Bir yanımızda göz alabildiğince yükselen 7 bin metrelik Tanrı Dağları’nın (Tien-Şan) ihtişamı…

Hemen altında renginin şavkı göğü kızıllaştıran Alev Dağları (Yanan Dağ)…

Diğer yanımız ise ufka doğru uzanan Gobi Çölü’nün yalnızlığı…

Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde Urumçi, Turfan ve Kaşgar’a yıllar önce de gelmiş ve 5 gün geçirmiştim.

Bir grup gazeteci arkadaşımla buraya gelişimizin nedeni dünyada dikkatlerini üzerine çeken, terörün önüne geçilmesi amacıyla kurulan ve adına Mesleki Eğitim Merkezleri verilen yerleri gezmek ve halkla temas etmek.

Bölgeye hareketimizden önce Pekin’de Sosyal Bilimler Akademisi’nin Sincan Enstitüsü’nde bir toplantıya katılıp bilgi aldık.

Akademi’den Prof. Dr. Xu Jianying’in aktardığına göre Sincan Bölgesi’nin kalkınması için Çin’in kalkınmış 19 eyaleti yardım yapma kararı almış.

Hepsine de bir kent ve bölgesi bağlanmış.

Bölge bu sayede farklılaşmış ve geçen yıl 107 milyon turisti ağırlamış.

Sincan Bölgesinin büyüklüğü 1 milyon 600 bin kilometrekare ve toplam 24 milyon nüfusa sahip.

Bölgede 56 etnik grupla birlikte en ağırlıklı nüfusu %51 ile Uygurlar oluşturuyor.

Tahmini olarak 11 milyon civarında Uygur nüfusunun bulunduğu varsayılıyor.

Uygurların akrabalık bağları bulunduğu Türkiye’deki nüfusu ise 50 bin civarında…

Terör örgütlerinin destek bulduğu yer ise Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Pakistan ile çevrili bu bölgenin dağlık kesimlerindeki Doğu Türkistan bölgesi…

Suriye’deki DAEŞ hareketi ile 2011 sonrası yükselen Sincan Bölgesi’ndeki terör eylemlerini durdurmak için hükümet özel bir güvenlik önlemi almış.

Bununla birlikte ekonomik kalkınmayı da başlatmış ve Kuşak ve Yol Projesinin önemli merkezlerinden 9’unu Sincan bölgesine yerleştirmiş.

Bunların iki büyük yerleşimi ise Urumçi ve Kaşgar…

Bugün bile Urumçi’den trenle günde hareket eden konteyner sayısı 5 bin…

Kaşgar ve Turfan ise ülkenin başta üzüm olmak üzere tüm kuru gıdasını karşılıyor.

HALK SAVAŞI MODELİ

Prof. Dr. Xu Jianying, gelişmenin ve kalkınmanın en büyük engeli terörle mücadele için üç yöntem uyguladıklarını bildirdi.

Birincisi doğrudan polisiye tedbirle mücadele, ikincisi geniş ıslah ve sonuncusu ise yaşam koşullarını iyileştirme.

Şurası kesin ki Sincan bölgesi terörden çok çekmiş; bunu Urumçi’de boyun kesme dahil tüm çıplaklığıyla yapılan terör eylemlerinin gösterildiği Terör Müzesi’nde bulmak olası.

Yetkililere DAEŞ’in de insanlara yaptığı eziyeti gösterme çabasında olduğunu belirtip, neden bunu bütün çıplaklığı ile kendilerinin de gösterdiğini sordum.

“Biz terörün ne denli acımasız olduğunu dostlarımıza göstermek için bunu sergiliyoruz” yanıtını aldım.

Terörle mücadele için geliştirilen modele, “Halk Savaşı” adı verilmiş ve uygulamaya başlandığı son üç yılda da terör olayıyla karşılaşılmamış.

Bu amaçla BM kayıtlarında “Toplama Kampı” diye geçen Çin hükümetinin ise bu yakıştırmayı reddedip ve Mesleki Eğitim Merkezleri dediği yerler geliştirmişler.

Sayısı ve içinde kaç kişinin eğitim aldığına ilişkin herhangi bir veri aktarılmadı.

Ancak buralarda bir milyon kişinin kaldığına ilişkin iddialar da kesin dille yalanlandı.

Kaşgar’da ziyaret ettiğimiz merkezde 250 kişi vardı ve içlerinde epey miktarda da kadın bulunuyordu.

Bu merkezlerde topladıkları kişileri de üçe ayırmışlar, 1- Doğrudan katılan ve ceza alan, 2- Teröre yardım ve yataklık yapıp daha düşük ceza alan, 3- Terörist olma ihtimali bulunan.

Bizi üçüncü grubun bulunduğu merkeze götürdüler.

Bir sınıfta Çince eğitimi vardı, yanındakinde hukuk, bir diğerinde ise müzik…

Sınıftaki bazı öğrenciler neden orada bulunduklarını anlatırken, daha çok dini yaşam tarzlarından kaynaklı davranışlarına bağladılar.

İçlerinden biri, kardeşini sigara ve içki içtiği için dövdüğünden söz etti, Çin hükümetine karşı duruşunu anlattı.

Bir kadın da benzer şeylerden söz etti.

