Dünya NATO’nun zirve ile yeni alanını uzaya açtığı durumla ilgilenirken, Ankara yeni siyasi konsepte odaklanmış durumda.

Hepsinin odağında da birinin kurucular kurulu toplantısını tamamladığı 2 yeni siyasi oluşum yer alıyor.

Kurulacak yeni partilerin kadrolarında kimlerin yer alacağı belli olmaya başladıktan bu yana Ankara’da kulisler, “Kimden daha çok koparır?” hesabına odaklandı.

Hem kadroları hem de yazımı bitirilmek üzere olan parti program taslaklarına bakıldığında, yeni kurulanlara yakıştırılan ile olacak olan arasındaki makasın epey açılacağını söyleyebilirim...

Çünkü beklenen “Nasıl olsa AK Parti içinden kopup gelmiş kimlikler, onların ardından gelecek olanlar da ağırlıklı olarak o kesimden olur” şeklindeydi.

Oysa yeni kadrolara ve üzerinde çalıştıkları siyasi konsepte bakıldığında görülüyor ki her ikisi de muhafazakar kesimin ötesindeki kadrolara göz dikiyor.

BU AY ORTASINDA TAMAM

Kurucularıyla kampa giren ve partinin çerçevesini netleştiren Ahmet Davutoğlu, en geç iki hafta içinde partisinin kuruluş dilekçesini verip tabelasını asmış olacak.

Davutoğlu ekibinde yer alan kadroların görünen yüzü daha önce AK Parti’de siyaset yapmış, “Hocanın okumuş kadrosu” diye de bilinen, akademik kimliği de olan isimler.

Buna milliyetçi kesimden bazı etkin isimlerin de eklenmesiyle, "daha çok AK Parti’nin sosyolojik tabanını hedefleyen, liberal milliyetçi-muhafazakar çizgiye" oturmuş.

Bununla birlikte “Geçmişte CHP ve HDP’de de siyaset yapmış kişilerin katılımıyla, sola da yelpazesini açmış, gayrimüslimlerin de arasında bulunduğu geleceği planlayan, günün gerçekliliğine uygun politika üreten Özalist yapıdan” söz ediliyor.

Hedeflerini açıklarken, “Gidecek başka yeri kalmamış, ekonomik ve politik zorluklar arasında sıkışmış, kimlik sorunu ile de boğuşan kesimlere umut olmak istiyoruz” cümlesi hedef kitleyi tarif ediyor.

Ali Babacan ile birlikte parti kurmayı istemiş olmalarına karşın, bunun gerçekleşmemiş olmasından da çok mutsuz değiller.

Tam tersine, hem Türkiye’nin her bir yerinde hemen örgütlenmesini tamamlayacak kadrolara sahip olmanın, hem de siyaset geçmişi olanlara yeni isimlerin de katılmış bulunmasının rahatlığı içindeler.

Tabelayı da bu güven içinde bu ayın ortasına doğru asmakta kararlılar.

En geç bu ayın ortasına kadar partinin tabelasını asacaklarını belirtirken, program yazımının tamamlandığını bildirdiler.

Kurucular kurulu sayısının 100 üzerinde olacağını, program yazımı bitmiş olmasına karşın, her bir sayfasında kurucuların imzasının bulunmasına özen gösterdikleri için işlemlerin geciktiğini belirttiler.

Bazı isimlerin kamuoyuna sızmış olmasından rahatsız olmuşlar ama sürpriz isimlerin olduğunu belirtmekten de kaçınmadılar.

DAVUTOĞLU’NUN RÜZGARI SONRASI

Ali Babacan kesimi ise çok daha kapalı ve bir o denli de gizli müzakerelerini sürdüren yapıda.

Birlikte hareket ettiklerini belirten bazı isimlerle TBMM kulisinde karşılaşıp sohbet etme fırsatı buldum, bazılarıyla da telefonda konuştum.

Aktardıklarına göre daha önce Aralık sonunda kurmayı planladıkları partiyi biraz daha ileri tarihe, Ocak ayının ikinci yarısına bırakma gibi düşünce ortaya çıkmış.

