“Çok çabaladık, siyaseten nelere mal olacağını anlattık, ne dediysek hepsi de oldu; artık bitti. Diyesin ki Bilo yoktur…”

Bunları söyleyen AK Parti Güneydoğu Anadolu kadrolarında üst düzey görev almış, bugün de etkin konumda bulunan isim.

Yerel genel seçim öncesi AK Parti yönetici kadrolarının hemen hepsine kayyım atamasının yanlış olduğunu anlatmışlar.

Hatta seçimden hemen önce kayyımların görevlerini, belediye meclislerinden çıkacak seçilmişlere terk etmesinin fayda getireceğinden söz etmişler.

Önerilerinin hiçbiri yerine gelmemiş.

Söylediklerinin haklılığının sandıklar açılınca anlaşıldığını belirtip devam etti:

“Bölgedeki birçok belediyeyi kaybetmekle kalmadık, büyük şehirlerdeki kaybımızın da en önemli etkeni olduğunu anladık. Ama yaşamamış gibi şimdi döndük yine aynı şeyi yapıyoruz. Ben daha ne diyeyim ki…”

Bundan böyle herhangi bir uyarıda bulunmama kararını da İlyas Salman ve Şener Şen’in oynadığı Banker Bilo filmindeki replikten alıntı yaparak yukarıdaki cümlede yer aldığı gibi dile getirdi.

HERKESİN BEKLENTİSİYDİ

Biraz sohbet edince anladım ki, Diyarbakır, Mardin ve Van’a kayyım atanmasına yönelik bayram öncesinde beklenti varmış.

Hatta Diyarbakır Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı Mehmet Kaya, yerel basın mensupları ile bayramın hemen öncesi düzenlediği basın toplantısında beklentiyi dile getirmiş.

“Kayyım uygulaması bölgede yapılan en büyük yanlışlardan biri” tespitini yaptıktan sonra eklemiş:

“Bölgede yeniden böyle bir beklenti yaratılmak istenmesi, yapılacak en büyük kötülüklerden biri olacaktır. Kayyımlar döneminde yerel kaynakların ne şekilde kullanıldığını gördük…”

Seçimden bu yana Vali ile Büyükşehir Belediye Başkanı’nın bir araya gelmediğini, bunun da Kalkınma Ajansı ve Organize Sanayi Bölgeleri ile ilgili alınması gereken kararları etkilediğini de vurgulamış.

“Bakanlar ve TOBB Başkanı aracılığıyla Cumhurbaşkanımızdan duruma el atmasını istedik…” diye de sözlerini tamamlamış.

Ne denli beklentisine dönüktü bilinmez ama dün itibarıyla konuya el atıldı.

KAMU VİCDANI

Üç ile kayyım atanmasına yönelik, hem muhalefetten hem de hükümet için gelen açıklamalar dikkate alındığında, etkisinin beklentisinden daha yüksek olacağı görülüyor.

Şu an atanan valilerin, geçmişteki kayyımlar hakkında suç duyurusunda bulunmaya kadar vardırdıkları tutumlarına bakıp, “Bu kez geçmişin hatalarını yapmazlar” diyenler çıkabilir.

Ne olursa olsun sonuçta sandığın seçmen iradesi vardı ve ona müdahale edildi.

Ayrıca alınan karar da hukuki değil, idari…

Madem bu kişilerin 31 Mart tarihine kadar belediye başkanı olmalarının önünde bir engel yoktu, görevden alınmalarına gerekçe gösterilen nedenlerin bu durumda sonrasında meydana gelmiş olması gerekir.

Dolayısıyla, sadece başlatılmış soruşturma ve kovuşturmalara değil, yasal dayanağının da gösterilmesi gerekirdi.

En azından yargı kararı ile desteklenerek kamu vicdanında yer edinmesi sağlanırdı.

Geçmişte de aynı yönde davranıldığı için oluşan vicdan efekti sandıkta kendini net gösterdi.