Kadına oraya gelmesine kim karar verdiğini sorduğumda, “Bizim köydeki polis…” yanıtını verdi.

Çinli yetkilileri en çok kaygılandıran Suriye’ye gidip Doğu Türkistan İslami Örgütü’ne karışmış olanların bir şekilde ülkeye dönme çabası.

Afganistan’da bulunan kamptan gelenler olmuş ama hemen hepsi kısa sürede ele geçirilmiş.

Şunu belirtmeliyim ki yaşanan vahşi terör olayları sonrası hiçbir hükümet bu örgütlere yaşam hakkı tanımaz.

Sosyal Bilimler Akademisi yöneticilerinden Bay Xu, Sincan bölgesinde 24 bin caminin bulunduğunu, insanların dini vecibelerini yerine getirmelerinde herhangi bir sorunun olmadığını söyledi.

TEKNOLOJİMİZ KADAR SESİMİZ YÜKSEK DEĞİL

Dışişleri Bakanlığı Asya Afrika Genel Müdür Yardımcısı Qian Minjian ise İstanbul’daki duraklara yapıştırılan Çince yön bulma levhalarının sökülmüş olmasına içerlediklerini belirtti.

Bunun İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile birlikte Konsolosluklarının bir program dahilinde uyguladıklarını anımsattı; Çin ile Türkiye arasındaki iyi niyetin bozulması anlamına geldiğini söyledi.

Türkiye’den Sincan bölgesinde inceleme yapmak üzere gelecek heyetin de Türk Dışişleri Bakanlığı düzeyinde takılıp kaldığını belirtti, “Bir an önce gelmesini bekliyoruz” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Çin gezisi sırasında söylediği, “Sincan Bölgesi istismar ediliyor” cümlesinden duyduğu memnuniyeti de kayda geçirdi.

Çin’den Türkiye’ye giden 400 bin turist sayısının yeterli olmadığını da kayda geçirdi.

Çin Radyosu Genel Müdürü ile sohbetimizde de benzer konular üzerinde durduk.

Teknolojisi bu denli yüksek, ekonomisi kadar güçlü bir ülkenin terör meselesini dünyaya neden anlatamadığını sorduğumda söylediği şu cümle tam bir gazeteci yanıtıydı:

“Teknolojimiz kadar sesimiz yüksek değil…”

EĞİTİM KAMPINDAN KAMU GÖREVİNE

Sincan Bölgesi’nde bazı aileleri de ziyaret edip, daha önce Mesleki Eğitim Merkezlerinde bulunmuş kişilerle de konuştuk.

Eğitim Merkezi sonrası bazılarına kamuda iş verilmiş.

Ailelerine de ekonomik destekte bulunulmuş.

Mesleki Eğitim Merkezlerinde 10 ay kalıp çıkan Mahmut Can, Kırgızistan sınırına yakın bir bölgede radikal dini örgütten eğitim aldığını, kente döndükten sonra da davranışları ve girdiği internet sitelerini takip eden emniyet güçlerinin yakaladığını belirtti.

Yakalanmasında komşularının da payı olduğunu söyledi.

Eğitim sonrası terörizmin ne denli kötü olduğunu belirtti.

Uygurca konuşmalarının yüzde 60’ını çok net anladığımız bölgedeki insanlar Türkiye konusunda oldukça duygusal ve candan yaklaşım içindeler.

HEDEF 50 MİLYAR DOLAR

Görünen o ki Doğu Türkistan İslami Örgütü Türkiye ile Çin arasındaki en büyük sorun.

Türkiye’nin Pekin Büyükelçisi Abdulkadir Emin Önen de Türkiye’nin terörle mücadele için gösterdiği gayreti her aşamada yetkililere aktarmış.

Bunun iki ülkenin ticari ilişkilerinin önünde bir engel teşkil etmemesi gerektiğini belirten Önen, şu an 23-24 milyar dolar civarında seyreden iki ülke ticaret hacminden hoşnut değil.

Hedefini 50 milyar dolar olarak belirleyen Önen bu amaçla Çin’in en önemli arama motoru Baidu ve WhatsApp’ı niteliğindeki WeChat üzerinden muhteşem bir Türkiye tanıtımı yapmış.

Türkçeden Çinceye anında çeviri sisteminin geliştirilmesini sağlamış.

Geçmişte Çin’de işletmecilik de yapan Büyükelçi Önen, sistemi tanıyor ve neler yapılması gerektiğini biliyor.

Yeniden Asya açılımının da önemli tarafını oluşturuyor.

Çin, Kuşak ve Yol Projesinde Türkiye’ye doğru ilerlerken, Türkiye’deki öğrenci ve yatırımcılar da Çin’e gidiyor.

Yazıya son vermeden önce iki soruyla noktalayayım:

Dünyanın en ince pilini Çin’de üretip Apple satanın bir Türk olduğunu, Pekin’de karşılaştığım 24-28 yaş grubundaki gençlerin dünyanın en büyük şirketlerinde üst yönetici seviyesinde bulunduğunu biliyor muydunuz?

Ya, pil, askeri elektronik sanayi alanında çalışmada bulunan bir Türk  gencinin bir Çinliden daha fazla lehçeyi (7 farklı lehçe) ana dili gibi konuşup, Çinlileri de şaşırtmaya devam ettiğini…

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!