İlk sürümü Halep, Hama, Humus ve Doğu Guta ve kırsalından yapmıştı.

O gün sürülenlere, Soçi’de imzalanan “Gerginliği Azaltma Bölgesi” mutabakatı kapsamında İdlib’e gittiklerinde herhangi bir sorunla karşılaşmayacaklarının garantisi verilmişti.

Bu kapsamda otobüslerin yüzlerce seferiyle sadece Doğu Guta’dan 114 bin kişi İdlib’e nakledildi.

Halep, Hama, Humus ve diğer bölgelerden de gelenlerle İdlib nüfusu 3.5 milyonu aştı.

ZITLARIN SABOTAJI

O gün de yazılıp çizildi, bunun Şam yönetiminin Rusya desteğinde bölgeyi muhaliflerden arınma planı olduğu vurgulandı.

Nasıl ki bölgedeki tüm muhalifler önce Halep’e doldurup, ardından boşaltılmasını sağladıysa, aynısının bu kez İdlib sahasında oynanacağına dikkat çekildi.

Başlangıçta gözlem noktalarının oluşması, Ankara ile Moskova ilişkileri S-400 kararı ile daha üst zemine taşınması birçok sorunun görülmesini perdeledi.

Zaten sahada bulunan iki taraf da çatışmayı durdurmayı hiçbir gün arzulamadı.

Türkiye’nin de terörist listesinde olan El Kaide bağlantılı güçler, ÖSO içinden de güç devşirebilmek için çatışmazlık süreçlerini sabote etti.

Şam güçlerinin de kuzeye doğru ilerlemesi için de fırsat yarattı.

Sonunda Rusya’nın hava desteği ile ağırlığını Şam güçlerinin oluşturduğu, içinde Rusya orijinli silahlı grupların da bulunduğu güçlerin yoğun saldırısı başladı.

ATEŞKES KAPSAMIYOR

Şam da boş durmayıp Türkiye’nin gözlem noktalarını kuzeye taşıması için önce konvoyuna saldırdı, dün de yaptığı gibi taciz ateşlerine başladı.

Sonunda önceki gün itibarıyla bölgenin en önemli iki otoyolunun kontrolü açısından önem arz eden Han Şeyhun kasabası ve çevresindeki önemli tepeleri Şam güçleri ele geçirdi.

Türkiye’nin gözlem noktası da Şam güçleri tarafından çerçevelendi.

Ankara, gözlem noktalarının yerini değiştirmemekte kararlı...

Rusya ise bölgedeki muhalif güçlerin anlaşmaya uymadıkları, Türkiye’nin gerginliği azaltma bölgelerini terörist gruplardan arındırma vaadini yerine getirmediği gerekçelerini ileri sürüp saldırılarını yoğunlaştırdı.

Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov hafta başında eylemlerinin devam edeceğini belirtirken, “Çünkü İdlib’deki anlaşma teröristlerle ateşkesi kapsamıyor. Eylemlerimiz durmayacak. Terör örgütleri İdlib’in yüzde 50’sini kontrol ederken, artık yüzde 90’ını kontrol ediyor” dedi. 

Türkiye’ye de “İdlib’deki militanları yok edecekleri bilgisini” verdiklerini söyledi.

Benzer açıklama dün de Bakanlık Sözcüsü Zaharova tarafından dile getirildi.

SURİYE TAHTEREVALLİSİ

Aslında bu bile Ankara ile Moskova arasındaki görüş ayrılığını göstermeye yeterli.

Çünkü Ankara sınır güvenliğini sağlamak, terör akınını durdurmak için İdlib’i tampon bölge yapmaya çalışırken, Moskova bölgenin Şam yönetimine geçmesi için desteğini açıktan gösteriyor.

Dolayısıyla iki ülkenin beklentileri birbiriyle örtüşmüyor.

Her iki taraf da ancak lehlerine olan ortak alanlarda uzlaşabiliyor, bunun sayısı da her geçen gün azalıyor.

Ankara ile Moskova’ya zaman kazandıran İdlib Mutabakatı bir süreliğine aspirin tedavisi gibi krizi hafifletse de sonunda beklenen oldu ve ana sorunu derinleştirdi.

Suriye tahterevallisi yine çalıştı, Fırat’ın ABD’nin hakim olduğu doğusunda işbirliği imkanları yükselirken, Rusya’nın hakim olduğu doğusunda aşağı indi.

Ayrıca Moskova’nın desteğindeki Şam’ın hedefi açık, daha önce Halep, Doğu Guta’dan İdlib sahasına gitmesini sağladığı muhalifleri, bu kez Cinderes, Afrin, veya Fırat Kalkanı bölgesine süpürmek.

Yarın üçüncü adımının Afrin ve Fırat Kalkanı bölgesine dayanacağı da açık.

TERÖRE BULAŞIK GELİYOR

Ankara’da 16 Eylül’de yapılacak Türkiye, Rusya, İran liderleri zirvesinde çözüm bulunur mu bilinmez, ama sorun hızla tırmanıyor.

Sorunun geçmişte de yaptığı gibi kerpeten hareketiyle Şam güçlerinin kuzeydeki diğer yerleşimlerin çevresini sarıp üstten kapatarak ele geçirmesi değil.

Daha önemli bir virüsü de beraberinde taşıyor.

O da bir arkadaşımın dün Türkiye sınırına yakın bölgeden çekip gönderdiği fotoğrafta da görüldüğü gibi yeni sığınmacı akını değil.

