İster 1946’dan, dilerseniz 1980’den sonrasını alın…

Siyaset hiçbir gün kendisiyle barışık bir toplum tesisi peşinde koşmadı.

Çünkü böyle bir durum siyasetin var olma nedenini ortadan kaldırır, daha da önemlisi kendi kendini yok etmesine yol açar.

Siyasetin tanımı da bu nedenle, toplumda çatışma halinde olan uzlaşmazlıkları yönetme sanatı olarak tanımlanır.

Yakın zamana kadar da, gerilimin ve “çatışmanın işletmeciliği” olarak tarif edilir hale gelmişti.

Hatta çatışmanın işletmeciliğini en iyi yapan ve kontrolü altına tutanın sandığının dolması da toplumda bunun ne denli yer bulduğunun göstergesiydi.

Ancak başkanlık sistemi, birçok şey gibi bu durumu da alaşağı etti.

Bundan böyle çatışmanın işletmeciliğini yaparak oy kazanılmayacağını siyasetin bütün kesimleri gördü.

“TAMİRCİ ÇIRAĞI…”

Yeni sistem bırakın çatışmayı, en küçük gerilimi de affetmiyor, çünkü ötekinden gelecek olanı kaçırıyor.

Onun içindir ki son dönem siyasetçi bugüne kadar hiç anmak istemediği sembolleri kullanarak veya kişileri öne çıkararak diğerine ulaşabilmenin yollarını deniyor.

Bunun bir örneğini dün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, sol kesimin en önemli sanatçılarından merhum Cem Karaca’nın, yine sol kesimin en kıymet verdiği eseri “Tamirci Çırağı”nın sözlerini okurken gördük.

En iyi örneklerinden birini de son dönem SP lideri Temel Karamollaoğlu’nun başlattığı girişim.

Bir bankaya para yatırmak, sendikaya üye olmak, bir bildiriye imza koymak gibi kanuna aykırı olmayan nedenlerle FETÖ örgütüyle iltisaklı yapılıp, kamudaki işinden atılanların geri dönüşü ile ilgili çaba gösteriyor

Geçen hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmüştü, bu hafta da CHP lideri Kılıçdaroğlu ile bir araya geldi.

“ANAHTAR MI, MAYMUNCUK MU?”

Birkaç gün içinde de İYİ Parti, MHP ve HDP’yi de ziyaret edip genel başkanlarıyla bir araya gelmeyi amaçlıyor.

SP çevrelerinden öğrendiğim kadarıyla Karamollaoğlu TBMM’de grubu bulunan siyasi partilerle kalmayacak.

AK Parti’den ayrılan ve parti kurma çalışmalarını sürdüren Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan ile de aynı gerekçelerle görüşme kararı almış.

“Henüz siyasi partilerini dahi kurmadılar, onların ne önemi var?” denilebilir.

Ama unutulmamalı ki bu da siyasetin yeni kuralı; çünkü bugün kol kola girdiklerinle ayrılıp, çatıştıklarınla da yarın birlikte olabilirsin.

Anlaşılan o ki Karamollaoğlu da “siyasetin akil kişisi, abisi” konumlanmasıyla “her kesimle ve parti ile görüşebilen, her kesime ulaşabilen, anahtar partinin lideri” imajını oturtmayı amaçlıyor.

Nitekim geçen hafta İYİ Parti lideri Meral Akşener, “Anahtar partiyiz” sözüne şu karşılığı vermişti:

“Anahtarı tarif etmek zorlaşıyor; bir anahtar var, bir de maymuncuk var her kapıyı açan. Hangisi hangisidir onu bilemem. Ama parti liderleri kendilerinin pozisyonunun çok önemli olduğunu ifade edebilir. Mühim olanı kritik zamanlarda ortaya konan tavırdır.”

Görünen o ki “kritik zamanlarda tavır ortaya koyan lider” tutumunu pekiştirmek ve gelecekte de bunu sürdürmeyi hedefliyor.

Yeni dönemin en önemli adımlarından birini atıyor.

 

***

“200 bin KHK’lıyı geri almak zor…”

Atılan adım kadar, alınan sonuç da önemlidir.

Yani sonuç alıyorsanız, adımınızın bir karşılığı olur.

Son dönem toplumun hemen her kesiminin vicdan tepkisine yol açan SP lideri Karamollaoğlu’nun çözüm aradığı KHK ile işinden atılmışlar konusu da bunlardan biri.

Aktarıldığına göre Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşmede Karamollaoğlu bu konuyu enikonu ele almış.

Ancak hükümetten bu konuda gelen yaklaşım pek de umut verici değil.

Karamollaoğlu’na da bir şekilde hissettirildiğine göre KHK ile kamu görevinden uzaklaştırılanların sayısı 200 bini geçmiş.

Bir çırpıda bu kadar kişinin yeniden bulundukları kurumlara alınmasına ise şu aşamada çok da sıcak bakılmadığı belirtiliyor.

Muhalefetin de girişimi ile bu kişilerin geri dönüşü sağlanabilir mi?

Anlaşılan o ki Karamollaoğlu da bunu arıyor…

 

***

CHP’li belediyelerin giydiği yeni misyon

CHP belediyeleri belki de farkına varmadan çok önemli bir misyonun temsilcisi haline geldi.

Hem de o derece ki geçmişte üzerlerine yapıştırılan, “İSKİ damgasını” da kökünden söküp attı.

Sözünü ettiğim “israf” ile ilgili başlattıkları girişim.

Ciddi bir etki yarattı ve kamuoyu önünde CHP’li belediye başkanlarını “siyasi etik ve ahlakın” önemli temsilcileri haline çevirdi.

Daha da önemlisi hepsini bir çizgiye çekti.

Bundan böyle CHP’li belediyelerin hiçbirinde siyasi etik ötesi davranış beklemek kolay değil.

Çünkü israf sayılabilecek en küçük hareketleri kamuoyu önünde kendilerini de hesap verir hale getirecek.

Bir adım esneme serbestisi tanımayacak.

İSKİ’Yİ BİTİRDİ

Oysa geçen seçim sonrası İstanbul’da israf konusunda en çok eleştirilenlerin arasında CHP’li belediyeler de vardı.

Hatta bazıları iktidar partisinin hedefine de konulmuştu.

Muhalefetin bu durumda olması, iktidar belediyelerinin de işini kolaylaştırıyor, okların üzerlerine gelmesini engelliyordu.

CHP başkanları değiştirdi ve bugün de o belediyeleri tekrar kazandı.

Ama onları da yeni bir konuma taşıdı; pişirdi, hatta kavurdu; selefinin yaptığını bir daha yapamayacak konuma getirdi.

Örneğin İstanbul’da bu kadar çok aracı sergileyen Büyükşehir Belediyesi’nde bundan böyle kimse yeni bir makam aracı edinmeye cesaret edemez.

Ya da usulüne aykırı bir şekilde kiralama, devir işlemi yapamaz.

Yaptığı an, gözündeki kıymık gibi büyüteç haline gelir.

Bu siyasetin etik kazanımı...

DELEGENİN KAYBI

Ancak yaklaşan kurultayda delegeler açısından nasıl bir etki yaratır, şu an kestirmek zor.

Anımsanırsa geçen kurultaylarda delege seçimlerinde en etkili yapılar CHP’li belediyeler olmuştu.

Büyük kurultay da belediye başkanların liste üzerindeki etkisi oldukça yüksekti.

CHP’de kurultay sürecine girildiği bu günlerde, üzerlerine yüklenen sorumluluk kapsamında aynı etkiyi yaratılabilir mi, izleyip görmek gerekir.

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!