Bir arkadaşım uyarınca dün dönüp bir daha baktım.

Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütü lideri Ebu Bekir el-Bağdadi her nedense Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ve Güvenlik Konseyi toplantılarının hemen öncesinde konuşmuş.

Örgütü yenilince beş yıldır suskundu; en son 29 Nisan’da bir video açıklamasıyla ortaya çıktı, elindeki “Türkiye Vilayeti” yazan dosya da dikkat çekti.

Nisan sonrası Bağdadi sessizliğe bürünürken, Türkçe konuşan 5 militanı, bağlıklarını belirten açıklamalarla Ağustos’ta boy gösterdi.

Beklenmedik bir şekilde Bağdadi dün bu kez yarım saatlik ses kaydıyla ortaya çıktı.

TESADÜF MÜ?

Hem de Ankara’da Üçlü Zirve sonuç bildirgesinin açıklanmasının hemen ardından.

Ebu Bekir el Bağdadi’nin uzun süre sonra çıkması belki bu gelişmelerin uzağında bir tesadüftür.

Ancak mesajlarına ve sonrasındaki gelişmelere bakınca tesadüfün ötesinde bazı veriler sunuyor.

Örgütün haber ajansı El Fukan üzerinden yayınladığı yarım saat süren ses kaydında el-Bağdadi, Şam ve Mali’yi hedef alıyor, “Farklı cephelerde günlük operasyonlara devam edeceğiz” diyor ve “Cezaevleri ve kamplarda tutulan IŞİD’li tutukluların ve kadınların özgür kalması için ellerinden geleni yapmaları” talimatını iletiyor.

IŞİD’in bırakın batılı ülkeleri, Ortadoğu ve Doğu’daki halklar tarafından şeytanlaştırıldığı, yenilmiş bitmiş bir örgüt olarak bakıldığı bir dönemde bu çıkışın nedeni ne olabilir?

Veya, IŞİD son olarak Rakka’da yenildikten sonra nerede olduğu konusunda farklı söylentilerin dolaştığı el-Bağdadi’nin bu çıkışı bir anlam ifade eder mi?

Daha da önemlisi IŞİD’in eylem yapma kapasitesi kaldı mı ve militan devşirme yetisini koruyor mu?

TÜRKİYE’DE YAKALANANLAR

Son 24 saatte yaşanan gelişmeler böyle bir kabiliyetinin olduğunu sergiliyor.

Buna Türkiye de dahil…

Çünkü el-Bağdadi’nin açıklamasını yaptığı andan itibaren IŞİD siteleri hareketlendi, sosyal medya araçları vasıtasıyla farklı illerden IŞİD’i destekleyen mesajlar gelmeye başladı.

SEKİZ AYDA BİN IŞİD’Lİ

Bu mesajlara ne denli itibar edilir tartışılır; ancak 21. Yüzyıl Enstitüsü’nden Erol Başaran Bural’ın geçen hafta yayınladığı bir makale Türkiye’deki IŞİD tehdidini göstermeye yeter.

Açık kaynaklardan derlediği araştırmaya göre, geçen yıl polis, jandarma ve hudut birliklerinin yürüttüğü çalışma sonucu IŞİD ile iltisaklı görünen 3 bin 38 şüpheli yakalanmış, bunların 408’inde silah ve örgüt bağlantısı bulunduğu için tutuklanmış.

Bu yılın ilk 8 ayında ise IŞİD’e yönelik operasyonlar sonucu 1.065 kişi ele geçirilmiş, 264’ü tutuklanmış.

Dikkat çeken ise PKK tarzı bir yöntemle IŞİD’in kırsalda eğitim kampları kurması ve bunları da kimsenin şüphe etmeyeceği bölgelerde oluşturması.

Bural’ın aktardığına göre IŞİD kamplarından birini, milliyetçi kesimin yoğun olduğu Anamur bölgesinde oluşturmuş; sığınak ve depolarında önemli malzemeler bulunmuş.

TAŞERONUN TAŞERONU

Bu da gösteriyor ki IŞİD etkisini sürdürüyor, kendisine taraftar yaratıyor.

Böyle olması da doğal, çünkü aşırı örgütlere yaşam hakkı gittikçe daralan, eşkıyalık faaliyetini gerçekleştirmekte zorlanan Suriye sahasında, taşeronun taşeronluğunu yapacak çok sayıda silahlı adam da para karşılığı her şeyi yapmaya hazır.

Son dönem Afrin ve Çobanbey’deki patlamaların gerisinde yatan neden de buna dayanıyor.

Kısa süre eline para geçmeyince, bir başkası tarafından satın alınıp bir yerlere saldırması sağlanabiliyor.

Bunlardan bazıları da dün MİT ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin operasyonu ile patlayıcı malzeme ve silahlarıyla ele geçirildi.

Dolayısıyla Suriye’nin hemen her tarafı IŞİD’in kullanımına açık silahlı insanlarla dolu.

Buna bir de IŞİD ideolojisine yatkın sınırın bu yanındaki kişiler eklendiğinde durum daha da vahim hal alıyor; kendisi gelmese bile ideolojisi militan topluyor.

Suriye’de çözüme doğru gidilmesi, İdlib bölgesine Şam yönetiminin hakim olması da terör bulaşığı binlerce kişiyi sınıra doğru itiyor.

Esad’ın YPG’yi bölücü terörist örgüt ilan etmesi sonrası, Bağdadi’nin çıkışıyla IŞİD’in yeniden canlandırılması girişimi de cabası.

TRUMAN’IN YAPTIĞINI YAPAR MI?

Bu gelişmeler nasıl bir yöne evrilir şu an için öngörmek zor.

Bakarsınız Trump da dönemin Senato Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Arthur Vanderberg’in Başkan Truman’a önerdiği şu taktiği uygular:

“Bay Başkan (Truman), eğer istediğiniz buysa (Türkiye ve Yunanistan’ın Rus etkisinden kurtulmaları için yardım yapılması) bunu elde etmenin tek bir yolu var; Kongre önüne şahsen çıkın ve ülkeyi korkutun…”

BM Genel Kurulu çalışmaları sırasında Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başkan Trump görüşecek.

Acaba “ABD ile 2 haftada hedeflenen başarıyı yakalayamazsak kendi adımlarımızı atacağız” kararlığını gösteren Erdoğan’ın talebini karşılamak için Trump Kongreyi etkilemenin yolu olarak Truman taktiğine mi başvurur?

Yoksa PYD/YPG’yi sahiplenmek için IŞİD maymuncuğunu kullanarak, Türkiye’nin batı karşısında elini zayıflatacak adımlar mı atar?

Bunu gelecek hafta sonu anlayacağız…

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!