Anayasa Mahkemesi’nin “yeniden yargılanma” kararını bir mahkeme “tanımıyorum” diye uygulamazsa ne olur?

Aslında bunun olma ihtimali 2012’de, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Bireysel Başvuru hakkını tanıdığı dönemde de gündeme geldi.

Mahkemelerin kararı tanımama ihtimaline karşılık Bireysel Daire kararlarının kesin hüküm içermesi konusu gündeme geldi.

Bunu söyleyenlere, “Yok artık!.. Böyle bir şey olabilir mi?” denilip vazgeçildi.

Ancak o gün bunu öngörenler haklı çıktı, olmaz denilen yaşanmaya başlandı.

 Hem de son dönem sıklıkla…

Bunun yeni bir örneği de AYM’nin önceki gün Resmi Gazete’de yayınlanan kararıyla ortaya çıktı.

Trajikomik olan ise AYM’nin kararını reddeden mahkemeye karşı, AYM’nin tekrar aynı ihlal kararını alması ve üstüne bir de tazminat eklemesi…

Yani bir mahkeme, AYM’nin hak ihlal kararını reddedip, davaya tekrar bakmayacağını söylüyor.

AYM de tekrar toplanıp, çok da ağır açıklama ve hüküm ile ikinci kez mahkemeye “hak ihlali yapıldığını” belirtip, yeniden yargılama yapmasına hükmediyor.

SORGUDA AVUKAT YOK

Bu noktaya gelmesine neden olan gelişme, İstanbul’da TKP-ML örgütüne mensup olduğu belirtilen bazı kişilerin bir eylem sonrası sokakta gözaltına alınıp sorgulanmalarıyla başlıyor.

Sorguya alınan kişiler, örgüt ile ilişkilerinin olmadığını belirtip, avukat talebinde bulunuyor.

Ancak Emniyet sorgusunda bu kişilerin yanında müdafi avukatının bulunmasına izin verilmediği gibi, aynı durum savcılık soruşturmasında da devam ettiriliyor.

Sanık kişi avukatı olmadan herhangi bir cümle söylemeyeceğini belirtmesine karşın talepleri yerine getirilmiyor.

SUÇLAYAN DA MAHKEMEDE DEĞİL

Mahkeme aşamasında da ilginç gelişmelere tanıklık ediliyor.

Bu kişilerin suçlu olduğuna, başka sanık kişilerin emniyet ve savcılık aşamasındaki beyanları esas alınarak karar verilip mahkum ediliyor.

Aleyhte ifade veren ve beyanları “mahkumiyete esas olarak gösterilen” tanıklar duruşmaya katılmıyor.

Sanıklarla mahkemede yüzleştirilmeleri yapılmıyor, dosya üzerinden ifadelerinin doğru olduğu kanaati belirtilip hükme varılıyor.

2.5 YIL ÖNCEKİ KARAR

Sanıklar da İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin bu davranışı ve kararı üzerine sorgulama aşamasında işkence gördüğünü de belirterek hak ihlaline uğradıkları gerekçesiyle bireysel başvuru yapıyor.

AYM 28 Aralık 2015 tarihinde, eksik yapıldığını belirterek, “yargılamanın yenilenmesi” yönünde karar alıyor.

Ancak mahkeme, 30 Mart 2016 günü AYM’nin kararını uygulamayı reddediyor.

Başvurucular, AYM kararının uygulanmadığı için bir üst olan 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvuruyor; orası da aynı yönde karar alıyor.

SORGULAMADA KABUL ETTİ

Gerekçesini de ilginç bir nedene dayandırıyor.

AYM’ye hak ihlali başvurusunda bulunan Aligül Akkaya’nın “sorgulama sırasında örgüt üyesi olduğunu” kabul ettiği, öldürdüğü S.O’nun o sırada yanında bulunan kişinin de “kovuşturma aşamasında suçu işleyen kişi olduğu beyanında bulunduğu” iddiasını gösteriyor.

Bunlardan dolayı AYM kararına uyup yeniden yargılama yapmayacağını bildiriyor.

Konu Adalet Bakanlığı’na da gidiyor; Bakanlık bürokrasisi de AİHS’nin 6. Maddesindeki, “aleniyeti adil yargılamaya zarar vereceği için, gizli oturum yapılabileceğine” ilişkin hükmü kendisine gerekçe gösteriyor; mahkemenin yanında saf tutuyor.

Oysa AİHS 6. maddesi bu durumu kapsamıyor, daha çok medeni hukuk davalarındaki, aileye yönelik gizlilikle ilgili kullanılıyor.

Hukuk en önemli kuralı olan avukat bulunmadan sorgulamaya müsaade etmiyor.

“ÖZEN EKSİKLİĞİ İÇİNDE…”

Konu 2.5 yıl aradan sonra tekrar AYM’nin önüne geliyor.

Heyet kararını yinelerken, gerekçeli kararını önceki gün Resmi Gazete’de yayınladı.

AYM tarihinde ender rastlanan şekilde mahkemeye yönelik ağır ifadeler içeren bir de basın bildirisinde bulundu.

Baştan belirtmeliyim ki AYM hukuk açısından ders niteliğinde, emsal teşkil edecek gerekçe kaleme almış.

