar bunda kesinti olacağını ileri sürüyor.

Veya Kuşadası Bölgesel Atık Projesi’nin 20.2 milyon euro'luk kısmı da devam ediyor.

Kırsal kalkınma için de 42 il kapsamında 290 milyon euro'luk bir pay ayrılmış bulunuyor.

YÜZDE YÜZE ULAŞTI

Veriler Türkiye’de IPA fonlarından yararlanmayan belediye kalmadığını, yüzde yüze ulaştığını gösteriyor.

Hakkari’nin kız çocuklarının okutulması dahil 9 projesi bulunurken, Aydın’ın 8, Erzurum’un ise 28 projesi devam ediyor.

İddia o ki bu projeler başladığı için kesintiye ulaşma şansı yok ve toplam bir milyar euro'luk kısmı da verildi, kullanılmayı bekliyor.

Uzmanlara göre AB bu durumu gördüğü için yaptırım uygulamış gibi yaparak kullanılmayıp bekleyenleri eritme peşinde…

SİVİL HAVACILIĞA ETKİSİ

Dolayısıyla ilk aşamada belki bir etki yaratmaz ama kesinti devam eden projelere kadar uzanırsa o zaman birçok belediye sıkıntıya girer.

Dikkat çeken bir diğer unsur ise Kapsamlı Hava Taşımacılık Anlaşması müzakerelerinin de askıya alınması.

Bu son madde bir süre önce ABD’nin getirdiği uçak kabinlerine laptop benzeri elektronik cihazların sokulma yasağının Lufthansa, KLM’e yaramasına benzer sürecin önünü açabileceğine dönük sinyaller veriyor.

Bu alanı en bilen ve yakından takip eden arkadaşım Olcay Aydilek dünkü makalesinde yaptırımların bir önem arz etmeyeceğini, yeni uçuş noktaları konusunda sorun üretebileceğini, dolayısıyla etkisinin havada kalacağını yazdı.

VOLKSWAGEN’İN KARARI

Ancak AB bu kararı alırken beklenen ABD yaptırımları ile eşgüdümlü mü hareket eti sorusu öngörülmez siyah alan olarak duruyor…

Bir de AB’nin yaptırımlarının Türkiye’ye mi yoksa Bulgaristan’a mı yatırım yapacağı konusunda henüz kararını açıklamayan Volkswagen’in tutumunu ne oranda etkileyeceği sorgulanıyor.

Diğer yatırımlara etkisinin ne olacağının hesabı yapılıyor.

Özetle yaptırım kararı, AB ile zaten perde gerisinde yürüyen müzakere sürecinin gerçekçi olarak gün yüzüne çıkardı.

Kör, topallığını ortaya sergiledi…

Sonrasında ne olur, onu da zaman gösterir…

NOT: Ardı sıra gelen sandık biz gazeteci milletine yaz tatili kavramını unutturdu. Bu yaz fırsat varken, yazılara kısa süreliğine tatil arası...

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!