Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        AK Parti’de milletvekilleriyle yılbaşında istişare toplantısı gerçekleştirmek bir gelenek…

        Seçim sonrası milletvekillerinden özellikle bakanlara yönelik tepkiler yükselince Temmuz ayında da ara istişare toplantısına ihtiyaç duyulmuştu.

        Şimdi ise Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Genel Başkanı olarak milletvekilleriyle kahvaltılı istişare toplantılarına tekrar başlıyor.

        Muhtemelen gelen haftaya da sarkacak toplantının amacı, milletvekillerinin görüşlerini ve eleştirilerini almak.

        Partinin genel politik tavrına yönelik de yol haritasını anlatmak…

        ZÜĞÜRT AĞA BENZETMESİ

        Aktarıldığına göre milletvekillerinin bakanlarla iletişim, statü kaybı, deprem ve Kanal İstanbul olmak üzere bazı konulardaki yakınmaları sürüyor.

        Temmuz ayında yapılan toplantıda da milletvekilleri kendilerini “Köyü elinden alınmış Züğürt Ağa”ya benzetmiş, “Herkes bizden bir şey bekliyor, ancak bakanlar telefonumuza çıkmıyor; milletvekilinin ağırlığı yok, statüsü kayboldu” diye yakınmıştı.

        Vekiller, başkanlık sisteminin işlerliğine ilişkin şikayetlerini de açık dille aktarmıştı.

        Cumhurbaşkanı da başkanlık sisteminin aksayan yönlerinin düzeltileceği konusunda söz vermiş ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’dan hazırlık yapmasını istemişti.

        Oktay da sistemin aksayan yönleri ve yapılması gerekenlerle ilgili çalışmasını Cumhurbaşkanı’na sunmuştu.

        Görünen o ki milletvekillerinin bakan ve üst düzey bürokratlarla iletişimine ilişkin sorun çözülmüş görünmüyor.

        Hatta son dönem bazı milletvekilleri ile genel müdürler ve bakan yardımcıları arasında sert tartışmaların yaşandığı da TBMM kulisinde sohbet konusu.

        KANUN YAPIMI SORUNU

        Son dönem eleştirilen bir diğer nokta da TBMM’ye gelen yasaların üzerinde yeterince tartışılmamış olması.

        Bazılarının da milletvekillerinin sözleri baştan dikkate alınmayıp, kamuoyundan yüksek tepki gelince geri çekilmesi.

        Eleştirileri de tam bu noktada başlıyor.

        Çünkü başkanlık sistemine geçildikten sonra Anayasa gereği kanunlar TBMM’ye ancak milletvekillerinin teklifi olarak sunulabilecek.

        Buna karşın, gelen yasaların içeriği konusunda milletvekillerinin dahli oldukça düşük.

        Ancak geçmişte üst kademe bürokrat veya bakanlık yapmış olan komisyon başkanlarının müdahalesi olursa düzeltme yapılıyor.

        Çoğu zaman da bu yönde bir talepte bulunulması dahi zorlaşıyor.

        Bu da üzerinde değişiklik yapılmasını güç hale getiriyor.

        Çünkü “Böyle olması istendi…” gibi üstten bir söz veya talimatla dokunulmasının önüne geçiliyor.

        Bu da milletvekilleri ile komisyona gelen teknokrat ve bakan yardımcısı arasında tartışmaya yol açıyor.

        Çünkü son noktada milletvekili o kanun nedeniyle seçmeniyle yüz yüze kalıyor.

        Yakınmaların birinci merkezi milletvekili iken, karar verici teknokrat olduğu için tepkinin nereye varacağını öngöremiyor.

        54 YILLIK BEKÇİ KANUNU

        Bunun en iyi örneklerinden biri dün İçişleri Komisyonu’nda görüşülmeye başlanan, yenilenmesi zorunlu hale gelmiş 1966 tarihli Çarşı ve Mahalle Bekçileri Hakkında Kanun-ı Muvakkat…

        Yani kanunun muhakemesi…

        Bekçilik sistemi kaldırılınca ihtiyaç olmaktan çıkmıştı.

        Yeniden bekçi alımıyla birlikte 54 yıllık kanun da değişim zorunluluğu hissetti.

        Kanun’un düzenlenmesinde bir madde hariç, aslında muhalefetin de itirazı yok.

        O madde de bekçilerin şüphelendikleri kişilere kimlik sormaları ve üzerlerini aramaları sırasında uygulayacakları yöntemde ortaya çıkıyor.

        ARAMANIN YÖNTEMİ

        Kanun’un 7’nci maddesinde ortaya çıkan sorun da tam burada başlıyor.

        Çünkü madde, bekçilere çalışma saati ve görev bölgesiyle sınırlı olmak kaydıyla kişileri ve araçları arama yetkisi veriyor.

        Bunun için yine, herkesin yorumuna açık o meşhur “makul sebep” şartını koruyor.

        Ancak, “süreklilik arz edecek, fiili durum ve keyfilik oluşturacak şekilde durdurma işleminin yapılamayacağını” belirtiyor.

        Ardından, durdurduğu kişinin üzerindeki elbisenin çıkarılması ve aracının görünmeyen bölümlerinin aranmasını yapabilme hakkını veriyor.

        Maddenin bu bölümünde hüküm aynen şöyle yer alıyor:

        “Bu kapsamda, durdurulan kişi üzerinde, giysilerinden herhangi birisi çıkarılmaksızın, elle, yüzeysel olarak, yoklama biçiminde kontrol yapılabilir. Yoklama ve sıvazlama, durdurma sırasında, bekçinin kontrol amaçlı yapabileceği işlemlerdendir.”

        Peşinden de “sıvazlamanın” nasıl yapılacağına açıklık getiriyor:

        “Sıvazlama ise yoklama işleminin, elin kişinin üstünden kaldırılmaksızın sürekli bir şekilde gezdirilmesi suretiyle yerine getirilmesidir.”

        VEKİLLER BASTIRDI DEĞİŞTİ

        Cümleye ilk tepki Komisyon görüşmeleri sırasında CHP milletvekili Ali Öztunç’tan geldi.

        Sohbetlerden anladım ki AK Parti'nin yanı sıra MHP milletvekilleri de bu hükümden rahatsız.

        Teknokratların izahına göre, ilgili başka kanunlarda “yoklama ve sıvazlama” ifasi bu haliyle bulunduğundan, bu Kanun'a da aynen aktarılmış.

        Cumhur İttifakı milletvekillerinin bastırması sonucu gece yarısı orta yolda buluşuldu ve metinden “sıvazlama” kelimesi ayıklandı, ancak “yoklama” kaldı.

        Böylece sıvazlayamayacak ama yoklayabilecek...

        TASARININ TEKLİF HALİ

        Bu noktaya gelinmesinin nedeni ise daha önce vergi kanununda da rastlandığı gibi, kanun hazırlanmasında milletvekillerinin yeterince katılım gösterememesi.

        Vergi kanunu görüşmelerinin Komisyon aşamasında bu denli başarılı olamamışlardı; ancak bastırıp değiştirdiler.

        Oysa kanun tekliflerini sadece milletvekilleri verecekti ve onların kararlarına kimse müdahale edemeyecekti.

        Hükümetten gelen tasarılara son verilecekti.

        Bugün yaşanan ise eski ile yeni sistemin bütünleşik durumu.

        Tasarının teklif hali...

        Diğer Yazılar