Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Rusya’nın Ankara Büyükelçiliği uçak düşürülmesi hadisesinden sonra sanırım en ıssız resepsiyonunu önceki gece verdi.
Rusya Silahlı Kuvvetler Günü dolayısıyla verilen resepsiyona, Türk Silahlı Kuvvetleri albay seviyesinde temsil edilmeyi tercih ederken, Dışişleri Bakanlığı da en alt düzeyde kaldı.
Hükümetten ise sadece Cumhurbaşkanlığı Güvenlik ve Dış Politikaları Kurulu Üyesi, eski AK Parti milletvekili İsmail Safi vardı.
Ancak onun katılımı da “görevlendirme” kapsamında değildi…
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Rusya Devlet Başkanı Putin ile görüştüğü saatlerde gerçekleşen resepsiyona hakim olan havaya gelirsek…
Hemen her diplomat, İdlib’de iki ülkenin çözüm üretilme kapasitesi üzerinde duruyordu.

ESAD’I DİNLEMİYOR

Şunu baştan belirteyim, resepsiyon boyunca Rus tarafının Moskova’dan gelen talimat doğrultusunda ağzını bıçak açmadı.
Herhangi bir açıklamada bulunmak bir yana, Rus diplomatların hepsi İdlib kelimesini duyduğunda uzaklaşmayı tercih etti.
Suriye sahasına hakim ülkelerin diplomatları ile sohbetin ana konusu da ister istemez İdlib’in ötesine geçemedi.
Öncelikle hiçbiri, “İdlib’in patlayacak bomba olmasını” arzu etmiyor; patlamanın kendilerine de terör sıçratacağını biliyor.
Suriye sahasına hakim bir ülkenin büyükelçisinin bu kapsamdaki şu cümlesi ise dikkat çekiciydi:
“Esad da çözümden yana, ancak İdlib sahasındaki ordu komutanlarının kendisini fazla dinlemediği anlaşılıyor…”
İdlib sahasındaki komutanlardan kastın, Esad’ın kardeşi olduğu açık…

DÖRTLÜ ZİRVE

Rus tarafının başlangıçta ağırdan aldığı 4'lü zirvenin tarihi konusunda sonunda uzlaşı sağlandı.
Erdoğan da dün 5 Mart olarak duyurdu...
Beklenti, Türkiye, Rusya, Almanya ve Fransa liderlerinin kalıcı barış için bir model üretmesi...
Buradan çıkacak modelin ertesi gün, 6 Mart'ta Tahran'da Astana taraflarıyla 6 ayda bir yapılan Türkiye, Rusya, İran dönem toplantısında pekiştirilmesi bekleniyor...

ANKARA’NIN PLANI

Cumhurbaşkanı Erdoğan da dün otoyol açılışında Putin, Merkel ve Macron ile yaptığı görüşmeyi anımsattı.
Masada ve sahada ne gerekiyorsa onu yapacaklarını vurgulayıp ekledi:
“Bütün bu değerlendirmelerden sonra da yol haritamızı belirledik. Masada olduğumuzu her tarafa duyuracağız…”
Erdoğan ile Putin’in görüşmesi sonrası yapılan açıklamalara bakıldığında Suriye sahasındaki uzlaşmazlık görülüyor.
Türk tarafına göre, sahada radikallere yönelik ayıklama yaptığı dönemde rejimin çatışmayı tahrik eden tutumu…
Rus tarafına göre de Türkiye’nin desteğinde olan sahadaki radikaller…

SORUNDA UZLAŞMAZLIK

Her iki liderin “temasları arttırma ve anlaşmalara uyma” konusundaki tutumlarını yinelediği görüşmede Erdoğan, “Rejimin dizginlenmesi ve insani krizin durdurulmasının şart olduğunu” vurgulamış.
Soçi mutabakatına tarafların uymasıyla çözümün sağlanabileceğini belirtmiş.
Putin ise “Radikal grupların devam eden saldırgan eylemlerine dair ciddi kaygısını” dile getirmiş.
Savunma bakanları Akar ve Şoygu’nun dünkü görüşmesinde ise çatışmaları azaltmak için alınması gereken önlemler değerlendirilmiş, bir çalışma başlatılmış.
Her şeyin birkaç gün içinde Ankara’ya gelecek Rus heyetiyle yapılacak görüşmeye kaldığı söylenebilir.

OTOYOL SINIRI

Bu kapsamda Ankara, çatışmaya odak olan M-4 ve M-5 otobanlarını Türk ve Rus askeri devriyelerinin birlikte kontrolünü ve rejimin Soçi mutabakatı ile belirlenen Gözlem Noktalarının gerisine çekilmesini istiyor.
Moskova ise elde edilen kazanımdan yola çıkarak herkesin durum değerlendirmesi yapması gerektiğini belirtiyor.
Şam güçlerinin M-5’in tamamını, M-4’ün ise bir bölümünü ele geçirdiğini anımsatıyor.
Hatta M-4’ün tamamını elde etmesi için dün başlattığı yeni atakla desteğini veriyor.
Her iki otobanın kontrolünün Şam güçleri tarafından sağlanması konusundaki ısrarını sürdürüyor.
Türkiye’ye de “Geçmişte otobanların kontrolünün sağlanması için Soçi Mutabakatıyla Türkiye’ye görev verildi, ancak gerçekleşmedi” gerekçesini getiriyor.
Rejimin tahrik edici tutumunu bir kenarda tutuyor.

GERİ ADIM İMKANSIZ…

Cumhurbaşkanlığına yakın kaynaklarla dünkü görüşmeme dayanarak belirtiyorum, Ankara İdlib konusunda oldukça kararlı.
Hatta bu kararlılığı krizi ileri bir noktaya taşımaktan geri durmayacak boyutta…
Nedenini de şöyle dile getirdi:
“İdlib’de atacağımız bir geri adım, Libya başta olmak üzere diğer alanlarda da geri adım atacağımız anlamını doğurur; Suriye sahasındaki diğer alanlarda rejim için talepte bulunma kolaylığını yaratır…”
Bundan dolayı önce masada, sonra sahadaki duruşunu sürdürmekten kaçınmayacak.

MÖNTRÖ’NÜN 21’İNCİ MADDESİ

Masada uzlaşı sağlanmadığı takdirde nelerin olacağı konusunda ilk adımda işaret edilen ise Montrö Boğazlar Sözleşmesi…
Özellikle de Montrö’nün 21’inci maddesinin “Savaş tehdidi karşısında hissetmesine…” şeklinde yer alan şu ilk cümlesi:
“Türkiye kendisini pek yakın bir savaş tehlikesi tehdidi karşısında sayarsa, Türkiye'nin, iş bu Sözleşme’nin 20. maddesi hükümlerini uygulamaya hakkı olacaktır...”
Sözleşme’nin atıf yapılan 20’inci maddesi, “Türk hükümeti tümüyle dilediği gibi davranabilir…” hükmünü taşıyor.
Mesele bu noktaya ulaşır mı?
Bunu zaman gösterecek…

 

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!