Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

Seçim dönemlerinde milletvekili transferi ile partilerin seçime girmesinin önünün kesilmesine ilişkin düzenleme bu yasama yılında çıkar mı?
Soruyu yöneltmemin nedeni bu yöndeki çağrıların, “Erken seçim mi geliyor?” tartışmasını tetiklemiş olması...
Çünkü, Anayasa gereği seçim kanunlarındaki değişiklik, bir yıl içinde yapılacak seçimde uygulanamaz.
Bu durumda baskın bir seçim düşünüldüğünde uygulanmayacak bir düzenlemenin bugünden yapılmasının anlamı yok.
Eğer seçim zamanında yapılacaksa da bugünden yarına çıkacak beklentisi yaratmanın da gerekçesi yok…

ERKEN SEÇİM Mİ?

Bir diğer düzenleme de CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun, geçmişte seçime sokulmak istenmeyen İYİ Parti’ye verdikleri desteği bu kez de Gelecek ve Deva partilerinden de esirgemeyeceklerine yönelik sözlerinin yarattığı tartışma…
MHP lideri Devlet Bahçeli, Kılıçdaroğlu’nun önerisine sert çıkıp transferlerin engellemesine yönelik düzenlemenin yapılmasına işaret etmişti.
Siyasi çevreleri alevlendiren bu tartışmanın yarattığı efekt, hiç de öngörülmez şekilde yine “Erken seçim mi geliyor?” beklentisine yol açtı...
Şunu baştan belirtmeliyim, ne AK Parti ne de MHP’de erken seçim çabası var.

1982 HÜKMÜNE DÖNÜŞ MÜ?

Seçim öncesi milletvekili transferine ilişkin konuya gelince…
Kast edilen 1982 Anayasa’nın 84’üncü maddesinin ilk halinde de yer bulan ve sonradan kaldırılan hükme benzer bir düzenlemenin getirilip getirilmeyeceği…
Transfer olan milletvekilinin Meclis üyeliğinin düşürülmesini öngören ve 1995’te değiştirilen Anayasa’nın 84’üncü maddesi şöyleydi:
“İstifa eden, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne seçilmeye engel bir suçtan dolayı hüküm giyen, kısıtlanan, partisinden istifa ederek; başka bir partiye giren veya seçim hükümetleri hariç Bakanlar Kurulu’nda görev alan, üyelikle bağdaşmayan bir hizmet kabul eden, Meclis çalışmalarına özürsüz olarak bir ay içinde toplam beş birleşim günü katılmayanların üyeliğinin düşmesine, üye tamsayısının salt çoğunluğu ile karar verilir.”
Bu hüküm AİHM dahil Türkiye’nin üyesi bulunduğu kurumlar ile içerde gelen tepkiler dikkate alınarak 1995 Anayasa değişikliğinde maddeden çıkarıldı.
Anayasa’nın 16 maddesi de referandumsuz şekilde Meclis’te sağlanan oybirliği ile değiştirildi.

AK PARTİ’NİN KARARI

Son günlerde konu yeniden gündeme gelince dikkat ettim AK Parti bu tartışmanın dışında kalmaya özen gösterdi; bir anlamda topa girmedi…
AK Parti yöneticileri de dünkü sohbetlerimiz sırasında konuyu bir başka yöne çekti…
Sonunda Grup Başkanvekili Bülent Turan her zamanki doğrucu, net konuşma üslubuyla aynen şunu söyledi:
“Bizim bu konularda bir hazırlığımız yok…”
Hemen ardından ulaştığım adının yazılmasını istemeyen bir diğer yönetici de benzer ifadeyi kullanıp devam etti:
“Sayın Bahçeli’nin yaklaşımına kişisel olarak katılıyorum ama bunun için yasaya gerek yok. Siyasi ahlak kanunla olmaz. Siyasi ahlak dediğiniz insanın içinde, ruhunda olması gereken bir şeydir. Onu kanunla nasıl düzenleyebilirsiniz ki? Bunun da tartışmadan çıkarılması gerekir. Siyasi Partiler ve Seçim kanunları ile ilgili de geçmişten gelen hazırlıklarımız düşüncelerimiz var; ama şu aşamada söz konusu değil…”