Öncelikle mahkemeye “yeniden yargılamanın varlığını kabul konusunda takdir yetkisinin olmadığını” anımsatmış.

Yetmemiş, “Usul hukukundaki yargılanmanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak, bir ‘kabule değerlik’ incelemesi aşamasının bulunmadığını” da eklemiş.

AYM’nin kararını mahkemelerin uygulamanın ötesinde yargı sistemi içinde başka yolunun bulunmadığını belirtirken, mahkemeyi “özen eksikliği içinde” olmakla da suçlamış.

Tanıkların duruşma aşamasında mahkemede alınmayan ifadelerinin geçersizliğinin hukuk kuralı olduğunun da altını çizmiş.

“Hakkaniyete uygun yargılama hakkının Anayasa’nın 36’ncı maddesi gereği” olduğunu belirtirken, mahkemeye de Anayasa’ya aykırı davrandığını hatırlatmış.

AYNI KARARA TAZMİNAT EKLEDİ

İkinci kez ihlal kararı verdiğini hatırlatırken, başvurucuların bu sürede doğan mağduriyetlerini dikkate alıp, ilave olarak tazminata da hükmetmiş.

Burada dikkat çeken karara mahkemenin kuralsız direnişi sonucu devletin kasasından çıkacak olan tazminat…

Yani hepimizin cebinden çıkacak olan bir bedelin oluşmasına aracılık etmiş olması.

Eski Raportör Prof. Dr. Osman Can dün sohbetimiz sırasında anımsattı, bireysel başvuru hakkı ile ilgili düzenleme yapılırken, mahkemelerin üzerinde tahakküm oluşturulmaması için kararlarının kesinlik arz etmesinden kaçınılmış.

Yeniden yargılama yoluyla mahkemelerin güçlenmesi hedeflenmiş.

Oysa bugün gelinen noktada mahkeme AYM’nin üzerinde tahakküm kuruyor, üstelik tazminata da neden oluyor.

Ancak ortada ciddi bir sorun ve giderilmediği takdirde, diğerlerinin de gelmesi kaçınılmaz hal alacak.

KİŞİSEL İNİSİYATİF, İÇTİHADİ HUKUKUN ÖNÜNE GEÇEMEZ

Yani, avukatı olmadan, tanıklarla yüzleştirilmeden, gizli tanık adı altında yığınla insanın nasıl mahkum edildiğine Türkiye yakın geçmişte tanık oldu.

Bu alışkanlığın oluşması halinde işin nereye varacağı açıktır.

Öncelikle bu davanın iki yıl uzamasına, devletin bundan dolayı gereksiz masraflarının artmasına yol açtı.

Bu bir yana, Türkiye’yi böyle bir dönemde büyük oranda rahatlatan bireysel başvuru hakkını da sıkıntıya sokabilecek neden üretti.

Daha önemlisi kişisel inisiyatifin, içtihada dayalı hukuk düzeninin önüne geçmesi gibi algıya yol açtı.

Başvurucuların bırakın terör örgütü üyesi olmayı, katil olması, hatta suçüstü yakalanması da söz konusu olabilir.

Ama yargılamanın ana unsuru olan savunma hakkının elinden alınması baro sistemine de darbe vurur.

AYM’nin kararına HSK nasıl yaklaşır bilmem ama tazminatın rucuen alınmadığı takdirde içtihat oluşturur.

Bu da bütün yargı sistemini zor durumda bırakır.

*

Köpek atma savaşı

Haber sokak hayvanları konusunda kamunun geldiği noktayı özetlemek için yeterli…

Habere göre Alanya Belediyesi, masrafı yüksek barınak yapmak yerine sokak hayvanlarını bir kamyona toplayıp, hemen yanındaki Mersin sınırları içine götürüp salıvermeyi daha uygun bulmuş.

Jandarma ekipleri de 5 Aralık gecesi gelen ihbarı değerlendirerek, Aydıncık-Gülnar yolu Eskiyörük Mahallesi’nde bir kamyonu durdurunca içinde 70 köpekle karşılaşmış.

 

Kamyon şoförü sorgusu sonucu köpekleri Mersin’de muhtelif yerlere salıvermek üzere Alanya’dan yüklediğini belirtmiş.

Bu bilgileri aldığım yer de tesadüf eseri dolaşırken karşıma çıkan Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin basın duyurusu…

Aktardıklarına göre durum hem jandarma, hem de Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından Alanya Belediyesi’ne iletilmiş ve “yaptıklarının doğru bir davranış olmadığı” belirtilmiş ve 70 köpek geldiği kamyonla geri yollanmış.

Olay kadar gelinen nokta da işin vahametini göstermeye yetiyor.

Sokak hayvanlarına ilişkin çok yeni bir tartışmanın içinden çıkıp, yasal düzenlemeler konusunda adım atılırken, bir belediyenin 70 köpeği bir kamyona doldurup bir başka ile mülteci gibi göndermesi için söylenecek tek cümle var; pes doğrusu…

Sanırsınız ki sınırdan köpek atma savaşı yapılıyor. 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
  • leon-lof 2 ay önce Vatandaş AYM ne gitmeden AİHM ne gider ve der ki : Mahkemeler AYM kararlarını takmıyor bu nedenle AYM yi atladım derse ne olur.
    CEVAPLA