Yeni gelecek olanların ağırlıklı bölümünün teröre bulaşık olarak geliyor olması.

Bugün gelenler, daha öncekiler gibi hayatları boyunca silah görmemiş veya kullanmamış değil, çatışmaya bizzat dahil olup, hatta içinde bulunmuş kişiler.

Nitekim işin böyle bir noktaya varacağını iki yıl önce TOBB ETÜ Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Haldun Yalçınkaya gördü ve “teröre bulaşık gelenler, geldikleri yere de bulaştırırlar” tezini rakamlarıyla ortaya koydu.

HER ZEYTİN AĞACININ ALTI BİR AİLE

Bugün Yalçınkaya’nın iki yıl önce uyardığı noktadayız.

Belki barışı getirememiş ama her zeytin ağacı çatışmadan kaçıp gelen bir ailenin evine orta direk olmuş, dallarıyla koruma altına almış.

Eğer sorun devam ederse orada kalmayacaklar.

Aynı görüntüleri veren ilk gelenler nasıl ki içeri alınmak zorunda kalındıysa, kış geldiğinde bu insanların zeytin ağaçlarının altında yaşama şansı olmayacak.

Bugün onların ihtiyacı için AFAD tarafından günlük gönderilen üç bin paket su veya Rusların kumanya paketleri de yetmeyecek.

Yeni bir dram ve beraberindeki sorun, sınırın bu yanına aşacak, onu ardından gelenler takip edecek.

Sadece Türkiye değil, Avrupa ve bölge ülkeleri için de tehlikenin İdlib tüpünden çıkacak.

***

Bodrum Reisi: Bir ay sonra kesin, yıkarım

Yıllardır yazıldı çizildi ama bir türlü kimse sesini duyuramadı.

Öğreniyorum ki Bodrum Belediyesi de 31 Mart’tan sonra bu yapıları defalarca mühürlemiş.

Fayda etmemiş, inşaat sahipleri mühür sökülmekle kalınmamış, aymaz şekilde yanına bir moloz daha dikmiş, üzerine de deniz doldurmuş.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tatil için gittiğinde görmesi, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un yerinde incelemesi sonucunda Yalıkavak’ta 75, Gölköy’de 116 yapı olmak üzere 1611 konut ve 4 otel inşaatının mühürlendiğini açıkladı.

“BU KEZ SAĞLAM…”

Ancak mesele bununla bitmiyor.

Çünkü geçmişte de benzer süreçler yaşandı ve o dönem de olmaması gerektiği söylenen yapılar, çok geçmeden törenle iskan aldı.

Bu kez de böyle olmayacağının bir garantisi var mı?

Soruyu Bodrum Belediye Başkanı Ahmet Aras’a sordum…

Esprili bir şekilde, “Bu kez sağlam durumdayız” dedi.

Gerekçesini de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile oluşturdukları “ortak çalışma grubuna” bağladı.

Anlattığına göre Bakan Kurum, Bodrum Belediyesi ile işbirliği içinde çalışma grubu oluşturulmasını istemiş.

Hedeflerinde ise onaylı projeye ve kıyı kenar kurallarına uygun olmayan, azgın şekilde moloz yığını yapılaşmaya giden yapılar var.

PROJEYE AYKIRI

Başkan Aras isim de vererek, “Projede gözüken ile karşımızda duran hiç birbirine benzemiyor; aradaki boşluklara, sağına soluna da bina doldurmuş, yetmemiş bir de denizi doldurmuş” dedi.

Bu tür projelerden 4-5 tane bulunduğunu da belirtip ekledi:

“Ben savaşımı açtığımda yalnızdım, çabam meyvesini verdi şimdi Bakanlık da yanıma geldi, güç kattı. Bir ay süre verdik, dolduğunda projeye uygun hale getirilmemiş olanı yıkarım. Bazıları var ki doğal SİT alanında imar plan değişikliğiyle proje üstlenmiş. Bunlara da müsaade etmem.”

Başkan Aras, projelerin Bodrum’un kültürel mimarisine de uygun olmadığını belirtti, “İspanya’ya gitmiş, burayı görmemiş mimara proje çizdirmiş, getirip bir yolunu bulup imzalatmış” dedi.

“BİNAYA DEĞİL, TEDAVİYE İHTİYAÇ VAR”

Bu tür yapılara da izin vermeyeceklerini belirtip noktayı koydu:

“Bodrum yapıya doydu, zaten eskiden yayılmış olan da satılmıyor, Bodrum’un yeni binaya değil, tedaviye, onarıma ihtiyacı var… Projeye aykırı, kaçak yapılanmalar düzeltilecek, düzeltilmezse yıkarım, azgın ranta yaşam hakkı tanımayacağım.”

Eminim ki birçok kişi Başkan Aras’ın bu sözlerini okuyup, “Yarın unutulur, sonunda her şey eskisi gibi devam eder” sanıyorsa yanılıyor.

Şundan emin olun ki yumuşak bir üsluba sahip olduğuna bakılarak kimse kişilik analizi yapmasın.

Unutulmasın ki yapamayacağını söylemeyen Harbiye tahsili almış, üstelik de doğduğu Bodrum’a gönül vermiş Belediye Başkanı’ndan söz ediyoruz.

Şimdiden söyleyeyim, dediyse yapar.

İnanmayan Bodrum Reisi Ahmet Aras’ın arkadaşlarına danışsın, onlar anlatır…

Ya da yarın ne olduğunu herkes görür… 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!