ELİTAŞ: BİZDE HAZIRLIK YOK

Uzun yıllar Grup Baskanvekilliği yapan ve önceki İctüzük değişikliğinin hazırlanmasında en etkin isim olan Sanayi Komisyonu Başkanı Mustafa Elitaş'ı aradım...
Vekil transferini engelleyen bir düzenleme halinde, üzerinde değişiklik yapılması gereken TBMM İçtüzüğü ile ilgili çalışmalarının olup olmadığını sordum.
Elitaş, aynen şunları söyledi:
“TBMM İçtüzüğü’nde tek satır değişikliğe gerek yok; 5 siyasi parti eksiksiz uyacağına, hükümlerine sadık kalacağına söz versin yeter. 1876’dan bugüne kadar uygulanagelmiş İçtüzük zaman içinde yapılan değişikliklerle en iyi haline getirildi. Sorun uygulamada…”

MUHALEFET NE DİYOR?

Muhalefetin bakışı da ise tamamen farklı…
CHP Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, bir siyasi partiyi sandığa sokmamayı hedefleyen çabaları engelleyerek demokrasiye katkı vermeyi amaçladıklarını belirtti.
Her partinin oyu oranında TBMM’de temsil edilebilmesi, barajın kalkması, lider sultasının kırılmasını sağlayacak düzenlemelere ihtiyaç olduğunun altını çizdi.
İYİ Parti de CHP ile benzer görüşleri taşıyor; milletvekillerinin yurtdışı oyuyla seçilebilmesi için yurtdışı seçim bölgelerinin kurulması, mühürsüz oy kullanımı, Dernekler Kanunu’nun Siyasi Partiler Yasası’nın üzerindeki tahakkümünün yıkılması, kongre taleplerinin yerine gelmemesi durumunda hangi yola başvurulacağının netleşmesi gibi konuların düzenlenmesini istiyor.

ŞİMDİ TAM ZAMANI

MHP ise konuya tamamen siyasi etik açısından bakıyor; her seçim öncesi milletvekili transfer ederek çok sayıda siyasi parti kurulmasının yaratacağı karmaşaya dikkat çekiyor.
“Seçimden 6 ay önce Türkiye’nin yarısında örgütlenmesini tamamlamak gibi zahmete girmek yerine, başka partiden 20 milletvekili transferiyle seçime girme kolaycılığının siyasette ahlak sorunu yarattığını” söylüyor…
MHP liderinin konuya yaklaşımının bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğinin özellikle altını çiziyor.
“Eğer seçim kanunlarında düzenleme yapılacaksa bugünden gerçekleşmeli, yumurta kapıya dayandığı güne, seçimin hemen öncesine bırakılmamalı; şimdi tam zamanı” diye de tavsiyede bulunuyor.
Bu yasama yılına birçok şeyin yetişmesindeki imkansızlığı MHP yönetimi de görüyor.

BU YASAMA YILINDA ZOR

HDP ise İYİ Parti ile seçim sürecinde görüşmede bulunduklarına ilişkin devam eden tartışma zemininden usanmış…
Bu aşamada bir noktayı aydınlatmalıyım ki, HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar geçen haftaki sohbetimizde eski milletvekili Sırrı Süreyya Önder’i hedefine almadı; sonrasında ekranlarda dile getirdiği görüşlerini söyledi.
HDP’nin vekil transferine ilişkin konuya bakışı ise şöyle özetlenebilir:
“Bugünkü tartışmaların dışındayız. Çünkü hiçbir öneri prensip üzerinden, hiçbir hamle de ilkeler üzerinden gündeme gelmiyor; hepsinin kendi çıkarına kullanma çabası var. Dolayısıyla tartışmaya gerek yok…”
Bütün bunlara bakarak şunu söyleyebilirim ki bugünden yarına Seçim ve Siyasi Partiler kanunları ile İçtüzük konusunda adım atılması mümkün değil…
Herkes TBMM’nin Başkanı’nın seçimini tamamladıktan sonra tatile girmesinin hesabını yapıyor…

