İster sistem değişikliğinin sandıkta yarattığı ittifakın, seçim sonrasında bileşenlerini koruyor olmasının yarattığı nedene bağlayın.

İsterseniz, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nun partileşme sürecinin yarattığı efekti gerekçe gösterin…

Seçim sonrası tatile çıkıp, hafta başında Ankara’ya dönüş yapan siyaset, yeni dönemin perdesini “Kim, kimin bileşenlerini hangi etki ile bozar” oyunuyla açtı.

Anlaşılan o ki bundan sonra da ittifak bileşenlerini bozma çabasına yönelik söylem, eylem ve aktivitelerle sıklıkla karşılaşacağız.

Gezi hareketinden bugüne geçen 6 yıl, eylemci tavırdan uzak duran politikanın, bundan böyle aktivist siyasetine de tanık olacağız. Aslında aktivist politikanın Gezi eylemiyle kesilmesinin gerisindeki nedenler, son aşamasına radikal grupların hakim olması, bazı kesimlerin çıkarı uğruna eylemi kullanma çabası ve işin içine farklı örgütlerin dahil olmasıydı.

AKTİVİST SİYASETE DÖNÜŞ

AK Parti hükümeti bu süreçte algıyı iyi yönetip, sosyolojik tabanında Gezi hareketini şeytanlaştırmayı başardı.

MHP kadrolarının da AK Parti’ye katılımıyla, hükümet aleyhine başlayan eylemleri, lehine çevirme becerisini gösterdi.

Bu da muhalefet partilerinin geri adım atmasına yetti.

Gezi hareketi döneminde ve sonrasındaki farklı gerekçelere dayandırılan tutuklamalar da işin tuzu biberi oldu; sivil toplum örgütlerinin de ağzı yanınca tövbe edip, yoğurdu üfleyerek yer hale geldi.

Siyaset geniş kütleli eylemler yerine, lokal ve belirli konuyla sınırlı kalan günlük aktivitelerle yetindi.

Ancak bu durum partisi aleyhine zarar veren hal almaya başlayınca CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu belki de Türkiye tarihinin en büyük aktivist eylemini tek başına “Adalet Yürüyüşü” ile gerçekleştirdi.

İlk aşamada CHP içinde dahi beklenmeyen etki yarattı, uluslararası arenada da yankı buldu.

Ancak devamı gelmedi, zaten ardı sıra gelen sandıklar da izin vermedi.

Politika da bu kapsamda miting meydanı ve söylem siyaseti boyutundan ileri geçemedi, aktivist siyasete geçişte zorluklar yaşandı.

Yerel seçim sandığındaki gelişme, ittifak cephelerine farklı sivil toplum örgütlerinin de işbirliği desteği aktivist siyasetin örtüsünün kalkmasına yetti.

Siyasetin söylemden eylem siyasetine dönüşünün de adımını attırdı.

KAZ DAĞLARINDAN, PALET FABRİKASINA

Belki ilk ikisi fark edilmedi ama Kaz Dağları’ndaki altın madenine yönelik eylem aktivist siyaset açısından etkili oldu; her kesimden bulmakla kalmadı, çember faktörleri harekete geçirip ittifakı büyüttü.

Örgütlenmesinden, eylemcilerin Kaz Dağları’ndaki alana taşınmasına kadar tüm lojistik işini CHP yüklendi.

Seçimde kazandığı Marmara bölgesindeki tüm il ve ilçe başkanlıkları birlikte çalışabilme yetisini buraya aktardı.

Bununla da kalmadı, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “CHP olarak biz önde gözükmeyelim, sivil toplum örgütlerinin önde olmasını sağlayıp cesaretlendirelim” talimatı da eksiksiz uygulandı.

Bugüne kadar farklı nedenlerle geride duran sivil toplum örgütlerinin çevre, toplum sağlığı, hayvan hakları, ülke çıkarını ilgilendiren konulardaki çekingen tutumlarından vazgeçip, şevke gelmelerinin önünün açılması amaçlandı.

CHP’YE GÖRE “KAYYIMIN AMACI BİLEŞENLERİ  PARÇALAMAK…”

Aslı öyle midir bilmem, ama CHP, “Diyarbakır, Mardin ve Van’ın HDP’li Büyükşehir başkanlarının görevden alınıp, yerlerine kayyım atamasını, genişleyen Millet İttifakı bileşenlerini dağıtmaya yönelik eylem” olarak değerlendiriyor.