Buna ilişkin en belirgin veri de muhafazakâr Kürt seçmenin İstanbul sandığında sergilediği tutumdur.

GÜL VE DAVUTOĞLU TEPKİSİ

“Ama terörle bağlantıları vardı, devam mı etselerdi?” denilebilir.

Haklı da olabilir…

Ama yüzde 50’nin çok üzerinde oyla seçilmiş belediye başkanlarının görevden alınmasından önce kamu vicdanında kabul görecek sağlam, ussal-yargısal gerekçelere de dayanması gerekir.

Bazılarının milliyetçi duruşunu yakından bildiğim, hatta PKK ile sülalece savaşan AK Parti’nin Güneydoğu’daki isimlerinin yaklaşımlarının özeti de diğerinden farklı değildi:

“Seçim öncesi, ‘seçilirlerse yine alırız’ dedik, seçmen de ‘nasıl olsa alınacaklar’ diye iki tarafın da gönlünü hoş tutmak için oy verdi. Örgüt de bilerek hakkında davaları devam eden isimleri getirip aday yaptı. Biz baştan bunu söylenmeseydik, eski aldığımız yerleri tekrar alabilirdik.”

Dikkat çeken parti kurma çalışmasında bulunan Ali Babacan’a desteği ile bilinen 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile yine parti kurma çabasında olan eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun kayyım atamasına tepkileri.

Anlaşılıyor ki onlar da parti içinden yükselen sesleri dinlemiş…

AZALAR DA İŞSİZ

Burada asıl paradoks ise başkanları görevden alınan büyükşehir belediye meclislerinin durumu…

Belediye Meclislerinde, HDP bu kentlerde ağırlıkta olsa da sonuçta AK Parti’nin de aldığı oya göre temsilcileri bulunuyor.

Geçen dönem göreve gelen kayyımlar bu durumu gördükleri için belediye meclisleriyle herhangi bir toplantı yapmadı, kanunun kendisine verdiği yetki kapsamında belirlenen yöneticilerle yoluna devam etti.

Belediye meclisleri çalışmayınca AK Parti’nin seçilmiş üyelerinin de dolaylı da olsa görevi tükendi; ya da etkisiz hale geldi…

***      

İdlib kuralı...

İdlib’in en girift aşamasına gelindiği dün bir kez daha görüldü.

Bundan sonraki sürecin nasıl devam edeceği veya biri için iyi olanın öteki için çok daha kötü olacağı bir dönemin kapısı da açıldı.

Bugüne kadar Türk Silahlı Kuvvetleri ile Şam güçleri herhangi bir şekilde karşı karşıya gelmemeye gayret ediyor; en sıkıntılı alanlarda ise Rus veya İran tampon görevini üstleniyordu.

Ancak bir süredir İdlib sahasında yaşanan gelişmeler dün, 88 kilometre ileride sınırın en uzak noktasında bulunan 9 numaralı gözlem noktasına Şam güçlerinin saldırısıyla noktalandı.

Bu sahaya bir süredir Şam güçleri akın düzenliyor, Türkiye de M5 otobanı ile bağını kesecek bir alanı sağlam tutmak için yığınak yapıyordu.

Şam güçleri Haziran ayında da benzer şekilde aynı gözlem noktasına saldırıda bulunmuş, patlamalar oldukça yakınında gerçekleşmişti.

Burada dikkat çeken ise 9 numaralı gözlem noktasının bulunduğu İdlib’in en güney ucunda yer alan Morek- Han Şeyhun hakkında Şam’ın Ankara ile restleşen bir tutuma cesaret edebiliyor olması.

Bu da bölgede vekaletle yürüyen çatışmanın bir başka boyuta geçmesine yol açabilir.

Bütün bunların da durduk yerde olduğu sanılmasın.

Sadece Türkiye açısından değil, sahada bulunan tüm güçler için İdlib’de görülen kural yine işledi.

Ne zaman Fırat’ın doğusunda hareketlenme olsa, batısından daha büyük gürültü kopartıldı…

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!