Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

TBMM Başkanlığı’na aday olmayacağını Meclis kulisinde açıklamasından bu yana, ikinci veya hep üçüncü ağızların aktarımıyla düşüncesi dillendirildi.

Ancak bu süreçte kendisi herhangi bir açıklamada bulunmadı...

İstanbul’da evinde dinlenmeye çekilmesinden kaynaklansa gerek, son dönem Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığı ile ilgili de kulislerde bazı haberler dillendirilmeye başlandı.

“Yatırımcı bakanlıkların koordinasyonundan sorumlu statüsü olmadan, protokol görevi yapacak Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığı görevini kabul etmeyeceğine” ilişkin söylentiler çıktı.

AK Parti’nin en uzun süre bakanlık yapan siyasetçisi olmasının ötesinde, Genel Başkanlık, Başbakanlık, TBMM Başkanlığı görevlerinde bulunmuş Binali Yıldırım, iddia edildiği gibi mi düşünüyor?

Arayıp sordum…

Telefonu açtığında her zamanki çelebi, nezaket dolu, içten ve esprili sohbetin ardından “yazmak kaydıyla” deyip sorularımı yönelttim…

Binali Yıldırım da “yazılmak kaydıyla”, aynı açıklıkta yanıtlarını verdi.

TBMM Başkanlığı’na aday olmama kararını açıklamasının hemen ardından İstanbul’a evine döndüğünü, gelişmelerden ve iddialardan da fazla haberdar olmadığını, hatta ilgilenmediğini belirtti.

Ankara’da olup biteni arkadaşlarının takip ettiğini ve kendisini de gerek duyduklarında zaman zaman bilgilendirdiklerini söylemekle yetindi.

İddiaların hepsini umursamaz tavır sergiledi…

“BUNLARIN ÖNEMİ YOK ARTIK…”

Sonrasındaki sohbetimiz şöyle devam etti:

Soru: Temayül yoklaması yapacağını Sayın Cumhurbaşkanı size baş başa yediğiniz yemek sırasında iletti mi?
Yıldırım: Bunların hiç önemi yok artık, bitti hepsi. Ben artık noktayı koydum.

“OLACAK BİR İŞ DEĞİLDİ GRUBA ZARAR VERİRDİ…”

Soru: Aday olmayı düşündüğünüz, temayül yoklaması nedeniyle vazgeçtiğiniz ileri sürülüyor:
Yıldırım: Olacak bir iş değildi… Milletvekillerine ve gruba zarar verir; ne yarışı yapacağız. Olmazdı yani...

Soru: Aday olmamanızın gerekçesi bu mu?
Yıldırım: Ben niye aday olmadım? Grubum zarar görmesin, milletvekilleri üzülmesin, iki arada bir derede kalmasınlar diye… Bundan partimizin, Meclis grubumuzun zarar göreceğini düşünerek böyle bir karar aldım. Bu kadar açık ve seçik... Belki biz de zarar görürdük ama bizden ziyade milletvekillerimizin iki arada bir derede kalması çok hoş bir şey değildi.

GÜNDEMDE DEĞİŞİKLİK YOK

Soru: Buruk olduğunuz, Cumhurbaşkanlığı yardımcılığında ancak yatırımcı bir görev verilirse kabul edeceğiniz yönünde iddialar dolaşıyor…
Yıldırım: Benim böyle bir şeyim yok… Samimiyetle söyleyeyim, böyle bir şeyim hiç olmaz... Hiçbir zaman da görev beklentim olmadı. Hele bir pazarlık falan da söz konusu olmadı; kaldı ki gündemde de öyle bir şey yok.

TALEBİM OLMADI

Konuşmamızdan anladığım şu ki Yıldırım, meselenin bu noktaya gelmiş olmasından da hoşnut değil.

Çıkarılan söylentilerden rahatsız, o nedenle de Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığı konusunda birkaç kez “Talebim hiç olmadı, samimiyetle söyleyeyim benim böyle bir şeyim hiç olmaz” deme gereği duydu.

Gündemde kabine değişikliğinin olmadığını da özellikle vurguladı.

Her zamanki gibi sözü döndürmedi, doğrudan söyledi, içinden ne geliyorsa öyle konuştu…

Kendisinin söylemiyle “noktayı koydu…”

Binali Yıldırım ile telefonda konuşurken, karşımdaki Habertürk ekranında da Ankara’ya yürüyen Baro başkanlarının kent girişinde engellendiği görüntüler vardı.

Arkadaşım Fevzi Çakır avukatların polis engeliyle karşılaşması haberini verirken hafızam beni 2018’de yaşanan avukatlar eylemine götürdü.

O gün de Türk Tabipler Birliği’nin (TTB) bir açıklamasına tepki olarak, Türkiye Barolar Birliği’nin de (TBB) başındaki “Türk- Türkiye” kelimesinin kaldırılması ve çoklu baro sistemine geçilmesi görüşü dile getirilmişti.

Karara tepki için Ankara’ya akın eden 10 bini aşkın avukat, önce Anıtkabir’e gitmiş, ardından da Ahmet Taner Kışlalı Spor Salonu’nda buluşup eylem kararı almıştı.