Nedenini de özetle şöyle açıkladılar:

“Davutoğlu resmi kuruluşun son aşamasında; ilk kurulan olunca kamuoyu gündemi de onun etrafında oluşur. Bu tartışmanın gölgesinde bizim de kuruluşumuzu ilan etmemizin doğru olup olmayacağını, bir zaaf yaratıp yaratmayacağını tartışıyoruz…”

SADECE 2 HAFTA SONRA

Bundan dolayı kuruluşu Aralık’ın 20’si yerine, 2-3 hafta daha geciktirip Ocak ayında açıklamanın kamuoyu dikkatini toplamak açısından yararlı olacağı kanaatindeler.

Aktardıklarına göre parti programının yazımında neredeyse son noktaya gelinmiş, farklı kesimlerden gelen taslakların toparlanması aşaması da bitmek üzereymiş.

Parti programının “yeni sosyolojiye” öncelik verdiğini belirttiler.

Yani, beyaz yakalılar diye de tanımlanan, çalışıp kazanan, eğitimli, kadın ve gençlerin de arasında bulunduğu, diğer kesimleri çabuk etkileyen kadrolar.

YENİ SOSYOLOJİYE UYGUN KADRO

Haksız da değiller, sosyal medya kullanımından, yaptığı çıkışlarla birçok kesimi etkisi altına alabilecek yepyeni bir nesil söz konusu.

Hem ailesini hem de çevresini çok daha çabuk etkileyebilen ve klasik politik davranışlar sergilemekten uzak duran, doğrucu davut kimlikler.

Toplum da bunları çok daha çabuk içselleştiriyor ve beğenisini gizlemiyor.

Kadroların oluşumunda parti aidiyeti olmayan, yeni sosyolojide oynayıp yeniliğe açık bu kimliklere sahnede daha fazla ağırlık verilirken, ömrünü siyaset için harcamış tecrübeli isimlerin de görünür olacağından söz ettiler.

Aslında örtük kadrolaşma yapılanması sürdürüldüğü için kimlerle ilerlediği net olmamakla birlikte, TBMM kulisindeki sohbetlerden de görüyorum ki, geçmişte ANAP ve DYP kadroları içinde yer almış isimlerden bazıları da Babacan ile birlikte hareket etmeye başlamış.

Bazıları, parti kadrosu içinde bulunacaklarına yönelik teminatların kendilerine verildiğini söylediler.

HANGİSİNDEN DAHA FAZLA KOPARIR?

Dikkat çeken ise ANAP ve DYP’nin yönetim erkleri içinde de yer alan kadroların 2007 sonrasında partileri dağılınca son 12 yıldır bulundukları zemin.

Çünkü ağırlıklı bölümü CHP’yi desteklemiş, hatta son yerel seçimde önemli roller üstlenmiş, referandum ve genel seçimde etkisi büyük olmuştu.

Bazıları da İYİ Parti bazıları da MHP saflarında yer tutmuştu.

Bu durumda Babacan’ın partisi Cumhur İttifakı'nın iki partisi AK Parti ve MHP’den mi, yoksa Millet İttifakı'nın bileşenlerinden mi daha fazla alacak?

Eğer ki yeni sosyolojiye dönük kadrolara açılım yapacaksa bu kesim daha çok CHP ile özdeşti ve son 4 seçimdir oy tercihlerini bu yönde kullanıyordu.

Bu da gösteriyor ki iki yeni parti sadece Cumhur İttifakı'nın bileşenlerini değil, Millet İttifakı'nı da etkileyecek.

Sandıkta 1.5-2 puanın öneminin çok arttığı yeni sistemde, partilerin hepsinin yeniden durum değerlendirmesi yapmalarını da zorunlu kılacak.

Kongrelerin başladığı bu dönemde yenilenme sürecini istemeseler de tetikleyecek.

Değişimi gerçekleştiremeyen, başarıyı ötekine kaptıracak. 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!