“CHP, HDP’lileri savunur, İYİ Parti buna tepki gösterir, Babacan ve Davutoğlu da sesini çıkaramaz, karşı cephe böylece dağılır diye başkanlar görevden alındı” cümlesiyle değerlendiriyor.

“Abdullah Gül ve Ahmet Davutoğlu’ndan gelen olaya tepki açıklamalarının beklenen sonuca erişilmesini engellediği, hatta bumerang etkisi yarattığına” inanılıyor.

CHP’NİN KARŞI ATAĞI

CHP buna, karşı atakla cevap verme yönüne gitti.

CHP grup başkanvekilleri, genel başkan yardımcıları ve milletvekillerinin katılımı ile bugün de devam edecek şekilde Sakarya kent meydanında 12 saat sürecek, “Tank Palet Vatandır, Satılamaz” oturma eylemini başlattı.

“Tank Palet Fabrikası”nın bugün itibarıyla Katarlı şirkete devrini protesto eylemiyle varmak istediği politik sonuç ortada.

Sadece sosyal demokrat değil, liberal, milliyetçi-muhafazakar kesimlerin tepkisini de canlandırıp harekete geçirerek, karşı bileşeni zayıflatmak.

Anlaşılan o ki durmayacak, milliyetçi muhafazakar ve liberal kesimlerin dikkatinin yoğunlaştığı milli meseleler ile israf ve çevre gibi konularda yeni eylemler gelecek.

Parti yöneticilerinin aktardığına göre CHP bu süreçlerin bazılarında kendisi ön planda yer alırken, ağırlıklı bölümünde de ana destekçisi olacak.

Ankara uzun yıllar sonra aktivist siyasete yeniden dönecek, bakalım kim ötekine galip gelecek…

***

CHP’nin Suriye Konferansı 17 Eylül’de İstanbul’da…

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuyu tüm bileşenleri ve nedenleri ile birlikte ele almak için Cenevre benzeri Suriye Konferansı düzenleme kararını bu sütundan kendi ağzından ilk duyuran olmuştum.

Genel Başkan Yardımcısı, emekli Büyükelçi Ünal Çeviköz bir süredir yoğun hazırlık içindeydi; sonunda Suriye Konferansı ile ilgili çalışmalar tamamlanmış ve 17 Eylül’de İstanbul’da yapılmasına karar verilmiş.

Çeviköz, Suriye sahasında olan tüm kesimlerin davet edildiği bir konferans olacağını belirtti.

Sadece sahada olanlar değil, konu ile ilgili akademisyenler ile sivil toplum kuruluşlarının da davet edildiğini belirtti.

“CHP lideri, ‘PYD/YPG hariç, Şam yönetiminden diplomat davet edeceğiz’ demişti, gelecek olan var mı?” diye sordum.

Çeviköz çalışmaların devam ettiğini, gelmelerinin önündeki sorunların kaldırılması için uğraş verildiğini belirterek, “Ama onların görüşlerini de aktaracak kesimler kesinlikle bulunacak” dedi.

Bunun ötesindeki sorularıma diplomatik ketumluğunu yine ustaca kullanıp yanıt vermemeyi tercih etti.

Konferans ile ilgili çalışmaların organizasyonu ile ilgilenen Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağababa da çalışmaların sürdüğünü belirtmekle yetindi.

ŞAM’DAN GELEN VAR MI?

CHP koridorlarına yansıyan haberler eğer gerçeği yansıtıyorsa Şam yönetiminin Türkiye’ye gelişiyle ilgili vize sorununun aşılması gerekiyor.

Çünkü her iki ülkenin büyükelçilik ve konsoloslukları uzun yıllardır kapalı olduğu gibi diplomatik ilişki de kesilmiş bulunuyor; sadece Rusya’nın arabuluculuğu ile sağlanan, o da gerektiğinde gerçekleşen istihbarat ve askeri personel teması sürüyor.

Son dönem İdlib alanındaki gelişmeler bugüne kadar sağlanan teması da gittikçe zora sokuyor.

Ancak unutulmamalı ki Suriye sahasındaki en iyi birliktelikler de en üst düzeyde yaşanan sert gerilimler sonrası gelişiyor.

Örnek mi, uçak düşürülmesi sonrası Moskova ve son dönem PYD bölgesine girme hazırlığı yapılırken Washington ile gelişen işbirliği…

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!