Bu sırada ilginç bir gelişme yaşandı ve TBB yönetimini Başbakan Binali Yıldırım’ın çağırdığı duyuruldu.

Kısa süre sonra da o gün de TBB Başkanlığını yürüten Feyzioğlu, Başbakan Yıldırım’ın karardan vazgeçildiğini kendilerine ilettiğini, sorunu çözdüğünü bildirdi.

Avukatlar da baştan öfkeli oldukları hükümetin Başbakanı Yıldırım’a teşekkürlerini ileterek konuşmalarını tamamladı.

O günden sonra da gündeme bir daha gelmedi…

30 avukat bulunmadığı için baronun kurulamadığı Bayburt'un Gümüşhane barosuyla hareket etmesinden dolayı Türkiye’nin 80 Baro başkanının karşı çıkan açıklamasını da görünce meselenin kapanacağını sanmıştım.

Ancak öyle olmadı, her geçen gün biraz daha ilerledi…

İlginç olan da AK Parti’de hukuk ile ilgili hangi kurum varsa çoklu baro sisteminin olmayacağını, sıkıntı yaratacağını defalarca söylemiş olmalarına karşın…

Hatta bazılarının bu konuda rapor sunduğu da bilinmesine rağmen…

DİYELİM Kİ ÇOKLU OLDU…

Farz edelim ki bu hafta veya en geç gelecek hafta TBMM’ye sunulması beklenen Barolar teklifi kanunlaştı…

Diyelim ki, “Bir kette ‘il içi bölge barosu’ kuruldu, Türkiye Barolar Birliği (TBB) merkez örgüt olarak kaldığı sürece ne sakıncası olabilir ki?” denilebilir.

Aslında mesele de burada başlıyor.

Anayasa açısından ele alırsan, 135’inci maddeye göre barolar “kamu kurumu niteliğindeki meslek örgütü” olarak niteleniyor.

Türk Ceza Kanunu'nun da 6’ncı maddesi, AK Parti döneminde eklenen hüküm, avukatları, “Ceza kanunlarının uygulaması” açısından yargı görevi yapan unsur olarak kabul ediyor.

“Yüksek mahkemeler, adlî ve idarî mahkemeler üye ve hakimleri ile Cumhuriyet savcılarıyla avukatları” birlikte sayıyor.

İLGİLİ KURULUŞUDUR

Buradan da anlaşılacağı gibi barolar ve TBB Adalet Bakanlığı’nın “ilgili kuruluşu” niteliğindedir…

Üyelerinin dilediği gibi gelip kayıt yaptırdığı, avukat atamalarının keyfine göre farklı dernekleşmiş yapılara verilen sivil toplum kurumu değildir, kamu tüzel kişiliğini kullanan meslek örgütüdür.

Bundan dolayı kamu gücü ve kanuna dayalı finansman gücünü kullanma yetkisine sahip; meslek sahipleriyle ilgili kamu hukukuna ilişkin tüm yetkilere haiz kamu kuruluşudur…

Varsayalım yapıldı ne olur meselesine gelirsek…

Ankara, İstanbul, İzmir gibi 5 binden fazla üyesi olan illerde “il içi bölge barosu” kurulduğunda kamu hukukundan kaynaklanan yetki çatışması kaçınılmaz olarak doğacak.

TOBB DA ÇOKLU OLUR MU?

Nasıl ki TOBB’a bağlı sanayi ve ticaret odalarından bir kentte daha fazla sayıda kurulursa, şirket kurulumunun şartlarının belirlenmesi açısından işler karışır, burada da aynı durum ortaya çıkar, mesleki kamu hukukunun kullanımında kaos oluşur...

Mahkemelerdeki duruşmalarda kamplaşmalar yaşanır.

Daha ilerisi çıkar gruplarının veya dışlayıcı ideolojilerin egemen olduğu, ırkçı, siyasal kamu tüzel kişiliği bulunan örgütlenmeler çıkar.

Duruşma salonlarında yargılamanın asli unsurları arasında çatlama oluşur.

DUYULMAYANI DUYURMAK

Dikkat ediyorum yukarıda sıraladığım mahsurların neredeyse tamamı 80 baro başkanı tarafından ifade ediliyor.

Çoklu baro olabilmenin zemini 2012’de Anayasa Mahkemesi’nin bir kararına dayandırılsa da AK Parti’nin içindeki akil hukukçular bunun doğru olmayacağını her adımda açıktan dile getiriyor.

Diğer yandan yürüdüklerinden birçok kişinin haberdar olmadığı baro başkanlarının Ankara girişinde önü kesilerek, herkesin haberdar olması sağlanıyor…

Üstüne bir de oturma ve gece çadırda konuklama eylemi binmiş bulunuyor…

Peki, savunma ile ilgili karşıt görüşün bu denli çok olduğu yerde neden bunlar oluyor?

YORUMLAR

Yorum kurallarını okumak için tıklayınız!
0:00 / 0:00