İstifa metnine ve altındaki imzasına dikkat etmemiştim.
Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanlığı görevini yürütürken, Gölcük Donanma Komutanlığı’ndaki bir ihale gerekçe gösterilerek açığa alınan, sokağa çıkma kısıtlamasının uygulandığı gün de hemen odasını boşaltması istenince istifa eden Tümamiral Cihat Yaycı’nın istifasından söz ediyorum.
Emrine verildiği Genelkurmay Başkanlığı’ndaki açık görevinden ayrıldı sanıyordum, bende öyle bir etki bırakmıştı.
Madem Genelkurmay emrine girmeden, yani Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı iken istifa etmiş…
Belki önemli görülmeyebilir ama hakkında açılmış bir soruşturmaya karşı duruş sergilemesi açısından dikkat çekici…
Çünkü Genelkurmay emrine verilip kısa bir süre daha beklemiş olsaydı 1 Ağustos'ta koramiral emekli maaşı ile emekli olacaktı...
Oysa 1 Ağustos'u beklemeden tümamirallik kadrosundan ayrıldığı için bir alt rütbe olan tuğamiral emekli maaşı alacak.

SORUŞTURMAYA KARŞI MÜTALAA

Nitekim dün yakın çevresinden bazı isimlerle yaptığım sohbetten de anladım ki bu da öyle kolay bir direnç olmamış.
Daha önemlisi açılan soruşturmaya da hem ihalenin yapıldığı Gölcük Donanma Komutanı 13 sayfalık karşı raporla direnmiş; emrindeki subaylar hakkında soruşturma izni vermemiş.
Hem de Deniz Kuvvetleri Komutanı 1,5 sayfalık mütalaasında soruşturmayı doğru bulmadığını kayda geçirmiş, Tümamiral Yaycı'yı savunmuş...
Buna karşın Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusu dosyası yollanmış...

AKSAKALLI VE TEMEL’DEN FARKI

Bu aşamada yakın çevresinden bir subay ilginç bir noktaya dikkat çekti.
“Zeki Aksakallı paşa 2’nci Ordu Komutanı iken Çanakkale Gelibolu’ya atandı, Metin Temel paşa da yine 2’nci Ordu Komutanı iken Genelkurmay Denetleme ve Değerlendirme Başkanlığı’na getirildi. Cihat Yaycı amirale ise hiçbir görev verilmedi, resmen açığa alındı. Onun için diğerleriyle bir tutulmaz…”

DEVİR TESLİMİN ŞARTI

Bunu söyledikten sonra askerin devir teslim sürecine yönelik de ilginç bir detay aktardı.
Öyle kamudaki gibi üst düzey yönetici konumundaki bir asker başka göreve atandığında masasını toplayıp gidemezmiş; bunun için sicillerin tamamlanması, devir teslim edilecek defterlerin detaylı tanzimini kanunen yapmak zorundaymış…
Eğer bunları yapmadan görev yerinden ayrılırsa kanun karşısında suçlu kabul edilirmiş.
Bunları aktardıktan sonra sordu: “Bu kadar işi 24 saatte kim yapabilirdi ki?”
Aktardıklarına göre emekli Tümgeneral Cihat Yaycı’nın Doğu Akdeniz’deki başarıları başta olmak üzere birçok tutumu ve medya ile ilişkileri pek hoşnut karşılanmamış.
Bir subayın bu denli öne çıkmasının doğru olmadığı belirtilmiş ki zaten bu sözler bir süredir bu alana bakan birçok medya mensubunun kulağına da zaten fısıldanıyordu.
Sonunda iyi bir komutan, başarılı bir subay, esas nedeniyle, üslup gerekçesiyle istifa etti…
Üslup esastan önce gelir kuralını çiğnemedi, makamını korudu…

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!