Libya için Şubat’ta düzenlenecek Berlin Konferansı başlayıncaya kadar bölgede geriliminin daha da artacağı kesin...

Bir yandan, Rusya, Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Tobruk’ta üstlenen muhalif Hafter için bastıracak.

Şundan emin olabilirsiniz ki Yunanistan’ın başı çektiği bazı AB ülkeleri de desteğini sürdürecek.

Türkiye’nin bugün başını çektiği ülkeler de BM’nin kabul ettiği, uluslararası meşruiyeti bulunan Sarraj liderliğindeki Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin (UMH) ayakta kalması için bastıracak.

HEDEFLER ŞUBAT’A KADAR

Dolayısıyla saldırılarını tırmandıran, Mısır’dan tank desteği alıp, önceki gün Trablus’ta havaalanı yakınlarını bombalayan Hafter’in tek amacı var, Şubat’a varmadan Başkent Trablus’u ele geçirmek.

Eğer başarırsa, Libya’nın yasal temsilcisi ve kurucu iktidar görevini yürüten UMH lideri Sarraj’ın Konferans’ta masaya oturmasını engellemiş olacak.

Çünkü Sarraj masaya oturursa kabul görülme gücünün artacağına inanıyor.

Daha ilerisi böyle bir Konferans’tan çıkacak kararların da BM Genel Sekreteri’nin Libya Özel Temsilcisi Gassan Silame’nin de talep ettiği gibi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) karara dönüşmesinden endişe duyuyor.

Zaten Konferans ilk adımda 5+5 formülü ile toplandı; BMGK’nın 5 asli üyesinin yanı sına Mısır, İtalya, BAE, Almanya ve Arap Birliği katıldı.

Ardından Türkiye’nin de içinde bulunduğu Libya’ya taraf diğer ülkeler katıldı.

Türkiye de Tunus'un, Cezayir’in ve Katar’ın da çağrılmasını istedi.

Görünen o ki davetliler konusunda şu aşamada bir sorun yok.

HAFTER’İN YALTA BENZETMESİ

Zaten hedeflenen de davete katılan taraflardan çok sivil ölümlere de yol açan çatışmaların bir an önce durması ve Suriye süreci bitmek üzereyken, kanın yayıldığı yeni bir bölgenin daha ortaya çıkmaması.

Bundan dolayıdır, Alman diplomat Ian Hecker’in fikir mühendisliği, Dışişleri Bakanı Heiko Mass’ın çabasıyla oluşan Berlin Konferansı, ilk adımda, “Trablus’taki silahlı gruplara yönelik baskının sonlandırılmasını” istedi.

Almanya çağrıyı taraflara “son şans” olarak sundu...

Bu da Hafter’in öfkelenmesine yetti.

Hafter taraftarları öfkelenmekle kalmadı, Konferansı, 2. Dünya Savaşı sonrası Almanya’nın Doğu-Batı diye ikiye bölünmesine neden olan Yalta Konferansı’na benzetmeye kadar vardırdı.

Hafter’in kaygısı, Berlin Konferansı’ndan tarafların 4 Nisan tarihindeki sınırlarına kadar çekilmelerini isteyecek olması ki bunun işaretleri de uzun süredir veriliyor.

ANKARA’NIN ACELESİ

Türkiye de Şubat’taki Berlin Konferansı’na kadar Sarraj hükümetinin ayakta kalması için elinden gelen desteği vermekte kararlı; Libya’ya asker gönderme Tezkeresi de bunun en açık göstergesi.

Hafter grupları son iki gündür Trablus havaalanı yakınlarını bombalayıp, saldırılarını arttırınca bu Ankara’yı da hareketlendirdi.

Daha önce 7 Ocak’a kadar ara tatil veren TBMM’de, 8 Ocak günü Tezkere’yi ele alma planı yapan AK Parti Grubu, önceki akşam milletvekillerine mesaj yollayıp 2 Ocak için hazır olmalarını istedi.

Bu kapsamda Dışişleri Bakanı da Libya konusunda bilgi vermek üzere CHP, MHP ve İYİ Parti liderlerinden yarın (30 Ocak pazartesi) için randevu talebinde bulundu.

MHP lideri Bahçeli de 2 Ocak’ta toplanmaya ve tezkereye partisinin desteğini dün açıkladı.

“ACELE EDİYOR GİBİ OLMASIN”

AK Parti yöneticileri ise dünkü sohbetimizde Libya Tezkeresi’nin hangi gün ele alınacağının yarın kesinleşeceğini bildirdi.

“Şu aşamada yüzde 51 ihtimal 8 Ocak’ı gösteriyor, ama biz yine de temkinli olalım istedik” bilgisini verdi.

Anlaşılan o ki Libya’daki Hafter hareketi öyle endişe uyandıran bir durum değil, AK Parti de tezkere gibi bir konuda acele ediyor görüntüsü vermek istemiyor.

Ancak Libya konusunun bundan sonraki süreçte Suriye meselesiyle birlikte ele alınacağı da kesin.

Nitekim Almanya Başbakanı Merkel de hem Libya hem de Suriye’de İdlib’den başlayan yeni göç dalgasının da arasında bulunduğu tüm ikili konuları görüşmek üzere Ocak ayının üçüncü yarısında Türkiye’ye gelecek.

Libya bundan sonra en çok konuşacağımız yerler arasında bulunacak…

*

Çölaşan, 15 gün önce öngördü...

Nüfusu 6 milyonu aşmış olsa da dostlukları nedeniyle küçüktür Ankara...

Herkes bir şekilde bir yerde karşılaşır…

Yirmi yıla yakın birlikte çalıştığım Emin Ağabey (Çölaşan) ve eşi Tansel Abla ile karşılaşmamız da böyle oldu.

Hesabımızda yokken, acıkıp son anda karar verip gittiğimiz restorana onlar da benzer şekilde gelmiş...

Yemeklerini bitirdikleri için kısa süre masada sohbet ettik.

Emin ağabey yıllarca karşı mücadele verdiği FETÖ ile suçlanmanın hayıflanması içinde olmaktan çok, ceza geleceğine inanıyordu.

Hatta emindi…

Bunları söyleyince, “Haydi canım… Sen mi FETÖ’den ceza alacaksın?” dediğimde, o gün aynen şu yanıtı verdi:

“Eskiden ağır cezada, görüşlerimizi beğenmesek de ağır, oturaklı, yıllarını mahkemelerde geçirmiş hukuk adamı hakimler otururdu. Verdiği ceza ağırımıza gitmezdi, ‘Haklı adam biz de ağır yazdık, kötü geçirdik’ derdik. Hukuk içinde kalan, vicdanıyla kanunu uygulayan o hakimler yok artık. Bırak yıllardır süren FETÖ mücadelemi, ağzımla kuş tutsam sonuç değişmeyecek, hapis verecekler...”

Öngördüğü gibi de oldu…

Ama bu dava, Çölaşan’ı ya da Necati Doğru’yu hapse de götürse (ki hiç ihtimal vermiyorum) üzerine yapışmaz…

Tam tersine bugüne kadar verilen mücadelenin ruhunu tersine çevirir, Yargı Reformu’nu hiçleştirir...

Bırakın 20 yıl birlikte çalışan, 30 yıldır tanıyan beni; “Minik Kuşunun” getirdiği bilgileri köşesinden okuyan her vicdan sahibi bilir ki Çölaşan’dan FETÖ’cü çıkmaz.

Bunu iddia etmek insanların vicdanlarında derin yara bırakır.

Asıl karar da zaten vicdan mahkemesinde verilendir... 

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!